|
Hırvatistan'da Locaların Örgütlediği Faşist
Gruplar, İsrailli Silah Tüccarları ve Savaşın İkinci Cephesi
EP dergisinin 14-21 Şubat 1993 tarihli sayısında "Her Çeşit Faşist
Hırvatistan'da" başlıklı ilginç bir haber yayınlandı:
Berlin'in yüksek tirajlı gazetesi 'BZ', Yugoslavya'daki iç savaşta
Alman neo-Nazi grupların ve Eski Demokratik Almanya subaylarının
faal rol aldıklarını öne sürdü. BZ, neo-Nazilerin sabotaj, bombalama
ve baskın gibi eylemlerde kullanıldıklarını belirtti." (Hürriyet,
9 Mart 1993)
Miloseviç ve Hırvat lideri Tudjman
|
Bu haberde de ifade edildiği gibi Hırvatistan, neo-Nazilerin yoğun
olarak faaliyet gösterdiği bir yerdi. Bunların büyük çoğunluğu para
ile çalışan, ırkçı, faşist sokak serserileriydi. "Özel Savaş Birimi"
uzmanlarınca eğitilmekte, sabotaj konusunda uzmanlaşmakta, klasik
kontrgerilla yapısı sergilemekteydiler. Bu faşist grupları Hırvatistan'da
örgütleyen ve yöneten teşkilat ise, "Opus Dei" idi:
"Oksiyek'teki bu uluslar arası tugayı, faşizan Opus Dei örgütüne
yakın bir gazeteci olan Eduardo Flores yönetiyor. Flores, Opus Dei
çizgisindeki La Vanguardia gazetesi adına savaşı izlemeye gönderilmiş,
ama 'daktilosunu tüfekle değiştirerek' izleyeceği olaya bizzat müdahil
olmaya karar vermiş. Hırvatistan'daki bu faşist uluslar arası tugayın
'bağlantılarını' araştırmaya girişen iki İsviçreli gazeteci, bu
'meraklarını' canlarıyla ödediler. Eduardo Flores, bu olaylar üzerine
Zagreb'de verdiği demeçte 'gazeteci olmak pek rahat ve hoş bir şey
değil' dedi." (EP, 14-21 Şubat 1993)
Hakkında araştırma yapanların faili meçhul cinayetlerin hedefi
oldukları Opus Dei, sıradan bir örgüt değildir, uluslararası bir
mason locasıdır:
"Papa, aynı zamanda da kilisenin içinde oluşan bir mason locasına
hayır duası etmişti. Locanın adı Opus Dei idi." (Im Namen Gottes?,
David A.Yallop, sf.365)
"Bu Katolik tarikat, birçok açıdan P2 mason locasına yakın ve genel
olarak kilise içinde ve Vatikan şehrinde artan bir kuvvet.. Opus
Dei gizli bir teşkilat ve aslında kilise adaletine göre kesin olarak
yasaklanmış. Buna rağmen, Katolik kilisesinin sağ uç kanadını bir
vücutta toplamış ve birçok taraftarı olduğu gibi birçok düşmanı
da olmuştur. Dr. John Roche, Oxford Üniversitesi'nde doçent ve eski
bir Opus Dei üyesi. Bu teşkilatı 'kötü niyetli ve gizemli' olarak
karakterize ediyor." (Im Namen Gottes?, David A.Yallop, sf.366)
Müslümanlara yönelen Hırvat terörünün destekçileri arasında İsrailli
silah tüccarı Yehoshua Waldhorn da vardı:
"Forbes dergisi, gemiyle Bulgaristan'dan Hırvatistan'a yollanan
silah yardımının ardındaki 'gizli adam'ın İsrailli silah tüccarı
Yehoshua Waldhorn olduğunu bildirdi. Waldhorn ise Forbes'in haberini
yalanlayarak, yalnızca yiyecek, metal ve kimya sektörü ile ilgilendiğini
ve tüm işlerinin uluslar arası anlaşmalara uygun olduğunu söyledi."
