|
ÇOCUK KATLİAMI
"Son üç ay içinde kendisini en çok üzen olay neydi? İzzetbegoviç,
bu soru yöneltilince, bir an duraklıyor. İlk tepkisi, 'İnsanlık
dışı olaylar o kadar çok ki' oluyor. 'Bir hafta önceydi' diye başlıyor
anlatmaya, 'Saraybosna'nın varoşlarında bir felaketi yaşadık. Kızlı
erkekli bir grup küçük çocuk kiraz ağacına çıkmışlar. Güle oynaya
kiraz yiyorlar. Makineli tüfeğin o korkunç sesi duyuluyor. Çocukların
çığlıklarıyla, bu ses birbirine karışıyor. Çevredeki tepelerden
birinde mevzilenmiş bir tankın üstünden açılıyor ateş. Üstelik ateşe
ara vermiyor teröristler. O yüzden anne babalar çocuklarının yardımına
koşamıyorlar. Çocuklardan bazıları yaralı. Kiraz ağacında feryatlar
içinde bir süre asılı kalıyorlar. Fakat ateş devam ettiği için kimse
gidemiyor kiraz ağacının yanına. Akşama doğru yedi küçük çocuğun
öldüğü haberi geldi bana." (Sabah, 9 Temmuz 1992)
"Banya Luka yakınlarındaki Mayanka'da çocuklara işkence ettiler.
Bir keresinde yedi çocuğu caddeye yatırıp üzerlerinden tank geçirdiler."
(Hürriyet, 7 Ağustos 1992)

Sırp zulmünden en büyük payı alanlardan
bir kısmı da çocuklardı. Savaş nedeniyle binlerce çocuk yetim
ve öksüz kalırken, pek çoğu da sakat kaldı.
|
"Fahri Başkonsolos Sılaycı, vahşetin insanlık sınırlarını çok aştığını
belirterek, Ölüm olayları normal bir şekilde meydana gelmiyor. 2
günlük bir çocuğu hançeri üzerinde bırakarak, kalbinden hançerlenmiş
bir şekilde annesinin kucağına atıyorlar. 10 yaşındaki bir kız çocuğunun
kafasını kesip, başıyla top oynuyorlar" şeklinde konuştu." (Türkiye,
25 Temmuz 1992)
"CESETLERİN KOKMASI"
Bosna soykırımı tüm dünyanın gözleri
önünde, Avrupa'nın orta yerinde gerçekleştirildi. Radikal
Sırp çeteleri, geçtikleri yerlerde arkalarında neredeyse tek
bir canlı bile bırakmıyorlardı. Sırp saldırganlar, ele geçirdikleri
kasaba ve köylerde önce halka çeşitli işkenceler uyguluyor,
kadınlara ve genç kızlara tecavüz ediyor sonra da toplu olarak
halkı kurşuna diziyorlardı.
|
"Halk top ateşi altında yakınlarının cesetlerini kaldırmaya cesaret
edemediğinden cesetlerin artık kokmaya başladığını kaydeden Saraybosna
Sağlık Merkezi yetkilileri, şehirde salgın hastalık tehlikesinin
de baş gösterdiğini ifade ediyorlar." (Türkiye, 29 Haziran 1992)
"KULAK BURUN KESME"
"Kamptaki işkencecilerin önde gelenlerinden biri, 18
yaşındaki Monika Simonovitch adındaki Sırp kızı idi. Monika, sorguya
çektiği tutsakların bazen kırık şişe ile gözlerini oyar, kulak ya
da burunlarını keserdi." (Cumhuriyet, 9 Ağustos 1992)
"Müslüman esir, 'Sırpların 30 erkek esiri bir alanda toplayarak
boğazlarını kestiklerini, gözlerini oyduklarını, burun ve kulaklarını
kopardıklarını kendi gözlerimle gördüm. Aklımı kaçırıyordum' diye
konuştu." (Sabah, 6 Ağustos 1992)
BOĞAZLAYARAK ÖLDÜRME
"Gardiyanların tutukluların boğazlarını keserken 'çılgın kasaplar
gibi' olduklarını belirten Alia Lujinoviç, şöyle dedi: 'Genç adamları
boğazlarını kesebilmek için yere yatırıyorlardı. Kaçmaya çalışanı
da vuruyorlardı. Sırp gardiyanlar dizlerini yere yatırdıkları tutuklunun
beline dayayıp, saçlarından kafalarını yukarıya çekiyorlar, daha
sonra da boğazlarını kesiyorlardı." (Zaman, 14 Ağustos 1992)
"KÖPEKLERE PARÇALATMA"
"Lujinoviç, cesetlerin beyinlerinin köpeklere yedirildiğini, doktorların
da öldürülenlerin organlarını özel soğutma sistemine sahip bir kamyona
koyduklarını anlattı." (Zaman, 14 Ağustos 1992)

Sırplar, Müslümanların çeşitli organlarını
kesip hayvanlara yem yapıyorlardı.
|
HAMİLE KADINLARIN KARINLARININ YARILMASI
"Hadzici Spor Merkezi'nde kadınlara ve kız çocuklarına tecavüz
ettiler. 13 yaşındaki bir kız çocuğuna 25 askerin tecavüz ettiği
öğrenildi. Ayrıca hamile bir kadının karnı yarılarak, çocuğu alındı."
