|
Barzaniler ve Yahudiler
Mossad'ın Barzani'yi tercih etmesinin elbette özel sebepleri vardır.
Barzani ailesinin içinde geçmişte bazı Yahudiler ve hatta hahamlar
yer almıştır:
"16. ve 17 yüzyıllarda Kürt hahamlar tarafından yazılmış olan çeşitli
belgeler ve el yazması kitaplar, genel olarak Kürt Yahudilerin başta
dinsel olmak üzere, sosyal ve ekonomik yaşantıları hakkında ayrıntılı
bilgilerin yanı sıra Kürtlerle ilgili bazı dolaylı bilgiler de içermektedir.
Bu dönemlerde kimi Yahudi toplulukları Kürtlerin genel yoksulluk
tablosu içinde yer alırlarken, öte yandan özellikle ünlü Barzani
Ailesi'nden gelen hahamlar bölgenin birçok yerinde dinsel çalışmalar
ve eğitim için merkezler kurmuşlardı. Bu dini merkezler Mısır ve
İsrail gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı." (Kürdistanlı
Yahudiler, Dr. A. Medyalı, sf. 53)
İsrail'in doğal müttefiği Barzani ailesinin bölgede uğradığı başarısızlıklardan
sonra Kürt Yahudileri İsrail'e göç ettiler:

Güneydoğu sorununu çözmek için görevlendirilen
Yahudi Lobisi'nin etkin ismi Moris Abram, İzak Şamir ile birlikte.
|
"Barzani önderliğindeki Güney Kürdistan Kürt hareketinin 1975 yılında
yenilgiye uğramasının ardından, iktidardaki Baas diktatörlüğünün
tüm ülkede uyguladığı yoğun terörün zorlaması ve İsrail'in de kolaylaştırıcı
müdahaleleriyle bir grup Kürdistanlı Yahudi İsrail'e gelir." (Kürdistanlı
Yahudiler, Dr. A. Medyalı, sf.64 )
Barzani'nin Kuzey Irak'taki Kürt devleti için şu anda birçok İsrailli
provokatör bölgede faaliyet göstermektedir:
"Güneydoğu'da bulunan Müslüman Kürt halkımızın içlerine sokulmuş
ajan-provokatör güçler, Kürt Yahudileri ve Güneydoğu'nun İsrail
için stratejik önemi hakkındaki bilgiler, Masonluk ve Kapitalizm
kitabının "Güneydoğu'da Tehlike Çanları" ve "Petrol üzerinde İsrail
Devleti" bölümlerinde ayrıntılarıyla ele alındığından bu bölümde
tekrar üstünde durmayacağız. Kuzey Irak'ta kurulan Kürt Devleti'nin
temellerinin atıldığıyla konumuza devam etmek istiyoruz."
"Dünya Siyonist Örgütü'nün yayın organı Kivunim (Yönelimler) dergisi
Şubat 1982'deki 14. sayısında 1980'lerde İsrail için strateji başlıklı
önemli bir yazı yayınlamıştı. Yazıya imzasını atan İsrail Dış İşleri
Bakanlığı'nın eski üst düzey yetkililerinden Oded Yinon, ortaya
attığı tezi, 'Ortadoğu'daki bütün ülkelerin çok zayıf durumda bulunduğuna,
çünkü bu ülkelerde kurulan devletlerin yapay sınırlar içinde birarada
yaşamak istemeyen etnik ve dini cemaatleri toplayarak kurulduklarına'
dayandırıyor. Yazıda İsrail'in bir devlet olarak ayakta kalabilmesi
için bu manzaraya uygun biçimde bölge devletlerinin bölünmesi gerekliliği
ifade ediliyor. Yazıya göre projede Irak içinde Basra çevresinde
güneyde bir Şii bölgesi, kuzeyde Musul çevresinde bir Kürt bölgesi
ve ortada Bağdat çevresinde bir sünni bölgesi olarak üçe bölünmesi
hedefleniyor." (Cengiz Çandar, Ortadoğu Çıkmazı, sf.37-38)
Dünya Siyonist Örgütü'nün yayın organında yer alan strateji doğrultusunda
parçalanma bugün gerçekleşmiş durumdadır. Ayrıca aynı yayın organının
bahsettiği Lübnan'ı beş parçaya bölme işlemi de tamamlanmış haldedir.
Bölünmeler Dürzi, Sünni, Şii ve Hıristiyan şeklinde gerçekleşmiştir.
Kivunim dergisinde Mısır için tasarlanan, zayıf düşürme metodu
ve Müslümanların yönetimden tasfiyesi işi de Hüsnü Mübarek'le gerçekleştirilen
ikinci Camp David'le halledilmiştir. Çünkü bu yayın organı, Sina'nın
geri alınmasını şart koşuyordu. Noam Chomsky, The Guardian gazetesinin
7 Temmuz 1982 tarihli sayısında söz konusu Siyonist planın ciddi
olduğuna değinmiştir.