(New American View, 15 Mayıs 1993)
Tudjman ve Miloseviç'in, savaş boyunca nasıl bir iş birliği içerisinde
olduklarını ise İzzetbegoviç'in şu sözleri en iyi şekilde tarif
etmektedir:
"Aliya İzzetbegoviç, Hırvatistan Başkanı Tudjman ve Sırbistan lideri
Miloseviç arasında seçim yapmayı, kan kanseri ile beyin tümörü arasında
tercih yapmaya benzetmişti." (A Paper House -The Ending of Yugoslavia,
Mark Thompson, sf.95)
İngiltere'nin Tavrı
Sırpların İngiltere'deki destekçisi,
Malcolm Rifkind
|
Sırplara hiçbir müdahale yapılmamasının ardında önemli bir "İngiliz
faktörü" de vardı. Başta ünlü masonlardan Churchill olmak üzere,
İngiliz masonları II. Dünya Savaşı'nda 100.000 Müslüman katleden
Çetnikleri desteklemişlerdir. İngiltere'deki bir kısım masonik odaklar,
bu savaşta da Müslümanlara karşı Sırplara örtülü destek verdiler.
İngiliz masonlar, Bosna'ya gönderdikleri Müslüman barış gücüne bağlı
askerlerini öne sürerek, müdahaleye karşı çıkıyorlardı. Sözde, askerlerinin
Sırpların misillemesine maruz kalmasından korkuyorlardı. Bosna yönetiminin
"öyleyse askerlerinizi geri çekin!" teklifine de yanaşmıyorlardı.
Ne istedikleri aslında çok açıktı.
Bu politikanın ana amacı, radikal Sırpların Bosna'yı Müslümanlardan
arındırmak hedefine kolayca ulaşmalarını sağlamaktı. Bu esnada,
İngiliz hükümetinin bir üst düzey yazışmasının basının eline geçmesiyle,
önemli bir bilgi daha açığa çıkıyordu. Yazışmada, Avrupa kültürü
içinde Müslüman bir devletin varlığının kabul edilemezliğini hatırlatılıyor
ve bu düşüncenin tüm Avrupa ve Kuzey Amerika hükümetlerince paylaşıldığı
vurgulanıyordu. Nitekim İngiliz hükümetinin Savunma Bakanı Malcolm
Rifkind Sırp dostu ve Bosna düşmanı politikanın önde gelen mimarlarından
kabul ediliyordu:
"Aralık 1992'de, Aliya İzzetbegoviç, 'İngiltere'nin herhangi bir
olumlu gelişmenin önündeki en büyük engel' olduğunu açıkça söylemişti.
İngiliz kuvvetlerinin Bosna'daki Barış Gücü'nde yer alıyor olmasını
öne sürerek, John Major hükümeti, tüm askeri ve politik çözümlere
engel oluşturdu... İngiliz Savunma Bakanı Malcolm Rifkind, 'Bosna'da
bir iç savaş yaşandığı ve insani yardım dışında hiçbir müdahalede
bulunulmaması gerektiği' şeklindeki düşüncenin bilinen en ünlü savunucusu."
(Washington Report On Middle East Affairs, Nisan/Mayıs 1993)
Sonuçta önemli olan, Sırp vahşeti boyunca Bosna için hiçbir somut
olumlu gelişme kaydedilmemiş olmasıydı. Kimin "ehven-i şer" görünümüne
girmiş olduğu pek bir önem taşımıyordu.
Atina Senaryoları ve 'Barış
Elçisi' Miloseviç!
1993 yılının Nisan ayı sonlarında bir Bilderberg toplantısı yapıldı.
Toplantı için seçilen yer ise oldukça dikkat çekici bir şehirdi:
Sırpların baş destekçisi Yunanistan'ın başkenti ve "Ortodoks Cephesi"nin
önemli üslerinden Atina. Toplantıya katılanlar arasında önemli isimler
vardı.
Henry Kissinger, NATO Genel Sekreteri Manfred Wörner, Clinton'un
danışmanlarından Vernon Jordan, Lord Carrington, Lord Owen, ünlü
finansörler David Rockefeller ve Giovanni Agnelli, Yunan Başbakanı
Mitçotakis ve Yunan Dış İşleri Bakanı Michael Papkonstandinov. (The
Spotlight, 10 Mayıs 1993) Toplantıda Yugoslavya konusu ayrıntılarıyla
görüşüldü, ama görüşmeler ve kararlar gizli tutuldu. (The Spotlight,
10 Mayıs 1993) Toplantının ilgi çeken yönleri şöyleydi:
|

Savaşı sona erdirmek için yürütülen
çalışmalarda, Miloseviç belli çevreler tarafından adeta barış
elçisi gibi gösterilmeye çalışılmıştı.
