|
İzzetbegoviç ve Yükselen Bosna
Bosna'nın uğradığı k
İzzetbegoviç ve arkadaşlarına komünist
rejim tarafından uygulanan baskı, Türk basınında da konu olmuştu.
|
orkunç katliamın nedeni neydi? Bosna kimleri kızdırmış, telaşlandırmıştı?
Bu soruların cevabını aramak eski Yugoslavya'da nelerin olduğunu
anlamak için şüphesiz oldukça önemlidir. Bosna'yı bazı çevreler
için sözde tehlikeli hale getiren etkenlerin başında şüphesiz lideri
Aliya İzzetbegoviç geliyordu.
İzzetbegoviç, dindar bir Müslümandı. Saraybosna'da yüksek öğretim
gördüğü süre boyunca konferanslar vererek, yazılar yazarak halkın
manevi olarak bilinçlendirilmesinde aktif rol oynadı. Tavırları
Tito Yugoslavyası'nda "rahatsızlık" kaynağı olmuştu. 1949'da "Genç
Müslümanlar" oluşumu içindeki faaliyetleri nedeniyle totaliter rejim
tarafından 5 yıl hapse mahkum oldu. 1970 yılında ünlü "İslam Bildirisi"ni
yayınladı. Tüm dünya Müslümanlarına uyanışın ve yeniden dirilişin
çağrısını yaptı. 1980 yılında yazdığı "Doğu ve Batı Arasında İslam"
adlı eseri büyük yankılar uyandırdı. İzzetbegoviç, daha sonra İngilizce'ye
ve Türkçe'ye de çevrilen bu kitabında, dünyadaki mevcut sistemleri
inceliyor, hepsinin açıklarını, yanlışlarını ortaya koyuyor ve insan
için en uygun sistemi gösteriyordu: İslam ahlakı. Bu hareketi, yeniden
komünist rejimin sert tepki göstermesine neden oldu. Ve İzzetbegoviç
Yugoslavya'nın en kötü hapishanesinde 14 yıl hapse mahkum edildi.
İzzetbegoviç, kitabında "birinci dereceden sakıncalı" bir konuya
yani masonluğa da değinmişti:
"Yahudi dini (apocalyptic) edebiyatında Mesih öç alan ve adaleti
icra eden kişi olarak övülmektedir. Yahudi adaletinin esas tutumu
işte budur. Burada, yani dünyadaki cennet fikri özünde Yahudidir
ve sadece içeriği bakımından değil, kaynağı itibarıyla da öyledir.
'Bu kalıbı Aziz Augustin Hıristiyanlığa, Marx ise sosyalizme intibak
ettirmiştir.' (B. Russel, The History of Western Philosophy). 'Yeryüzünde
cennet' isteyen bütün ihtilaller, ütopyalar, sosyalizmler ve diğer
akımlar özünde Eski Ahit'ten (Tevrat) ileri gelmektedir, Yahudi
kökenlidir.
İnsanlığın bilim temeli üzerinde rönesansını vaat eden mason düşüncesi
de pozitivist ve Yahudi kökenlidir. Pozitivizm, masonluk ve Yahudilik
arasındaki iç ve dış bağlantıları araştırmak şüphesiz ilginç olurdu.
Böyle bir araştırma sadece düşünce yönünde değil, son derece açık
bağlantı ve tesirler de ortaya çıkacaktır." (Doğu ve Batı Arasında
İslam, Aliya İzzetbegoviç, sf.277)
9 yıl sonra hapisten çıktığında, İzzetbegoviç kendisini seven,
destekleyen kitlelerle karşılaştı. Demokratik Hareket Partisi-SDA'yı
kurdu. 1990 yılında yapılan ilk çok partili seçimde SDA birinci
parti durumuna geldi. Stadyumlarda, on binlerce kişinin katıldığı
SDA toplantıları yapılıyordu.
|
"Ben şimdiye kadar daima Müslüman
kaldım ve bundan sonra da Müslüman olarak kalacağım. Bugün
İslam için çalışmaktayım ve hayatımın sonuna kadar da İslam
için çalışacağım. Çünkü benim için İslam, yüce, iyi ve güzel
olan her ne varsa hepsinin diğer adıdır."
14 yıl hapse mahkum olmadan
önce İzzetbegoviç bunları söylüyordu. 1989'da hapisten çıktığında
kendisini ve davasını seven Bosnalı Müslümanların desteğiyle
karşılaştı. Kendisine bağlanan yığınlar, çoktan locaları rahatsız
etmeye başlamıştı.
|
"İzzetbegoviç Devlet Başkanlığı'na getirildiğinde tam bir halk
kahramanı haline gelmişti. Osmanlı Devleti'nin bölgeden çekilmesinden
sonra başlayan ve günümüze kadar süren katliam, tehcir, baskı ve
eziyet döneminden sonra Müslümanların haklarını cesaretle savunması,
halkın onu 'Aliya, Aliya' çığlıklarıyla bağrına basmasına yetmişti."
