T.C. ADALET BAKANLIĞI ADLİ TIP İHTİSAS KURULU'NUN RAPORU

"Kokain Yiyecek ve İçeceğe Karıştırılmak Suretiyle Alınabilmektedir"

T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp İhtisas Kurulu, Adnan Oktar'ın yargılandığı kokain davasıyla ilgili olarak hazırladığı 31.10.1991 tarihli raporunda kokainin yiyecek ve içeceğe karıştırılarak alınabileceğini açıklamıştır.

Bu raporda gösteriyor ki herhangi bir kimsenin yiyecek ve içeceğine karıştırılarak fark ettirmeden kokain verilmesi mümkündür. Bu şekilde verildiğinde de o kişinin idrarında ve kanında kokaine rastlanmakta, kokain testleri pozitif sonuç vermektedir.

Fakat ağızdan verilen kokain, burundan ve damardan verilen kokainle aynı etkiyi yapmamaktadır. Ağızdan verilen kokain sonucunda, klasik kokain etkileri görülmemekte veya çok az görülmektedir. Bu nedenle kokain kullananlar zahmetli ve zararlı olduğu halde, daha tesirli olduğundan burundan çekme yöntemini kullanmaktadırlar.

İSLAM DİNİNE GÖRE UYUŞTURUCU MADDELERİN HÜKMÜ

1- Kur'an Ayetleri

a- Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 90)

b- Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (Maide Suresi, 91)

2- Peygamberin Hadisleri

a- Müskir olan (sarhoşluk veren) herşey haramdır." (Sünen-i İbn-i Mace, cilt 9, sf. 123)

b- "Sarhoşluk veren herşey haramdır." (Sünen-i İbn-i Mace, Hadis no 3301, 3306, 3388, 3389, 3393)

c- "Sarhoş eden herşey içkidir, her içki haramdır." (Kuyuf El -Kardavi, İslam'da helaller ve haramlar s. 77)

3- İslam Alimlerinin İzahları

a- Hamr (içki), ister yaş ister kuru ister yenilir ister içilir olsun, aklı gideren her maddeye verilen bir ad, bir vasıftır. (İmam-ı Zehebi, Büyük Günahlar s. 57)

b- Hamrla murad (kasıt) insanı sarhoş edip aklını örten herşeydir. Binaenaleyh, her neden yapılmış olursa olsun sarhoşluk veren içkinin cümlesi haramdır. Mesela afyon, haşhaş, penç gibi sarhoşluk veren, aklı bozan şeyleri yemek caiz değildir. Mayilerden vücuda zararlı olanları, insana sarhoşluk verenli içmek zarardır. Sarhoşluk veren bir şeyin azı da çoğu da müctehitlerin cumhuruna göre haramdır. Nitekim bir Hadis-i Şerif'te "çoğu sarhoşluk veren bir şeyin azı haramdır" buyurulmuştur. (Ömer Hasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali)


ADNAN OKTAR'I GÖZALTINA ALINMADAN ÖNCEGÖRENLER:"ADNAN HOCA'NIN ŞUUR BULANAKLIĞI YOKTU"

Adnan Oktar gözaltına alınmadan birkaç saat önce gazetecilerle çekilen fotoğraf. Gazeteciler Adnan Oktar'da herhangi bir konuşma bozukluğuna rastlamadıklarına ve şuurunun tamamen açık olduğuna dair imzalı belge vermişlerdir. Ama başında sürekli nöbetçi olmak kaydıyla geçen 62 saatlik gözaltı süresinin sonunda yapılan tahlilde Adnan Oktar'ın kanında kokain bulunduğu rapor edildi. Ancak 62 saatlik bir süreden sonra kanda ve idrarda kokain yanmaddesinin bulunmasına olanak yoktu. Bunun tek açıklaması vardı: Kokain, gözaltı esnasında ve aldığı yiyecekler yoluyla karışmıştır.

Adnan Oktar gözaltına alındığı gün sayısız kişiyle görüştü, konuştu. Basın toplantısındaki gazetecilerden, yemek yediği restorandaki görevlilere kadar birçok kişi Adnan Oktar'ın neşeli, canlı, şuurlu, olduğuna imzalı şahitlik yaptı.

Şermin Sezginer: Adnan Oktar'ı İzmir'de düzenlediği basın toplantısında gördüğümde, kendisi normalin dışında herhangi bir tavır ve davranışta bulunmadı. Konuşması normal ve düzgündü. Ne bakışlarında, ne de mimiklerinde bir bozukluk yoktu. Tam aksine gayet sağlıklı ve dengeli gözüküyor, sevecen, esprili bir tarzda konuşuyordu.