|
"Bilderberg Kulübün Atina'daki yıllık toplantısı ile ilgili olarak
büyük bir esrar perdesi dikkati çekiyor. Katılanların listesinin
bile açıklanmadığı toplantıda ne gibi kararlar alındığı konusunda
da hiçbir bilgi sızdırılmadı. Toplantının gerçekleştirildiği otelin
civarında görülmemiş güvenlik önlemleri alan Yunan polisi gazetecileri
kapıya yaklaştırmadı." (Zaman, 26 Nisan 1993)
Bilderberg'in kesinlikle dışarı sızdırmadığı Yugoslavya kararlarının
ne olduğunu bilmek imkansızdı. Yalnızca dikkati çeken, toplantının
ardından Mitçotakis'in yıldızının birden parlamasıydı. Bu olaydan
kısa bir süre sonra, Atina'da ikinci bir toplantı, bir zirve oldu.
Mitçotakis'in girişimleri sonunda Sırp ve Hırvat liderler, İzzetbegoviç
ve arabulucular biraraya geldiler. Atina'daki toplantı bir açıdan
çok önemliydi. Ünlü Vance-Owen planını bir tek Sırplar imzalamamıştı,
Bosnalı Sırpların lideri Karadziç o güne dek direniyordu. Bu toplantıda
Mitçotakis ile Miloseviç ve Cosiç gibi Sırp liderler, Karadziç'i
barış planını imzalamaya zorladılar! "Kasap" Miloseviç, bir anda
iyi adam rolünü üstlendi. Mitçotakis "barışı sağlayan adam" oluverdi.
Atina'daki manevra, çok ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Daha önce
Karabağ'da da gördüğümüz film tekrarlanıyordu. Buna göre, sözde
Sırp liderleri, en başta Miloseviç, katliamı gerçekleştiren Sırp
milislerine hakim olamıyor, bir türlü onları barışa ikna edemiyorlardı!
Bu senaryoya göre bu iyi niyetli liderler, sözde fanatik Sırp çetelerine
bir türlü söz geçiremiyorlardı.
Anlaşılan, Miloseviç gibi sadık ve başarılı bir biraderin, geleceği
garanti altına alınmak isteniyor, katliamın gerçek sorumlusu olan
bu "insan kasabı", oynanan senaryolar sayesinde dünya kamuoyu önünde
temize çıkarılmak isteniyordu. Atina zirvesinde Bosnalı Sırpların
lideri Karadziç'in onayladığı Vance-Owen Planı, daha sonra Pale
kentindeki sözde Sırp "parlemento"sunun aldığı referandum kararı
ve nasıl düzenlendiği belli olmayan referandumdaki sonuçla reddedildi.
Bunun ardından Miloseviç, "barışa bir türlü ikna edemediği" Bosnalı
Sırplara ambargo koyduğunu açıkladı. Bir Batılı diplomatın deyimiyle
"Miloseviç'e neredeyse Nobel ödülü" verilecekti. İşin en garip yönü
ise, başta belirttiğimiz gibi Vance-Owen Planı'nın aslında en çok
Müslümanları zararlı çıkartıyor olmasıydı:
|

Katliamı durdurmanın tek yolu, teklif
edilen planı onaylamaktı. İzzetbegoviç, savaşı sona erdirebilmek
için adil olmadığını bildiği halde, önerilen plana imza atmak
zorunda bırakıldı.
|
"Atina'da Sırpların büyük baskılarla kabul ettiği Vance Owen Planı'na
bakarsak, bu plan Bosna'yı 10 parçaya bölüyor. Dolayısıyla da baştan
beri Boşnakların lehine değildir. Ama Sırplar, oyunu öyle onayladılar
ki; şimdi 4-5 ay önce yapılan tartışmaları kimse hatırlamıyor ve
adeta tek kurtuluş yoluymuş gibi herkes bu plana sarılıyor. Bosna-Hersek
Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç'in aylar önce reddettiği bu formülü,
katliamı durdurmak için kabul etmekten başka şansı yok doğrusu.
