|
Münih Olimpiyat Köyü Baskını Üzerindeki Şüpheler
Münih Olimpiyat Köyü'nde İsrailli sporcuların bir grup özel tim
tarafından kurtarma operasyonu adıyla öldürülmesi, zihinleri kurcalayan
önemli Mossad eylemlerindendir. İsrailli sporcular Olimpiyat öncesi
pek çok tehdit almış olmalarına rağmen neden korumasızlardı. Olimpiyat
köyünde, olay esnasında neden polis yoktu ve bu sporcuların kurtarılması
için neden Filistinlilerin istekleri ısrarla yerine getirilmedi?
Moshe Dayan'ın başkanlığında Mossad Şefi Zwi Zamir'in de aralarında
bulunduğu, Münih'e gelen özel tim, kurtarma adı verilen katliamda
ne gibi rol aldı? Golda Meir ve Zwi Zamir neden ısrarla uzlaşmaya
yanaşmadı? Herkes özel timin Filistinlileri ve İsrailli sporcuları
öldürdüğünü bildiği halde bu neden kamuoyundan gizli tutuldu ve
neden katliam Filistinliler tarafından yapılmış gibi gösterilerek,
Golda Meir'in kurduğu X Komitesi tarafından birçok Filistinli aydın
katledildi?
Olayla ilgili bazı ilginç bilgiler şunlardır:
#İsrail Büyükelçiliği, Alman Hükümeti'ne bazı emirler vermiştir.
(Le Monde, 17 Ekim 1992)
# Yahudi Sosyolog Gilbert Mury: "Münih katliamı, eli silahlı kişilerin
silahsız insanları öldürmesidir. Fakat bu silahlı kişiler, İsrailli
sporculara ve Filistinlilere ateş açan Alman polisidir." açıklamasını
yapmıştır. (Le Monde, 19 Eylül 1972)
# Leon Schrimann: "İsrailli sporcuların sürekli korumaları o sırada
neden görevlerinde değillerdi?" (Dossier Secret Sur Israel: Le Terrorisme,
Vincent Monteil, sf.86)

İsrailli özel tim ile birlikte katliamı
gerçekleştiren Alman Gizli Servisi BND'nin özel timi.
|
# Yahudi Sosyolog Gilbert Mury 6 kişinin imzasının bulunduğu açıklamasında,
Golda Meir'in antlaşmaya razı olmayarak, İsrailli sporcuları ölüme
mahkum etmesinin bir vahşet olduğunu belirtmiştir. (Dossier Secret
Sur Israel: Le Terrorisme, Vincent Monteil, sf. 87)
# Tel Aviv'den Moshe Dayan başkanlığında gelen özel bir tim, Alman
polisiyle görüşmeler yapmıştır. (Dossier Secret Sur Israel: Le Terrorisme,
Vincent Monteil, sf.8)
# "Alman polisinin olayın başından itibaren FKÖ'lülerle vardığı
antlaşmaya sadık kalmaya hiç niyeti yoktu. Bunun sebebi Bonn'daki
İsrail yetkililerinin hiçbir şekilde rehine ve mahkum değiş tokuşuna
yanaşmamasıdır... Alman polisi İsrailli sporcuların kimler tarafından
öldürüldüğünü kesin olarak kanıtlayacak olan otopsi sonuçlarını
halka açıklamayı da reddetmiştir." (Le Monde, 9 Eylül 1972)
L'express dergisinin Münih baskınını
ele alan sayısı, "Münih'de Dram" başlığı ile yayınlanmıştı.
|
# "Eğer gerçekten Filistinlileri öldürmek için operasyon yapılmış
olsa, her Filistinli için iki vurucu olması gerekirdi. Ama 11 Filistinli
için sadece 5 tane vurucu vardı. Karanlıkta helikopteri kullananlar
bile vurulmuşlardı. Diğer pilot yere yatıp ölü taklidi yaparak kurtuldu.