(Hürriyet, 7 Ağustos 1992)
"HAYVANLARA YEM YAPMA"
"Kendisini 'Meho' olarak tanıtan bir Müslüman esir, Sırpların kamplarda
toplu katliam yaptıklarını, cesetlerin ya çırılçıplak nehre atıldığını
ya da esirlerin çektiği el arabalarıyla hayvan yemi fabrikalarına
gönderildiğini belirtti. Sırpların bu vahşeti zevkle izlediğini
belirten Meho, her fırsatta kendilerine balıklara ve hayvanlara
yem olacaklarının söylendiğini bildirdi." (Sabah, 6 Ağustos 1992)
CAMİLERİN HARAP EDİLMESİ
"Foça şehrinde bir tek cami kalmadı. Mostar'da da bütün ibadethaneler
tahrip edildi." (Flash TV, 1 Kasım 1992, saat 23:25)
"Sırp topçularının en çok hedef aldıkları yerler camiler." (L'Evénement
du Jeudi, 23 Ekim 1992)
"Bosna-Hersek'te Sırplar 3 yaşındaki bir çocuğu babasının gözleri
önünde ağaca çiviyle çakıp, testereyle parçaladılar. Daha sonra
çocuğun parçalarını ateşte kızartarak silah zoruyla babasına yedirdiler."
(TBMM'nin Bosna-Hersek ile ilgili 25 Eylül 1992 tarihli olağanüstü
toplantısında, RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın konuşmasından)
Çetniklerin Örtülü Destekçisi, Yugoslavya
Başbakanı: Milan Paniç
Sırp terörünün gizli destekçilerinden biri de iç savaşın çıkmasından
sonra Yugoslavya Federasyonu'nun başına getirilen Sırp asıllı Amerikan
vatandaşı Başbakan Milan Paniç oldu.
Paniç, Müslümanlara yapılan zulmü destekleyen kimi lobilerin çizgisinde
hareket ediyordu. Sırplara zaman kazandırma politikasının da uygulayıcısıydı.
Sık sık "Katliamı durdurmak elimizde değil, zaman gerek" gibi gerçek
dışı bir bahaneyi tekrarlayan Paniç'in bu bahanesi, Sırp vahşetinin
en önemli desteklerinden biri oldu.
Milan Paniç
|
Bunun yanında, Paniç'in eskiden beri radikal Sırp hareketleriyle
devam eden yakın bir iş birliği vardı:
"Eczacılık üzerine çalışmak için komünist Yugoslavya'dan ayrılıp
Kaliforniya'ya yerleşen Paniç, daha sonra Sırbistan'da yatırımlar
yaptı. Ayrıca Bosna-Hersek ve Hırvatistan'daki aşırı Sırp milliyetçilerle
bağlantıları vardı." (The Economist, 18 Temmuz 1992)
Paniç, görevde kaldığı süre boyunca da, elinden geldiğince Sırp
vahşetini gizlemeye çalıştı:
"Kamp bulana 5 bin dolar! Yugoslavya Başbakanı Milan Paniç, Sırbistan
denetimi altındaki toplama kamplarında soykırım yapıldığı iddialarını
yalanlayarak, Sırbistan'da tek bir toplama kampı bulan gazeteciye
5 bin dolar vereceğini söyledi." (Hürriyet, 7 Ağustos 1992)
Paniç'in, Bosna vahşetinin uygulayıcısının Sırp hükümeti değil
"bir avuç başıbozuk serseri" olduğu şeklindeki yalanları da kimi
kollamaya çalıştığının bir diğer göstergesiydi:
"Paniç'ten komik bahane. Yugoslavya Başbakanı Milan Paniç, Bosna-Hersek'te
savaşın sürmesinin sorumluluğunu 1.200 çeteciye yıktı. Paniç, Madrid'de
İspanya Başbakanı Felipe Gonzales'le yaptığı görüşmeden sonra düzenlediği
basın toplantısında, '1.200 sokak serserisi, kelimenin gerçek anlamıyla
çeteciler var. Kimseyi dinlemiyorlar' dedi. Yugoslav ordusu üzerinde
tam olarak kontrol kurduğunu savunan Paniç, tüm sorumluluğun Devlet
Başkanı Miloseviç'te değil, kendisinde olduğunu da öne sürdü." (Milliyet,
29 Temmuz 1992)
Miloseviç'in yerine geçen Milan Paniç,
aslında Miloseviç'in en önemli yardımcılarından biri idi.
|
Paniç'in içi boş yalanlara dayanan başka tezleri de vardı. Buna
göre, bölgede yaşanan olaylar yalnızca Sırpların suçu değil, savaşan
herkesin suçlu idi. Hatta Paniç'e göre Sırplar aslında barış istiyordu.