Bir Türk diplomatının deyimiyle 'Bu formül, aslında Sırpların durumunu
konsolide ediyor (destekliyor) ve Türkiye gerek ABD'ye gerekse diğer
Batılı ülkelere bunu aylar önce söylemiş durumda. Bu tabloya rağmen,
neden Sırplar planı kabul etmiyorlar?" (Milliyet, 4 Mayıs 1993)
Sırplar neden planı kabul etmiyorlardı? Vance-Owen'ın, Batı'nın
gerçekte kimin yardımcısı olduğunun belirginleşmemesi için böyle
danışıklı anlaşmazlıklar gerekiyordu herhalde. Bosnalı Sırplar,
bu planı reddetmelerinin ardından yeni bir barış planı hazırlanmasını
istediler. Planın hazırlayıcısı için uygun gördükleri isimler ise
ilginçti: Henry Kissinger ve Mihail Gorbaçov. Tescilli mason Kissinger
için pek fazla bir şey söylemeye gerek yok. Gorbaçov'un loca ilişkilerini
ise "Komünizm ve Sovyetler" bölümünde incelemiştik.
Sırp-Hırvat İş Birliği ve Bosna'yı Paylaşma
Planı
93 yazına girerken Sırp ve Hırvatlar, Müslümanlara karşı birleşip
ortak saldırılar düzenlemeye başladılar. Mayıs ayında Sırpları aratmayacak
bir vahşet uygulayarak Müslümanlara saldıran Hırvat milisleri HVO'lar,
Çetniklerle el ele verdiler:
"Geçen hafta, Saraybosna'nın 18 mil kuzeybatısında, Hırvatların
kontrolündeki Kiseljak'ta üç Sırp tankı Hırvat Savunma Konseyi (HVO)'nun
elindeki bir kontrol noktasına yöneldi. Hiçbir çatışma olmadı. Tam
tersine, tanklar güneye, haftalardır Sırp ve Müslüman birliklerinin
çarpıştığı bir cepheye yöneldi ve Müslümanlara saldırdı. Sırplar
Saraybosna yakınındaki bir Sırp kontrol noktasından 20 otobüs dolusu
Hırvat milisinin geçmesine izin vermekle Hırvatlara bir başka iyilik
daha yaptılar. Daha sonra da Hırvatlar Maglaj kentindeki Müslümanları
kuşatma altında tutan Sırpların yardımına koştular. 'Şimdi hep birlikteyiz'
diyor bir Sırp askeri, 'Hatta tanklarımızı Hırvatlara satıyoruz.'...
Sırplar iki hastanelerini Hırvat yaralılara açtılar, ayrıca her
iki taraf da Maglaj, Zavidovici ve Zepce'deki Müslümanlara karşı
ortak saldırılar düzenliyorlar." (Newsweek, 12 Temmuz 1993)
İzzetbegoviç'e imzalaması için baskı
yapılan plana göre Bosna iki ayrı cephe içine sıkıştırılıyor.
|
Cephede Sırp-Hırvat dostluğu sürerken, liderler de "şer cephesi"ni
sağlamlaştırmak üzere toplantılar düzenliyordu. Mayıs sonunda Sırp
lideri Karadziç ile Hırvat lideri Mate Boban, Karadağ'da gizli bir
toplantı yaptılar. Aynı iş birliği "büyük patronlar", yani Miloseviç
ve Tudjman arasında da sürüyordu. Sonuçta iki lider, "Bosna'yı paylaşmak
için" anlaşmaya vardıklarını duyurdular. Müslümanlara %10-15'lik
bir toprak vermeyi öngören bu plan, uluslar arası arabulucular Owen
ve Nisan sonunda Vance'den "görev"i devralan Stoltenberg tarafından
da destek gördü.
Batı'nın içinde yer alan malum çevrenin, Bosnalı Müslümanlar için
neler düşündüğü bir kez daha ortaya çıkmıştı. İzzetbegoviç, "Bosna'yı
paylaşma planı"nı reddetti. Tam İzzetbegoviç'in planı reddettiği
sırada, söz konusu Batılı çevreler "insani yardım"ı yarı yarıya
azaltacaklarını duyurdular. Eyüp Ganiç'in ifadesiyle "insani yardım"
da böylece Bosnalılar üzerinde "bir baskı unsuru" olarak kullanıldı.
Bu sırada, Bosna-Hersek'in BM daimi temsilcisi Muhammed Şakirbey
de BM'de düzenlediği bir basın toplantısında, uluslararası konferansın
arabulucularının (yani Owen ve Stoltenberg'in) bürosundan hükümetine
"planı kabul etmemeleri halinde insani yardımın kesileceği tehdidi"
geldiğini bildirdi. (Milliyet, 11 Temmuz 1993)
Katliamın Batılı destekçileri bu şekilde Müslümanları "ikna" etmeye
çalışırken, diğer koldan Sırplar da Saraybosna'ya büyük bir saldırı
düzenliyorlardı.
|