Güneydoğu ve Yahudi Lobisi
Güneydoğu sorununu çözmek için ülkemize gönderilen Amerika'nın
BM Daimi Temsilcisi Moris Abram Yahudi lobilerinin en etkin isimlerindendir:
"Moris Abram, 1987-1989 yılları arasında B'nai B'rith'e başkanlık
yapmıştır. Moris Abram aynı zamanda CFR üyesidir." (Mais qui Gouverne
L'Amerique, Georges Virebeau, sf.58)
ABD Yahudi Komitesi'nin Başkanı Moris Abram'ın Güneydoğu sorununa
bakışı da ilginçtir; Abram'ın görüşleri, Güneydoğu'nun parçalanması
yönündedir. Moris Abram'ın bu düşüncelerine tepki sürerken, CIA-Ortadoğu
Masası'ndan Güneydoğu sorununu çözmek için görevlendirilen kişinin
Ellen Laipson olması da bir başka ilginç durumdur. Ellen Laipson'u
incelediğimizde de Yahudi lobisinin önemli bir ismi ve tabii ki
Yahudi olduğuyla karşılaşmaktayız. Laipson incelemelerini Güneydoğu'yla
sınırlı tutmamış, Kuzey Irak'ta Kürt devletinin kurulması çalışmalarına
da katılmıştır. BM ve ABD'nin gönderdikleri temsilcilerden de anlaşılacağı
gibi bölgede oynanan oyunlar Yahudi lobisinin, dolayısıyla İsrail'in
kontrolündedir.
Ufuk Güldemir 29 Mayıs 1992 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Ellen
Laipson'u şöyle anlatmaktadır:
"Adı, Ellen Laipson. Görevi, CIA'in bir numaralı Ortadoğu analizcisi.
Misyonu, Kürt sorunu. Laipson uzun yıllar Kongre Araştırma Servisi'nin
Dış Politika ve Ulusal Güvenlik bölümlerinde çalıştı. Kongreden
ayrıldıktan sonra CIA'in 'Ulusal İstihbarat Görevlisi' oldu. Laipson
Ulusal İstihbarat Konseyi'nin Ortadoğu ve Güney Asya bölümünün başına
getirildi. ABD'nin bu bölgelerde ne tavır alması gerektiğini Başkan'a
öneren raporları Laipson yazıyor. CIA'in ülke ajanlarından gelen
bilgileri, ABD Dış İşleri Bakanlığı telgraflarını süzgecinden geçirdikten
sonra örneğin 'Irak bölünmeli mi, bölünmemeli mi?' ya da 'Irak'ta
bir Kürt devleti kurulması Amerika'nın çıkarlarına mı, değil mi?'
gibi sorulara yanıt arıyor. Laipson'ın titri, 'Ulusal istihbarat
Görevlisi'. CIA'de bu titri taşıyanların sayısı hayli az. Laipson'dan
önce bu koltukta oturan kişi Graham Fuller idi. Laipson şimdi gizli
bir görevle Türkiye'ye geliyor ve Irak'a da geçecek. Misyonu, Kürt
sorunu. Laipson, bir musevi olarak gözlemlerini elbette kendi etnik
süzgecinden de geçirecektir." (Cumhuriyet, 29 Mayıs 1992,Ufuk Güldemir)
İsrail yanlısı lobilerin Kürt sorununa "özel" ilgileri Laipson
ve Abram'la sınırlı değildir. Güneydoğu'da daha önce de, emekli
general Mossad ajanı Abraham Elfassy, Yahudi Dağıtım Komitesi adı
altında çeşitli incelemelerde bulunmuştu. 23 Kasım 1992 tarihli
Hürriyet gazetesinde Sedat Ergin Yahudi lobilerin Kürt sorununa
özel ilgisini ise şu şekilde anlatmaktaydı:
"ABD'deki Yahudi Lobisi'nin en güçlü kuruluşu olan AIPAC'ın (American
Israeli Public Affairs Commitee) Başkanı David Steiner, geçenlerde
'Little Rock'ta (Clinton'ın karargahı) pek çok adamımız var. Yeni
yönetime adamlarımızı sokacağız" yolundaki sözlerinin yer aldığı
teyp bandının basına yansıması üzerine istifa etmek zorunda kalmıştır.
AIPAC'ın 'adamları'ndan biri de Washington'un önde gelen Ortadoğu
uzmanlarından Martin Indyk'tır. İlginçtir ki, ABD'nin saygın araştırma
kuruluşlarından (Think Tank) Carnegie Endowment'ta geçen hafta düzenlenen
ve 'Kürt Sorunu'nun' da ayrıntılı bir şekilde tartışıldığı 'Irak
toprak bütünlüğünü koruyabilir mi?' konulu panelde en önemli müdahalelerden
biri Martin Indyk'tan gelmiştir.
Washington'daki bir başka nüfuzlu araştırma kuruluşu, Washington
Institude For Near East Policy'nin direktörü olan Indyk, ABD Yönetimi'nin
Irak'ın toprak bütünlüğünü savunan geleneksel çizgisini eleştiren
bir yaklaşımla 'Irak'ın toprak bütünlüğünü sorgulayan bir politikanın
hatası ne olabilir ki?' diye sormuştur."