Bu olayların tam ortasında olan Golda Meir, Willy Brandt'a karşı
hiçbir kızgın ifade kullanmamıştı. Olay öncesi Tel Aviv'den Münih'e
bir Boeing kalkmış ve iki uzmanı taşımıştı. İsimleri gizli, çok
önemli bu iki İsrailli subay, Almanya'ya gelmişti." (L'Express,
11-17 Eylül 1972)
# Yahudi Dayanışma Derneği Başkanı Bertram Zweiben, olay sonrası
demecinde 'Bir misilleme hareketi ancak dünya çapında Arap diplomatlarının
öldürülmesiyle olur' demiştir. (Dossier Secret Sur Israel: Le Terrorisme,
Vincent Monteil, sf. 88)
# "Münih Olimpiyat Köyü'nde ölen İsrailli sporcuların üzüntüsü
yerini zamanla rehineleri kurtarma girişiminde başarılı olamayan
Almanlara karşı duyulan kine bıraktı." (Şalom Gazetesi, 17 Haziran
1992)
Filistinliler, esirlerin değiş tokuşunun sağlanması için gerçekleştirdikleri
bu eylemin İsrail tarafından bu şekilde kullanılıp tüm Filistinli
aydınların teker teker katledilmesine yol açacağını tabii ki düşünmemişlerdi.
Fakat bir ölüm timi olan Mossad için, İsrailli sporcuların Filistinlilerin
yanında öldürülmesi propaganda amacıyla kullanacakları küçük bir
ayrıntıdan aşka bir şey değildi. Bu olaydan sonra suçsuz birçok
Filistinli, olayla ilgili oldukları gerekçesiyle öldürüldü. Oysa
operasyon sırasında olayla ilgili Filistinliler, ölüm timi tarafından
zaten öldürülmüşlerdi.
"Filistin Devrimci Destek Grubu olaydan sonra bir deklarasyon yayınlar.
Yaptıkları hareketin insancıl amaçlı olduğunu söyler. 'İsrail hapishanelerinde
çürüyen, acı çeken ve işkencelere maruz kalan 200 savaşçımızı almak
için yapıldı. Alman polisi tarafından planlanan kanlı operasyon,
tamamen Golda Meir'in isteği üzerine yapıldı. Bu vahşice hareket
bu drama sebebiyet verdi. Filistinlilerin yaptığı insancıl harekete
nazaran çok fazla vahşiydi. İmzalayanlar arasında üniversiteden
Vincent Monteil, sosyolog Gilbert Mury, Dominikalı Paul Planquard
ve bir avukat olan Michele Bauvilard vardı.' Aynı gün New York'ta
bir teşkilat 'tüm dünyadaki Arap diplomatları öldürme kararı aldı.'
Bu teşkilatın adı 'Yahudi Koruma Derneği' idi." (L'Express, 11-17
Eylül 1972)
İsrailli sporcuların öldürülmesi olayına, Alman Gizli Servisi BND'nin
Mossad'la bağlantısını sağlayan Yahudi Başkanı Markus 'Misha' Wolf'un
adının karışması, olay üzerindeki soru işaretlerini arttırmıştır.
"Üç yıl önce, Avrupa'nın en gelişmiş casusluk örgütünün başkanı
olarak emekli olan, usta Doğu Alman casus Markus 'Misha' Wolf'un
başlıca uluslararası terör saldırılarında suç ortağı olduğu sanılıyor.
The Post Gazetesi, yayımlanan bir köşe yazısında casus Wolf'un
şu olaylarla ilişkisi olduğunu iddia etti: 1972 Münih Olimpiyatları'nda
İsrailli atletlere karşı düzenlenen Kara Eylül saldırısına silah
sağlanması..." (Şalom, 23 Mayıs 1990)
Mossad'ın Almanya'daki en güvenilir dostu BND Başkanı Yahudi Markus
Wolf'un Münih olimpiyatlarında İsrailli atletlere karşı düzenlenen
saldırıda silahları Filistinli Kara Eylül grubuna bizzat kendisinin
temin etmesi, olaydaki Mossad güdümünün açık bir örneğidir. Kara
Eylül grubunun Mossad hesabına çalışan Abu Nidal'le bağlantılı olması
ise olayı daha açık hale getirmektedir. (Kara Eylül-Abu Nidal bağlantısı:
The Middle East, Temmuz 1978)
Mossad'ın Nükleer Oyunları
Ben Gurion
|
Mossad'ın en önemli amaçlarından biri de İsrail'in büyük bir nükleer
güce ulaşmasıdır. Bu doğrultuda nükleer silah üretimi için, dünyanın
en büyük nükleer santrallerinden biri olan Dimona'nın kurulması
amacıyla Mossad çeşitli operasyonlar düzenlemiştir.
