|
Localarda Körüklenen Sırp Radikalizmi
Bosna Savaşı'nda tüm dünya Bosnalı Müslümanlara karşı uygulanan
sistemli vahşete tanıklık etti. Savaş sırasında ve sonrasında en
dikkat çekici gelişmelerden birisi de, Sırp kasabı olarak tanınan
Miloseviç'e bağlılık gösteren radikallerin sayısının sürekli artmasıydı.
Aslında bir tür toplu paranoya yaşayan bu insanların büyük çoğunluğu,
akıl almaz vahşetlere dahi destek verdiler. Bununla beraber, yaşanan
vahşeti şiddetle kınayan, kısa bir zaman öncesine kadar dostça ilişkiler
içinde yaşadıkları komşularının haklarını savunmak isteyen pek çok
vicdan sahibi Sırp olduğu da vurgulanması gereken bir gerçektir.
 |
Bu bölümün başında Sırp ırkçılığının nasıl mason ideologlar tarafından
sistemli bir biçimde kışkırtıldığını incelemiş, aşırı milliyetçi
Sırpların nasıl Balkanların maşası haline getirildiklerini görmüştük.
Aynı sistemli kışkırtma Bosna Savaşı'nda da yaşanmıştır ve günümüzde
de zaman zaman Balkanlar'da yaşanan küçük çatışmaların da temel
kaynaklarından biridir. Mason ideolog Vasa Cubriloviç'in 1937 Memorandumu'ndan
esinlenerek hazırlanan 1986 Memorandumu ile Sırpların "haklarını"
aramaya başlaması, Müslümanların Balkanlardaki varlığının "Büyük
Sırbistan'ın" geleceği için bir tehlike olduğu yalanları telkin
edilmeye başlandı. Mason Miloseviç ve ekibinin temel politikasını
oluşturan ve tamamen hayali hikayeler üzerine kurulmuş olan bu programa
dayanarak, sistemli bir "nefret oluşturma" kampanyası uygulamaya
kondu. Savaş boyunca bu nefret, bebeklerin boğazını kesmeye, canlı
insanların ayağına nal çakmaya, yedi yaşındaki kız çocuklarına tecavüz
etmeye kadar vardı. Bazı Sırpları böylesine büyük bir terörü uygulayacak
hale getiren kişi olan Miloseviç'in, propaganda ve beyin yıkama
yöntemleri ise klasik radikal milliyetçilik telkinlerinin bir türüdür:
"Time dergisi, Miloseviç'in taktiğini şöyle anlatıyor: 'Miloseviç
önce, Sırpların bir soykırım tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğu
yalan iddiasını ortaya atıyor. Sonra diğer Cumhuriyetlerdeki Sırpları
ayaklandırarak onlara yardım ediyor." (Cumhuriyet, 3 Haziran 1992)
"Bu vahşet neden?... İzzetbegoviç bu soruya yanıtını şöyle toparlıyor:
'Bu teröristler cenazelere bile ateş ediyorlar. Böylesine bir acımasızlık,
böylesine bir gaddarlık az görülmüştür. Bir tür kara milliyetçiliktir
bu. Bu aşırı Sırp milliyetçiliğini faşizmle çarpın, Bolşevizmle
çarpın, işte sonuç bu oluyor. İşte Slobodan Miloseviç hem aşırı
milliyetçi hem de Bolşevik. Bu ikisinin karışımından böyle bir canavar
yaratıldı. Onların gözünde biz Türküz. Onun için de tarihin derinliklerinden
gelen bir nefretleri var bize karşı.." (Sabah, 9 Temmuz 1992)
"Ljubomir Pajic yazısında diyor ki: 'Miloseviç, Sırplara aşağı
yukarı her gün: Savaşmalısınız, sıkı durmalısınız, yoksa yok olursunuz.'
diyor." (Quick, 30 Temmuz 1992)
Yapılan araştırmalar ve görgü tanıklarının ifadeleri ile de açıkça
ortaya konan bir başka önemli gerçek ise, Çetnik milislerinin uyguladığı
her türlü işkence ve zulmün, Sırbistan yöneticileri tarafından ayrıntılı
olarak emredilmiş olmasıdır. Diğer bir deyişle, yaşananlar birkaç
'dengesiz' kişinin, kontrolsüz aşırılıkları değil, Miloseviç diktasının
planlı bir yok etme politikasıdır:
"Sırplar kadınlara tecavüz ediyor... Bölgedeki çevreler Sırp birliklerinin
tecavüzü artık bir savaş gereği olarak gördüklerini ve askerlerin
üstlerinden, özellikle genç Müslüman kızlarına tecavüz etmek üzere
kesin emirler aldıklarını belirtiyorlar." (Sabah, 24 Ağustos 1992)
Bu emirleri uygulamaları için Sırp askerlerine psikolojik baskıyı
azaltacak bazı haplar dağıtıldığı da basında yer alan haberler arasındaydı:
"Bosna-Hersek'teki Sırp kampından kurtulan Alia Lujinoviç, yeşil
haplar alan Sırp gardiyanların hergün tutukluların boğazını kestiklerini
anlattı." (Sabah, 14 Ağustos 1992)
Miloseviç'in soykırım politikası, insanları birer ölüm makinasını
dönüştürmüş, Bosna Savaşı'nda tarihte eşine az rastlanır bir vahşet
yaşanmıştır:
"KASAPLARA SUÇÜSTÜ...CNN televizyonunda yayınlanan haberde ise
kamplardaki görüntülerin yanı sıra, iki Sırp gardiyanın itirafları
yer aldı. Adlarını vermeyen iki gardiyandan biri, 5 Müslüman genç
kızın ırzına geçtiğini, kızların daha sonra arkadaşları tarafından
işkenceyle öldürüldüğünü, cesetlerin ise nehre atıldığını anlattı.