Ayla Oranlı: Adnan Oktar'ı Büyük Efes Oteli'nde öğleden sonra gördüm. Gördüğüm kadarıyla çok sağlıklı ve dinçti.

Zeki Kaynak: Adnan Oktar'la İzmir'de karşılaşmamda kendisinde bir sarhoşluk, dengesiz veya tutarsız bir insan hali görmedim. Hareketleri, konuşmaları gayet tabii ve normaldi. Saat 14.30'da Efes Otel'in berberinde karşılaştık. Saç traşı boyunca konuştuk.

L. Sondamala: Saat 17.00-18.00 arasında çalıştığım Efes Otel Restoranında Adnan Hoca'nın dengesiz bir hareketini görmedim.

Doğan Has: Saat 15.45'te Alsancak Gündoğdu Center Cafe'de kendilerine bizzat kendim servis yaptım. Adnan Oktar'ın herhangi bir dengesizlik veyahutta bir sarhoşluk içerisinde olduğunu görmedim.

Suat Azal, N. Kemal Gültekin, Caner Akbulut, Ziyaeddin Balcı, Abdi Budakçı, Celal Yazar: Adnan Oktar üç arkadaşı ile beraber lokantamızda muhtelif yemekler yedi. Çevresindeki kişiler ve kendisi gayet aklı başında insanlardı. Herhangi bir kötü tavır, davranış bozukluğu görmedik. Kendisi iyi giyimli, kibar ve mütevazi bir insana benziyordu.

Tutarsızlıklar ve mantıksızlıklar bununla da bitmiyordu. Sayısız raftan oluşan ve içinde yüzlerce kitap bulunan bir kütüphanede, nasıl olduysa, görevli aramanın hemen başında, elini attığı ilk kitapların arasında kokaini bulmuştu. Bu da bir kez daha yapılan aramanın gerçek bir arama olmadığını göstermekteydi.

Tüm bunların yanı sıra, Adnan Oktar, bu komplonun düzenlemesinden kısa bir süre önce, kendisine karşı sinsi bir tuzak kurulduğunu hissetmiş ve İstanbul Ortaköy'deki evini terk etmişti. Komplodan kısa bir süre önce de, annesini telefonla aramış ve "bana karşı bir tuzak hazırlanıyor olabilir, yanına birkaç şahit al ve evin her tarafını çok detaylı olarak temizleyin, kontrol edin" demişti. Annesi Mediha Hanım, komşulardan birini ve kapıcıyı çağırmış ve üçü birlikte evdeki bütün eşyaları detaylı olarak temizlemiş, kütüphanedeki kitapların da hepsinin tek tek tozunu almışlardı. Bu temizlikten sonra, Adnan Oktar bir daha eve hiç gelmemiş olmasına rağmen, 16 polis eve girmiş ve bir anda kütüphaneden "kokain paketi" çıkıvermişti. Mediha Hanım'ın komşusu ve kapıcısı, olaydan sonra "Adnan Oktar'ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu" diye noter tasdikli bir ifade verdiler.

Kokain komplosunun ikinci aşaması, yani Adnan Oktar'ın kanında çıkartılan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütüldü. Adnan Oktar emniyette 62 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştı. Ancak kokainin kandaki yan maddesine bakılarak, kaç saat önce ne kadar kokain alınmış olduğu bilimsel olarak hesaplanabiliyordu. Adnan Oktar'ın kanında çıkartılan kokain dozu ise, 62 saat önceden alınmış olsa, Adnan Oktar'ın ölümüne neden olacak kadar yüksek bir dozdu. Bu durum, kokainin Adnan Oktar'ın vücuduna, 62 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada girdiğini gösteriyordu. Yani kokain, Adnan Oktar'a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.

Bu gerçek, aralarında Scotland Yard'ın da bulunduğu 30'a yakın uluslararası adli tıp kurumu tarafından teyit edildi. Hepsinin de, incelemeleri için kendilerine gönderilen dosya hakkındaki ortak cevabı şöyleydi: Kokain Adnan Oktar'a göz altındayken yemeğine karıştırılarak verilmiştir. Olay komplodur.

Daha sonra Türk Adli Tıp kurumu da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etti ve Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklandı.