İsrail'in kuruluşundan itibaren Devlet Başkanı Ben Gurion, nükleer
güç elde etmeyi amaçlamış ve İsrail kurulduktan 7 ay sonra Maurice
Surdin, Fransız Atomik Enerji Komisyonu üyesi ve Fransız atom bombasının
mimarı, İsrail'e getirilmişti. Rus kökenli bir Yahudi olan asıl
adıyla Moshe Surdin önderliğinde, İsrail Atomik Enerji Komisyonu
1952'de kuruldu. Başına Ernst David Bergman getirildi. Ben Gurion,
bilim adamları, askerler ve politik danışmanlar, nükleer reaktör
satın almak için her fırsatı kolladılar. 1955'de bir fırsat yakalandı.
Tel Aviv'in 10 mil güneyinde Eisenhower'ın barış için atom programı
dahilinde Nahal Sorek'te küçük bir reaktör oluşturuldu. Aynı yıl
Şimon Peres daha büyüğü için Fransa'dan bir şans yakaladı. Ben Natan,
Fransa'nın İsrail'e nükleer reaktör vermesi için lobi faaliyetlerinde
bulundu. 3 Ekim 1957'de Bourgers Maunoury ve Dış İşleri Bakanı Pineau,
Peres ve Ben Natan ile gizli bir antlaşma imzaladı. Antlaşma 24
megawatlık bir reaktörün gerekli teknik donanım ile İsrail'e verilmesini
içeriyordu.
İsrail'de kapalı kapılar arkasında bu konu çok tartışıldı ve gizliliğini
her zaman korudu. Nükleer santral herşeyi gizli olan bir ülkede
tarihte görülmediği kadar gizli tutuldu. Peres, İsrail istihbaratından
nükleer santralı korumalarını istemedi. Çünkü ona göre İsrail'in
nükleer gücünün, ayrı bir nükleer istihbarat servisine ihtiyacı
vardı. 1957'de Peres nükleer meseleler için yeni bir istihbarat
servisi kurdu ve başına Benjamin Blumberg'i getirdi. Blumberg daha
önce Haganah'da çalışmış, 1948-49 Savaşı'ndan sonra Shin-Beth'e
katılmıştı. Shin-Beth'te görevi, Savunma Bakanlığı'nda ve çeşitli
projeler üstünde çalışan fabrikalarda güvenliği sağlamak ve gizliliği
korumaktı. Bu bölüme Lakam adı verildi. Lakam ajanları bilim ateşeleri
olarak Avrupa ve ABD'deki İsrail konsolosluklarına giderler ve aldıkları
bilgiyi Dış İşleri Bakanlığı'ndan önce ofislerine rapor ederler.
Bilim danışmanları halktan her türlü bilgi almakla ve gönderildikleri
ülkedeki bütün bilim adamları ile ilişkiye geçmekle yükümlüdürler.
Peres'in desteği ile Blumberg, Lakam istihbaratını diğer branşlardan
ayrı tutuyordu. Isser Harel bu konuda: "Devletin üst düzeyinde bazı
kişiler bile Lakam'ı oluşturan ünitelerden habersizdir" demektedir.
"Fransa'dan gelecek yeni reaktör en gizli konudan bile daha gizli
bir konu idi. Fransa'dan gelen yeni reaktör için Negev Çölü seçildi.
(Negev Tevrat'ta İbrahim Peygamberin sevdiği vaha olarak geçiyor)
Bu konuda sadece Lakam değil, Fransız istihbaratı da hassastı. Paris'ten
papaz kılığında bir ajan Negev'e gönderildi. Dimona'daki bu inşaat
için orada yaşayan halka bir tekstil fabrikası inşa edildiği söylendi.