Diğer gardiyan ise şöyle konuştu: 'Ben şimdiye kadar kaç Müslüman
öldürdüğümü hatırlamıyorum. Yalnız bir tanesini kafasına balta vurarak
öldürdüğümü hatırlıyorum. Bana, 'Neden öldürüyorsun?' diye sorarsanız,
onu da bilmiyorum'." (Hürriyet, 26 Temmuz 1992)
Müslümanları katleden Sırp milisi
Cheko ve adamları
|
Sırp terörünü, yakalanan bir "Sırp kasabı"nın itirafları en iyi
biçimde ortaya koyan örneklerdendir:
"21 yaşındaki Sırp militan Borislav Herak, Müslümanları kesmek
için canlı hayvanlar üzerinde tatbikat yaptıklarını ve kadınlara
tecavüz ettikten sonra öldürdüklerini itiraf etti. 'İstenen herşeyi
yaptım, çünkü başka seçeneğim yoktu. Emirlere uymak zorundaydım'
diyen Herak'ın ruhi dengesinin yerinde olduğu belirlendi. Herak
şöyle devam etti: Geçen Haziran ayında Sırp kamplarına katıldım.
Burada eğitim gördüm. Canlı domuzlarla göğüs göğüse savaş tatbikatı
yaptık. Onların boğazlarını kestik. Müslüman esirlerin bulunduğu
Donja Bioca Kampında 3 mahkumu avcı bıçağıyla paramparça ettim.
Geçen yaz Saraybosna'nın kuzeyindeki Ahatoviç Köyü'nde kalaşnikofla
20 kişiyi öldürdüm. Bize verilen emir, 'herkesi öldürün, hiç kimse
sağ kalmasın' şeklindeydi. Biz de emirleri uyguladık. Boşnak kadınları,
Saraybosna'nın kuzeyinde kurulmuş bir kampta toplardık. Kadınlara
tecavüz eder, sonra yenilerine yer açılması için onları öldürürdük.
Ben de yirmi yaşlarında 10 genç kıza tecavüz ettim. İfadesinin sonunda
yaptıklarının cezasız kalmamasını da isteyen Herak, 'Sadece benim
cezalandırılmam yetmez. Ben bunları anlatırken diğer tarafta aynı
vahşet tüm şiddetiyle sürüyor. Bu vahşeti durdurmak lazım.' dedi."
(Hürriyet, 17 Aralık 1992)
Üstelik Sırp milisleri uyguladıkları vahşete karşılık radikal liderleri
tarafından "ödüllendirilmişlerdir" de:
"Bosna-Hersek Cumhuriyeti İstanbul Fahri Başkonsolosu Sacide Sılaycı,
Bosna-Hersek'te saldırıların paralı askerlerce gerçekleştirildiğini
belirterek, 'Sırp çeteciler, öldürülen her insan için kaynağı bilinmeyen
yerlerden 500-700 mark arasında para alıyorlar' diye konuştu." (Milliyet,
29 Temmuz 1992)

Bosnalı Müslümanlara her türlü işkencenin yapıldığı toplama
kamplarının görüntülerinin, Hitler'in toplama kamplarından
hiçbir farkı yoktu.
|
"Bosna Enformasyon Merkezi'ne bilgi veren Müslüman kaynaklar, daha
önce öldürdükleri her Müslüman başına 500 mark prim alan Snayperistlerin
(Uzun menzilli, dürbünlü tüfeklerle gizlendikleri yerden sivil halka
ateş eden insan avcıları) aldıkları primin 1000 marka çıkarıldığını
haber veriyorlar." (Günaydın, 21 Mayıs 1992)
Sırp Terörü ve Yaptığı Vahşet
Bosna'da, üç yıl süren savaş boyunca, Müslümanlara uygulanan "etnik
temizlik" akıl durduracak boyutlardaydı. Burada tarihin en büyük
katliamlarından birisi uygulandı. Bu bölümün başlarında, Çetnik
çetelerinin İsrailli uzmanlar tarafından eğitildiğine dair bilgileri
vermiştik. Gerçekten de uygulanan katliam yöntemlerine bakınca "Siyonist
ideolojinin tarzı"nı görmemek mümkün değildir. Ayrıca Bosnalı bir
diplomatın sözleriyle "yalnızca İsrail böyle dev bir 'etnik temizlik'
hareketini gerçekleştirebilecek tecrübeye sahiptir." Bu vahşet yöntemlerinin
benzerlerinin Filistinli Müslümanlar üzerinde nasıl uygulandığını
diğer kitaplarımızda incelemiştik. Aşağıda ise, Sırp terörünün dehşet
verici örneklerine yer vereceğiz.