Özel İlginin Ardındaki Faktörler
Tüm bu bilgileri inceledikten sonra, şu soru akla gelmektedir:
ABD'deki Yahudi çevrelerin Kürtlerin durumuna gösterdikleri ilginin
ardında yatan nedir? Ya da Kuzey Irak'taki Kürtlere silah yardımı
yapılmasını savunan eski kongre üyesi Steve Solarz'ın Yahudi olması
nasıl değerlendirilmelidir?
"Gerek doğu sınırlarını emniyet altına almak, gerek Bağdat'taki
yönetimin dikkatini Arap-İsrail anlaşmazlığından uzaklaştırmak için
Irak'ı zayıf tutmak, İsrail'in önceden beri uyguladığı stratejik
bir güvenlik politikasıdır. Nitekim, İsrail'in 1970'li yılların
ilk yarısında Kuzey Irak'taki Kürtleri ayaklanmaya teşvik amacıyla
yürütülen programa, silah yardımı ve askeri danışman yollayarak
katılması bu stratejik hedefin bir gereğiydi.
İsrail bu ülkenin çıkarlarını gözeten Yahudi çevrelerin, Washington'da
görevi devralacak demokrat yönetim üzerinde önemli bir ağırlığa
sahip olacakları aşikardır. Bu odakların özellikle Amerika'nın,
Irak politikası üzerinde ne ölçüde etkide bulunacakları şimdiden
ilgiyle izlenilmesi gereken bir konu olarak belirmektedir." (Sedat
Ergin, Hürriyet, 23 Kasım 1992)
22 Mart 1993 tarihli Hürriyet gazetesinde Sedat Ergin Washington'daki
Nevruz kutlamalarından bahsetmektedir:
"Nevruz kutlamaları Washington'daki Crystal City Sheraton Oteli'nin
balo salonunda düzenlendi. Sahnede asılı duran Molla Mustafa Barzani'nin
resmi, Barzani isminin manevi ağırlığını kuvvetli bir şekilde hissettirmekteydi.
Gecenin sonuna doğru eğlence tam bir cümbüşe dönüştü. Halay çekenler
arasında Kongre Danışmanları Musevi Lobisi'nin en güçlü örgütü AIPAC'ın
eski direktörü Morris Amitay'da bulunuyordu." (Sedat Ergin, Hürriyet,
22 Mart 1993)
AIPAC Nevruz kutlamalarına neden katılmıştır? İsrail'in Barzani'ye
katkıları dünya kamuoyu önünde artık o derece açıklıkla yapılmaktadır
ki, eski AIPAC Başkan Morris Amitay Nevruz kutlamalarında halay
çekmekten kaçınmamaktadır.
Petrol Üzerine İsrail Kontrollü Piyon Kürt
Devleti
Güneydoğu'da ve Kuzey Irak'taki zengin petrol kaynaklarının üzerine
kurulmak istenen piyon Kürt devleti konusuna "Masonluk ve Kapitalizm"
kitabının 'Petrol Üzerine İsrail Devleti' bölümünde ayrıntılarıyla
değinilmişti. Konunun hayati önemi nedeniyle Yüksek Mühendis Burhan
Oğuz'un Cumhuriyet gazetesinde 22 Ekim 1992 tarihinde 'Tarihin Akışı
İçinde Türkiye' başlığıyla verdiği haberden bir bölümünü aynen aktarıyoruz:
"Türkiye'de petrol yok, olan da çok derinde, rantabl değil" kandırmacası
dillerde dolanıyor. Meğer sınırımızdan elli metre ötedeki petrol
üst tabakalarda imiş sınırı geçer geçmez derine kaçıyormuş! Satılmış
birçok ağızdan, MTA'cıların bazılarından ve maden fakültelerinin
bazı hocalarından kaynaklanıyor bu aldatmaca. İnsan o zaman soruyor:
Madem ki yok, neden bu denli uzman Amerikalısı, İngilizi, Hollandalısı
bunca para döküp sondaj üstüne sondaj yapmaya devam ediyor? Biz
yanıtını verelim: Onlar rezervleri saptayıp kapatıyorlar, zamanı
geldiğinde tam egemen olarak açmak üzere!.."
Ve Burhan Oğuz sözlerine şu şekilde devam ediyor:
"Bu sütunlarda kaç kez yazdık: Batının amacı bölgede, devlet geleneği
olmayan, etkin bir bürokrasiden yoksun, kamuoyunun oluşmadığı bir
aşiret düzeninde kurulu bir Kürt devleti kurdurup, herşeye karşın
elimizden kolayca koparamadığı petrol ve sair madenlerin akşamdan
sabaha üstüne oturmaktır, Arap şeyhliklerinde olduğu gibi." (Cumhuriyet,
22 Ekim 1992)
Burhan Oğuz'un da belirttiği gibi Güneydoğu bölgemiz üzerinde kurulmak
istenen piyon bir Kürt devleti ve zamanı geldiğinde açılmak üzere
saklanan madenler bulunmaktadır. Ama bunlar, bölgenin "müstakbel
sahibi" olarak düşünülen İsrail için saklanmaktadır.
|