Bu fikir Blumberg'indi. Charles De Gaulle, İsrail'in Dimona Reaktörü'nü
askeri amaçla kullanacağını hissediyordu ve bu, Fransız Başkanı
rahatsız ediyordu. Mayıs 1960'da De Gaulle Dış İşleri Bakanına,
İsrail Konsolosluğu'nu artık Dimona'ya uranyum göndermeyecekleri
konusunda haberdar etmesini istedi." (Every Spy a Prince, Dan Raviv,
Yossi Melmon, sf.66-74)
İsrail'in Negev Çölü'ndeki Dimona
Nükleer Santralı
|
Fakat, İsrail nükleer silah üretmeye kararlıydı. Gerekli malzemeleri
bulmak için yeni operasyonlar düzenledi:
"Fransa'nın silah ambargosu koyarak uranyum sevkiyatını durdurması
üzerine İsrail zor durumda kalmıştı. Moshe Dayan her ne pahasına
olursa olsun atom bombası istediğini belirterek 'gerekirse bu nesneyi
çalmalıyız' diyordu. Isser Harel'in yerine Mossad şefi olan Meir
Arit 200 ton uranyum bulma görevini üstlenmişti. Uranyum bulma operasyonu
son derece gizli işler arasındaydı. Bu komando harekatına kimyada
bir kurşun bileşiminin adı verildi: 'Plumbot Operasyonu'.
İsrail Gizli Servisi Brüksel'deki Madenler Genel Merkezi'nde büyük
miktarda uranyum bulunduğunu tespit etmişti. Bu uranyum MGM'ye,
Belçika Kongosu'nda faaliyet gösteren bir firmadan kalmıştı. Uranyum
Antwerpe'nin doğusunda bir köyde depo edilmişti. Mossad şüpheyi
çekmeden uranyum satın alacak bir iş arkadaşı aramaya başladı. Tabii
bu arkadaş uranyumu olduğu gibi İsrail'e devredecekti.
Nihayet Mossad ajanı Daniel Aerbel uygun bir tip bulduğunu bildirdi.
Bu, Alman iş adamı Herbert Schulzen'di. Shulzen, Wiesbaden de 'Asmara
Kimya Şirketi'nin ortağıydı. Bu şirket kimyasal ve radyoaktif zehirlenmelere
karşı kullanacak yeni ilaçlar ve yöntemler bulmakla uğraşıyordu."
(Hayat Dergisi, 24 Aralık 1980)
"Fakat Shulzen'in küçücük şirketinin 200 ton uranyumu değil işletmek,
depo bile edemeyeceği Belçika'daki MGM'nin şef yardımcısı Denis
Dewez tarafından anlaşılması zor olmayacağından, Asmara'ya İtalya'dan
Sarca adında paravan bir ortak firma bulundu." (Hayat Dergisi, 5.1.1981)
"Zürih'te 24 saatte 1500 marka kurulan Biscayne Traders Shipping
Corp. aracılığıyla Liberyalı bir deniz ulaşım şirketi kuruldu. Şirketin
başkanı Mossad ajanı Daniel Ert'ti. Şirketin diğer ortağı ise Türk
armatörü Burhan Yarısal idi. 1968, 27 Eylülü'nde Burhan Yarısal'ın
1.2 milyon Mark ödeyerek aldığı 78 metrelik Scheersberg adını taşıyan
geminin yönetimi de Mossad'ın emriyle Percey Barrov'a verildi."
(Milliyet, 27 Kasım 1986)
"Türk Armatörü Burhan Yarısal olarak geçen şahıs Benjamin Yeruşalmi
adındaki Mossad ajanıydı. Mossad'ın güvenilir elemanlarından Benjamin
Yeruşalmi, nasıl becerdiği bilinmemekle birlikte bir Türk pasaportu
edinmiş ve Burhan Yarısal kimliğine bürünmüştü." (Milliyet, 27 Kasım
1986)
"Yeni kaptan Londra'dan uçakla gelirken beraberinde tamamen Mossad
ajanlarından oluşan tayfalarını da getirtmişti. Uranyumun her hareketi
AET içinde Euratom denilen teşkilat tarafından denetleniyordu. Euratom
sonunda Mossad tarafından ayarlanan Dewez'in baskılarıyla uranyum
ticareti için izin verdi. 29 Kasım 1968 günü gemi gece yarısında
Kıbrıs açıklarındaki bir İsrail tankerine yanaşarak yükünü bıraktı."