TECAVÜZ
"Sırplar tarafından ırzına geçilmiş 50 bine yakın Bosnalı kadından
birçoğunun hamile olduğu, bunların çoğunun da bu hamileliklerinden
kurtulmak için gerekli kürtaj olanaklarından yoksun bulunduğu belirtildi.
Tecavüz kamplarına düşen kadınlara hamile kalana kadar tecavüz edildiği
ve hamile kaldıktan sonra bu kadınların hamileliklerinin kürtaj
olanaksız hale gelene kadar kampta tutulduktan sonra serbest bırakıldıkları
belirtiliyor. Tecavüzü etnik temizlik amaçlarına hizmet edecek biçimde
kullanan Sırplar, 'nefret ürünü' bir kuşak yaratmaya çalışıyorlar."
(Milliyet, 2 Ocak 1993)
"Vogosca kentindeki bir olayda, Çetnikler zorla girdikleri bir
evde, küçük bir kıza tecavüz ettiler. Beş tanesi kızın babasını
tutarken, altıncısı babasının önünde kıza tecavüz ediyordu. Saldırganların
işi bittiğinde kız ölmüştü... Aynı bölgede biri 13, biri 7 yaşındaki
iki kıza daha, annelerinin gözleri önünde Çetniklerce tecavüz edildiği
bildirildi. Her iki kız da öldü..." (On Chetniks' Crimes Commited
Over Muslim Girls and Women, The Riyasat of Islamic Community, sf.3)
YAKMA
Sırplar tarafından yakılarak öldürülmüş
bir Boşnak
|
"Müslümanların gözlerinin oyulduğu, kollarının, bacaklarının ve
erkeklerin erkeklik organlarının kesildiğini bildiren ajans, Sırp
çetecilerin katlettikleri Müslümanların tanınmaması için cesetleri
topladıkları yerlerde yaktıklarını kaydetti." (Günaydın, 20 Mayıs
1992)
|

Faşizan Sırp çeteleri, Bosna Savaşı
boyunca çocuk, kadın, erkek, yaşlı demeden binlerce insana
akıl almaz işkenceler uyguladılar. Çocukları bile gözlerini
kırpmadan yakabilen bu zihniyetin temelinde, din ahlakından
uzak ırkçı ideolojiler yatmaktadır.
|
"Bir görgü tanığı, Sırp çetecilerin yaptıklarını gözyaşları
içinde anlatırken şunları söyledi: 'Sırp saldırısı nedeniyle dağlara
kaçan Boşnak kadın ve çocukları toplayıp dağ evlerine kapatıyorlardı.
Sonra da, evlerin tüm çevresine benzin döküp ateşe verdiler. Müslüman
kadın ve çocuklar çığlıklar içinde diri diri yandılar. Biz ilerdeki
ormanda saklandığımız yerden bunu seyrettik..." (Sabah, 18 Eylül
1992)
"Camilerle hızını alamayan Sırp katiller bu defa Müslüman mahallelerdeki
bütün evleri tek tek havadan bombalayarak birer enkaza çevirmiş...Havadan
bombalama bitince, dışarı kaçmaya çalışan Müslüman halkın üzerine
ateş açılmış... Kimi ateşte yakılmış, kiminin boğazı kör bıçakla
kesilmiş... Tek kelimeyle vahşet... Evleri yanan kadın ve çocuklar
feryad figan ile dışarıya kaçmaya çalışıyordu... Ama Sırp katiller
köyün etrafını sarmış kimsenin dışarı kaçmasına izin vermiyorlardı...
Göz göre göre 85 kadın ve çocuk diri diri yandı gitti..." (Türkiye,
8 Haziran 1992)
Allah Büruc Suresi'nde, Müslümanların geçmişte de yakılarak öldürüldükleri
bildirmektedir:
"Kahrolsun Ashab-ı Uhdud. Tutuşturucu yakıt dolu o ateş. Hani kendileri
ateş hendeğinin çevresinde oturmuşlardı. Ve müminlere yaptıklarını
seyrediyorlardı. Onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan' övülen
Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı... Gerçek
şu ki, mümin erkeklerle mümin kadınlara işkence uygulayanlar, sonra
da tevbe etmeyenler; işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı
azab onlar içindir." (Büruc Suresi, 4-8, 10)
|