Ancak kokain olayı çok önemli bir hususu ortaya çıkarıyordu: Adnan Oktar'a büyük husumet besleyen ve her türlü kirli yöntemi devreye sokarak onu yolundan döndürmeyi amaçlayan bazı karanlık odaklar vardı. Adnan Oktar, bu olayların öncesinde, masonluk hakkında yeni bir kitap çalışması yaptığını ve bu örgütün Türkiye'deki pek çok sinsi oyununu deşifre edeceğini açıklamıştı. Anlaşılan Adnan Oktar'ı daha önce hapis ve baskıyla yıldırmaya çalışan masonik mihraklar, bu kez bir komployla yıldırmayı tercih etmişlerdi.

"Global Masonluk" Kitabı ve Masonların Son Çırpınışları

Adnan Oktar tarafından hazırlanan ve masonluk teşkilatının iç yüzünü gözler önüne seren eserler kamuoyunda büyük ilgi görmektedir.

Kokain Komplosu sırasında yaşanan haksızlık ve hukuksuzlukların bir benzeri de 12 Kasım 1999 tarihinde Bilim Araştırma Vakfı'na karşı düzenlenen operasyon sırasında yaşandı. 12 Kasım 1999 tarihinden itibaren Sayın Adnan Oktar'a ve BAV camiasına karşı büyük bir iftira kampanyası başlatılmış ve bu karalama aylarca sürdürülmüştür. Hiçbir gerçeklik payı içermeyen bu iftiraların tek nedeni ise, bazı güç odaklarının Sayın Oktar'ın ve BAV'ın milliyetçi ve mukaddesatçı çizgisinden ve bu yöndeki çalışmalarından duydukları rahatsızlıktır. Materyalist ve bölücü ideolojilere karşı yürütülen fikri mücadele, özellikle son dönemde hız kazanmış ve ülke çapında büyük yankı uyandırmıştır.

Söz konusu operasyonda en dikkat çeken hususlardan birisi ise, Sayın Oktar'ın yıllardır süren araştırma ve incelemelerine dayanarak hazırladığı Global Masonluk isimli kitabının baskın sırasında kaybedilmiş olmasıdır.

Türkiye'deki mason örgütlenmesinin yapısı, dünya masonluğu ile Türkiye masonluğu arasındaki ilişki, bu ilişkiyle ilgili bazı önemli ifşaatların yer aldığı bu çalışmada ayrıca, masonların bazı medya kuruluşları ve siyaset çevreleri üzerindeki etkileri de ele alınmaktaydı. Bu kitabın içeriği, 12 Kasım tarihinden önce çeşitli toplantılarda ve ortamlarda sohbet konusu da olmuş ve büyük ilgi uyandırmıştı.


1999 tarihinde disketleri kaybolan "Global Masonluk" kitabında yer alan bilgiler yeniden toparlanarak, kitabın birinci cildi Mart 2002 tarihinde basılmıştır.

Masonların uluslararası bağlantılarını, hiyerarşik yapılanmalarını, gizli faaliyetlerini ve gerçek yüzlerini gözler önüne serecek olan bu eser, mason örgütlerinde ciddi endişeye neden olmuştur. Bu nedenle de masonlar, bu kitabın basılmasını engellemek için girişimde bulunmuşlardır. 12 Kasım gecesi düzenlenen operasyonda, Global Masonluk kitabının arşivi niteliğinde olan üç disket, esrarengiz bir şekilde kaybolmuştur. Evde bulunan tüm disketlere el konulmuş ve bunlar bir süre sonra emniyet mensupları tarafından geri verilmiştir. Ancak Global Masonluk kitabına ait disketler geri verilmemiş, yetkili makamlar daha sonra yapılan yazılı başvuruya cevap olarak da, söz konusu disketlerin bulunamadığını açıklanmışlardır.

Ne var ki, 12 Kasım komplosunun uygulama süreci gibi akibeti de diğer komplolara benzemektedir. Bugün gelinen noktada, bu komplo çerçevesinde ortaya atılan suçlamaların herbirinin mesnetsiz iddialardan ve asılsız iftiralardan ibaret olduğu somut deliller ile gözler önüne serilmiştir.

Tüm bu yaşanan olaylar, Sayın Adnan Oktar'ın ve BAV camiasının fikri çalışmalarından rahatsızlık duyan çevrelerin, bu çalışmaları engellemek için her türlü yola başvurabileceklerini göstermektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, bu çevrelerin oyunu adli makamlarda ve devletimizin çeşitli kadrolarında görev yapan dürüst ve vatansever kimseler tarafından her defasında bozulmakta, hak ortaya çıkmaktadır. Masonların ve destekçilerinin bugüne kadar kurdukları tüm komplolar nasıl çökmüş ve hak ortaya çıkmışsa, bundan sonra kurulacak her türlü komplonun da akibeti aynı olacaktır.

Nusret Ersöz
Aralık 2002