(Doğu ve Batı Arasında İslam kitabının önsözü)
İzzetbegoviç'in önderliğindeki Bosna, elbette yeni düzenin patronları
için kabul edilir bir güç değildi. Müslümanların nüfusu arttığı
gibi, her türlü engellemeye rağmen Müslüman halk daha da bilinçleniyordu:
"Bosna-Hersek'in etnik yapısı, son on yılda daha büyük bir Müslüman
çoğunluğa doğru kaydı. Müslümanların doğum oranı diğerlerine göre
daha yüksekti. Ayrıca, 1981 yılında kendilerini 'Yugoslav' olarak
tanımlayan %7.9'luk nüfusun önemli bir bölümü, 1991'de kendini 'Müslüman'
olarak tanımlayacaktı." (Remaking the Balkans, Christopher Cviic,
sf.76)
"Komünist rejimin gücünü yitirdiği ve hürriyetin doğduğu kısa dönemde
(1990-1992), Bosna, bir 'İslami Rönesans'ın güçlü gösterilerine
sahne oldu. Televizyonlarda sıkça görünen İslami mesajlar, bunlara
pek alışık olmayan Yugoslav toplumunu oldukça şaşırttı." (Who Are
The Bosnian Muslims and What is The Background of The Present Conflict
in Their Home-Country?, Prof. İsmail Baliç, sf. 7)
İzzetbegoviç gibi bir liderin önderliğinde, büyüyen ve bilinçlenen
bir İslam topluluğunun Avrupa'nın ortasındaki varlığı büyük bir
problemdi. Belgrad Locası yıllar önce, bu topluluğun "etkin bir
konuma gelmesi"nin doğuracağı sakıncalardan bahsetmemiş miydi? İzzetbegoviç'in
"sakıncalı" sözleri çoktan locaların kulaklarını tırmalamaya başlamıştı..
Böyle bir liderin önderliğindeki Bosna, yeni düzenin patronları
için ne anlama gelirdi? Sistemin karanlık isimleri, kurmak istedikleri
din dışı sisteme karşı en büyük hedef olarak İslam'ı seçmişlerdi.
Şimdi, Avrupa'nın ortasında, modern ve "Avrupalı" bir toplum olan
Bosnalı Müslümanlar, İzzetbegoviç'in hedeflediği gibi Müslüman ve
modern bir devlet kurarsa ne olurdu? Belli ki, bu gidiş menfaatperest
ve dünya genelinde pek çok karanlık ittifaklar kurmuş çevreler için
son derece tehlikeliydi. Zaten vahşi saldırıları sırasında Sırplar
da, "İslam'a karşı Avrupa'nın tarihsel misyonu"nu yerine getirdikleri
yalanını öne sürüyorlardı:
"Sırplar Batı kamuoyuna sistemli bir şekilde şu mesajı vermektedirler:
'Eğer Avrupa'nın göbeğinde İsrail'e rövanş olacak bir İslam devletinin
kurulmasını istemiyorsanız, bizi ve bu askeri eylemimizi doğrudan
veya dolaylı yollardan destekleyiniz. Biz, Avrupa'nın genel çıkarları
adına hareket ediyoruz'." (Bosna-Hersek ve Türkiye, Yrd. Doç Dr.
Mediha Akarslan, sf. 51)
İzzetbegoviç'e Karşı Alternatif Liderler:
Pasiç ve Abdiç
İzzetbegoviç'in belirli çevrelerde neden olduğu rahatsızlık, önce
alternatif ve "uygun" liderler bulma politikası şeklinde kendini
gösterdi. Bunun bir sonucu olarak ortaya, ilginç bağlantıları olan,
Bosna halkının menfaatinden çok farklı çevrelerin menfaatini kollayan
bir isim çıktı: Adil Zülfikarpasiç. Zülfikarpasiç, İzzetbegoviç'in
kurduğu Demokratik Hareket Partisi-SDA içinde yer almış bir politikacıydı.
Zamanla İzzetbegoviç'e karşı bir muhalefet hareketi geliştirdi.
Daha sonra yandaşlarıyla partiden ayrılarak MBO-Bosna Müslüman Organizasyonu
adlı partiyi kurdu. İzzetbegoviç'in hareketi yerine alternatif tarzlar
geliştirmeye çalışıyordu.
Peki kimdi bu Zülfikarpasiç? Bosna'nın birliğe en çok ihtiyaç duyduğu
bir dönemde, Bosnalı bir diplomatın bildirdiğine göre, sahibi Yahudi
olan İsviçre'deki bir bankada yürüttüğü "karlı işlerini" bırakıp
ülkeye dönerek, anlaşılmaz bir ayrılık hareketini neden başlatmıştı?
Sabah, 30 Aralık 1990
|
"Demokratik Hareket Partisi SDA'nın, Müslümanların
ulusal partisinin bir disiplin problemi ortaya çıktı. Liderliğinde
çatlak oluşmuştu. Daha küçük olan grubun lideri bir iş adamı olan
Adil Zülfikarpasiç idi. Yugoslavya'da Rolls Royce kullanan tek politikacıydı.