Paniç'in en büyük yalanı ise, "savaşçı" tarafın Boşnak Müslümanlar
olduğunu öne sürmesiydi. Bazı Batı ülkeleri de -Paniç ve yandaşlarının
telkinlerinin etkisi altında kalarak- Bosna Savaşı boyunca benzer
bir yanılgıya kapılmış, bu büyük vahşeti iki toplum arasında yaşanan
bir iç savaş gibi göstermeye çalışmışlardı. Oysa bu büyük bir yalandan
başka bir şey değildi. Bosna'da yaşanan, iki etnik köken arasındaki
bir çatışma değil, Sırpların Müslümanları ırkçı ve saldırgan bir
zihniyetle toptan yok etmek için yürüttükleri bir operasyondu
"Bosna-Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç'le görüşen Paniç,
çatışmalara son verilmesi için barış görüşmeleri yapılması önerisinde
bulunarak, Sırp tarafının çatışmalara son vermeye hazır olduğunu
belirtti. Paniç, Bosna liderinin, burada yaşayan Sırpların, insan
hakları ve vatandaşlık haklarının tanınacağı konusunda kendisine
güven verdiğini, çatışan üç tarafın da hatalı olduğunu kabul etmek
gerektiğini belirterek, 'İnsanları öldürüyorlarsa, bu katilliktir.
Kimin, ne kadar öldürdüğü ise önemli değil' dedi. "(Milliyet, 21
Temmuz 1992)
"Bosna-Hersek Devlet Başkanı İzzetbegoviç ile yaklaşık üç saat
süren görüşmeden sonra bir açıklama yapan Paniç, dört aydır süren
savaşı sona erdirmek için Bosna-Hersek'in Sırp, Hırvat ve Müslüman
liderleri arasında barış görüşmelerine acilen başlamasını önerdiğini
bildirdi. İzzetbegoviç'e yanıt vermesi için çok kısa bir süre tanıdığını
bildiren Paniç, İzzetbegoviç'le anlaşamazlarsa, dünyanın hangi tarafın
savaşı sürdürmek istediğini öğreneceğini söyledi." (Cumhuriyet,
20 Temmuz 1992)
Bütün bunların yanında, Bosna-Hersekli yetkililerin belirttiğine
göre, Sırplar Paniç'in yönetimindeki Yugoslav Federal Ordusu'nun
silahlarını kullanıyorlardı:
"Bosna-Hersek'in genç Cumhurbaşkanı Yardımcısı Eyüp Ganiç: Sırplar
Yugoslav ordusunun silahlarını kullanıyor." (Milliyet, 29 Temmuz
1992)
Paniç'in yönetimindeki Federal Yugoslavya'nın
askerleri de Çetniklere yardım ediyordu.
|
Yugoslav ordusunun Sırplara yaptığı yardım, BM Genel Kurulu'nun
toplantısında da gündeme geldi. Paniç ise bu toplantıda da aynı
taktiği izleyerek, uygulanan katliamdan dolayı kesinlikle Bosnalı
Sırpları desteklemediklerini söyledi:
"Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, oylamadan önce söz alan
Yugoslavya Başbakanı Milan Paniç, Belgrad hükümetinin Müslüman Bosnalılara
uyguladığı 'etnik temizlik' eylemlerini inkar ederek, 'Bu korkunç
ve asla kabul edilemez bir olaydır. Savaşı Yugoslav askerleri değil,
hükümetinin emrini dinlemeyen başıbozuk militanlar sürdürüyor. Tüm
Yugoslav askerleri Bosna'dan çekildi. Biz harp değil, barış istiyoruz.
Burada resmen BM'ye üyelik başvurumuzu yapıyorum' dedi."
Bosna Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç'in verdiği cevap ise Paniç'in
öne sürdüğü iddiaların ne derece gerçek olduğunu ortaya koyuyordu:
"...Yugoslavların üyelikten çıkarıldığı toplantıda Bosna-Hersek
temsilcisi İzzetbegoviç: 'Her gün Yugoslav uçakları Bosna üzerinde
uçuyor, yeni birlikler üzerimize sürülüyor ' diyerek Paniç'i yalanladı."
(Hürriyet, 24 Eylül 1992)
Sırbistan'daki muhalefet lideri Draskoviç, Paniç'i "Miloseviç'in
kuklası" olarak nitelendiriyordu:
"Sırbistan'da olaylar başlayınca Miloseviç'e sadık kişiler Paniç'i
ülkenin kurtarıcısı olarak Yugoslavya'ya getirdiler. Vuk Draskoviç,
Paniç'i Miloseviç'in kuklası olarak tanımlıyor. Acaba aralarındaki
bu yarış gerçek mi yoksa bir senaryo mu?" (L'Evenement du Jeudi,
10-16 Eylül 1992)
1993 başında, Paniç'in de görevine son verildi. Unutmamak gerek
ki, daha önce, sözde barışın oluşması için çalışan Paniç, senaryonun
bir parçası olarak, görünüşte rakibi, gerçekte "biraderi" olan Miloseviç
tarafından Yugoslavya Başbakanlığı'ndan indirildi.
|