(Hayat Dergisi, 1 Ocak 1981)
"İsrail tankeri yüklediği uranyumu Hayfa Limanı'na getirir ve bu
kıymetli madeni oradan İsrail nükleer santralı Dimona'ya götürür.
Euratom, olayı ancak 7 ay sonra fark eder." (Hayat Dergisi, 1 Ocak
1981)
Euratom olayı 7 ay sonra mı fark etti? Yoksa Euratom ve Atom Enerjisi
Komiserliği Başkanları olayı örtbas mı etti? Bunlar birer soru işareti
olarak belleklerde kaldı.
"NATO'da Üçüncü Dünya ülkelerine karşı nükleer silah kullanımını
öngören planlar tartışılıyor. Dağılan Sovyetler Birliği'nin eski
Cumhuriyetleri, Irak, Libya, Kuzey Kore, Mısır, Şili, İran ve Hindistan'a
yeni tehdit kaynakları gözüyle bakılıyor. Oysa 1960'lardan beri
faaliyetleri pekala bilinen bir nükleer sabıkalı daha var dünyada.
Batı'nın özenle 'kara liste' lerin dışında tuttuğu, bütün suçlamalardan
uzakta yaşayan bu ülkenin adı İsrail.
Benjamin Yeruşalmi ya da Burhan Yarısal
|
Amerikalılar, gazetecilerin ortaya attıkları soruları bugüne kadar
geçiştirmeyi tercih ettiler. Elde yeterli kanıt bulunmadığını söyleyip,
birçok suçlamayı UFO hikayeleriyle bir tuttular. 1990'da İngiltere
Avam Kamarası'nda bir soruyu yanıtlayan eski Dış İşleri Bakanı William
Waldegrave, 'İsrail, bilgimiz dahilinde, hiçbir zaman kimyasal,
biyolojik ve nükleer silahlara sahip olduğunu doğrulamadı ya da
inkar etmedi' demekle yetinmişti.
Son altı yılda İsrail'den gelen nükleer tehlikeyle ilgili pek çok
makale ve kitap yayınlandı. 1991'de çıkan "The Samson Option" kitabının
yazarı Seymour Hersh, ABD Başkanlarını, İsrail'in sürekli genişleyen
nükleer gücünü dünya kamuoyundan saklamakla suçladı. Çeşitli çevreler,
Batılı ülkelerin, casus uydularına ve kamuoyunun henüz haberdar
olmadığı ileri teknolojik yöntemlere rağmen İsrail'e inanmasının
'saflık' olacağını belirttiler.
Nükleer silahların sınırlandırılması antlaşmasını imzalamayan İsrail'in
füzeleri, tüm Yakın ve Ortadoğu'yu vurabilecek kapasitede. Nükleer
savaş başlıkları yerleştirebilen füzeler Türkiye'ye de uzanabiliyor.
İsabet oranı yüksek Jericho 2B tipi balistik füzeler, 1660 km'lik
menzilleriyle Trakya'nın tümünü hedefleyebiliyor. İsrail'in elindeki
diğer füzeler ve özellikleri şöyle sıralanıyor: Jericho 1, Fransa
kökenli, menzili 650 km. Jericho 2, İsrail'de geliştirilmiş, menzili
1450 km. Şavid füzeleri, İsrail yapımı, menzili 4500 km. ABD'nin
İsrail'e verdiği Lance füzeleri, menzili 96 km. Yine ABD'nin verdiği
MGM5-2C tipi Lance füzeleri, menzili 130 km. Nükleer savaş başlıklarını
yerleştirebileceği savaş uçakları ve uzun menzilli topları bulunan
İsrail, nötron bombası yapımında kullanılan araçlarla, bir kenti
yok edebilecek güçte hidrojen bombalarına da sahip." (Nokta Dergisi,
7-13 Mart 1993)
|