İsviçre'de karlı bir işten sonra Müslüman ülke kurmayı amaçlayan
SDA'ya önderlik etmek için Bosna'ya döndü. Zülfikarpasiç: 'Bosna
entelijensiyası bizim elimizde' diyordu. 'Açık bir demokratik yapıyla,
liberal bir Avrupa Partisi oluşturacağız.' Fakat Zülfikarpasiç,
halka pek güvenilir gelmiyor, Rolls Royce'unun varlığı bile şüpheli
bir mal varlığı olarak görülüyordu." (A Paper House - The Ending
of Yugoslavia, Mark Thompson, sf.98)
"İzzetbegoviç ise şöyle diyordu: 'Şimdilik partimiz kapsayıcı olmak
zorunda. Herkesi temsil etmek isteyen partiler küçük ve zayıf. Bu
bir iç savaş riskini doğurur, asıl amacımız Bosna-Hersek'i birarada
tutmaktır. Çok belirsiz bir döneme giriyoruz. Şimdiye dek Müslümanların
politik lideri olmadı. Birliğe ve büyük bir partiye ihtiyacımız
var.'... Gerçekten de, Müslümanların birleşmekten başka bir seçeneği
yoktu. İzzetbegoviç, Zülfikarpasiç'in partisinin, SDA'ya ait Müslüman
oylarının %1'i veya 2'sini alacağını tahmin etti. Böyle de oldu.
İzzetbegoviç, diğerlerinden farklı olarak, Bosnalı Müslümanların,
eğer birleşmezlerse, yok olup gideceklerini çok iyi biliyordu."
(A Paper House - The Ending of Yugoslavia, Mark Thompson, sf. 99,
103)
Bosnalı Müslüman milislerin komutanı Ahmet Adiloviç'in, Türkiye'de
bulunduğu dönemde, Zülfikarpasiç hakkındaki açıklamaları ise şüphesiz
dikkate değerdi:
"Adil Zülfikarpasiç hakkında iyi şeyler söylememiz mümkün değil...
Ama onun bazı eller, gizli örgütler tarafından, Müslümanların arasını
bozmak, Müslümanların arasında ayrılık çıkarmak amacıyla gönderildiği
düşüncesine sahibiz."
Yine aynı diplomatın bildirdiğine göre, Bosna Hersek'te yayınlanan
İslami Düşünce Dergisi Yazı İşleri Müdürü Prof. Dr. İdris Resiç
ise Zülfikarpasiç hareketinin "masonik" kaynaklı olduğunu belirtmişti.
Kimilerine göre, 20 Eylül 1991'de İzzetbegoviç'e karşı düzenlenen
bir suikast girişiminin ardında da Zülfikarpasiç'in partisi vardı.
(Bosna-Hersek ve Türkiye, Yrd. Doç Dr. Mediha Akarslan, sf.52)
İzzetbegoviç'e alternatif bulma arayışı Zülfikarpasiç'ten sonra
da devam etti. İzzetbegoviç'e karşı "liberal cephe" oluşturan bazı
Boşnak politikacılar çıktı ortaya. Bunların en önemlilerinden biri
Fikret Abdiç'ti. Abdiç, aranan özelliklere sahipti. Bosna'nın Bihaç
bölgesinde etkin olan, mal varlığı ile ünlü Abdiç, aslında Pasiç
gibi yolsuzluklara bulaşmış biriydi:
"Avusturya Savcılığı, Abdiç'in sahibi olduğu Agromerc adlı şirketin
soruşturma geçirdiğini doğruladı. Avusturya'da yayımlanan Kurier
gazetesi, söz konusu şirket hakkında, yaklaşık 8 milyon ABD doları
tutarında yolsuzluk yaptığı suçlamasıyla soruşturma yapıldığını
yazdı. Gazete, Abdiç'in şirketinin, Bosna'daki mülteci kampları
için harcanması gereken parayı, zimmetine geçirmekle suçlandığını
kaydediyor." (Zaman, Mustafa Özcan, 28 Haziran 1993)
Hatta Lord Owen, 93 Haziranı'nda Cenevre'de yapılan barış görüşmelerine
İzzetbegoviç ve yardımcısı Eyüp Ganiç'in yerine Abdiç'in gelmesini
isteyecekti. Owen, burada Abdiç'i övecek, sözde uzlaşmacı kişiliğine
olan beğenisini dile getirecekti. Fakat Abdiç'in "darbe" hayalleri,
Armija BiH'in (Bosna-Hersek Ordusu) İzzetbegoviç'e tam bağlılığını
bildirmesi ile büyük ölçüde suya düştü.
Sırp saldırıları boyunca İzzetbegoviç, masonik çevrelerin hedefi
oldu. Sırp liderler, sürekli olarak manevi değerleri ön plana çıkarmakla
suçladıkları İzzetbegoviç'i, kendi uyguladıkları vahşetin sorumlusu
olarak göstermeye çalıştılar. Tamamen hayal ürünü senaryolar üzerine
inşa edilen bu çabalar, malum çevrelerden de destek gördü.
|