|
Orta Asya'da Mossad Ajanı İş Adamı:Shoul
Eisenberg
İsrail'in, Kazakistan ve diğer Cumhuriyetlerle olan iş ilişkilerini
düzenleyen kişilerin başında Shoul Eisenberg adlı iş adamı gelmektedir.
Eisenberg sıradan bir iş adamı değildir, garip bir özelliği vardır:
Mossad ajanı olması.
İsrail'in Türk Devletleriyle ilişkilerini
düzenleyen iş adamı Shoul Eisenberg.
|
"Bir yıldır 12'ye yakın İsrail şirketi Orta Asya Cumhuriyetlerinde
çalışmalarda bulunmak için girişimlerde bulunuyorlar.
Bu girişimin başkanı, aktif ve sır dolu bir insan olan Shoul Eisenberg.
Uluslararası bir iş adamı olan Shoul, İsrail'e Japonya, Güney Kore
ve Çin kapılarını da açmıştı. Girişken iş adamı Eisenberg, İsrail
ilişkilerinde en etkili insandı." (Le Point, 2 Ekim 1992)
"Zengin İsrailli sanayici Shoul Eisenberg'e ait olan Asya binası,
karargahın (Mossad merkezi) sağ tarafındaydı. Eisenberg, Uzakdoğu
ile olan ilişkilerinden dolayı Çin-Mossad bağlantısını sağlıyordu.
Eisenberg ve adamları, çeşitli ülkelerle silah ticareti yapıyordu."
(Hile Yolu Mossad, Victor Ostrovsky, sf. 126)
"ABD'li deneyimli gazeteci 2000'e Doğru'ya bildiriyor: 'Size, Mossad'ın
Türkiye ve Orta Asya görevlisinin adını veriyorum: Shoul Eisenberg.
Bölgedeki uyuşturucu ticaretini de denetler'." (2000'e Doğru, 7
Şubat 1993)
Tacikistan'daki gelişmeler, Eisenberg'in hesaplarını ilk başta
bozmuş olabilir, ama Eisenberg bir gün mutlaka "geri döneceği" düşüncesindedir:
"İsrail hükümeti bizden yardım isterse ederiz" diyen Eisenberg,
Ekim ayında patlak veren iç savaş nedeniyle Tacikistan'dan ayrılmak
zorunda kalmıştı. 'Birkaç milyon dolar kaybettik. Bir gün geri döneceğimizden
eminim' diyor." (2000'e Doğru, 7 Şubat 1993)
Azerbaycan'da Garip Gelişmeler
Kazakistan, Orta Asya Türk devletleri içinde en güçlüsü olduğu
için, İsrail'in üzerinde en çok yoğunlaştığı devlettir. Fakat bunun
yanında diğer Cumhuriyetler de İsrail'in atağından paylarını almış
durumdadırlar. Bunların başında Azerbaycan gelmektedir. İsrail,
yine klasik "yardım ve iş birliği" yöntemiyle Azerbaycan'da da faaliyet
göstermektedir. İsrail yetkililerinin hükümeti etki altına almaya
yönelik çalışmaları ise oldukça düşündürücüdür:
"Fransa'nın önde gelen gazetelerinden Le Figaro, İsrail'in Azerbaycan'la
diplomatik ilişki kurup, askeri iş birliğine gireceğini ileri sürdü.
Haberde Fransa ve ABD'nin Azerbaycan nezdindeki büyükelçilerinin
bile 'otel' de görev yaptıklarına dikkat çekildi. 'İsrail'in Azerbaycan'la
diplomatik ilişkisi olmamasına rağmen Kudüs'ün temsilcisi Lev Bardani
deniz kenarındaki bir eve yerleşti. İsrail, Müslüman Azerbaycan'ın
Hıristiyan Ermenistan'la çatışma halinde olduğu bir dönemde ülkenin
göbeğinde yerleşmiş bulunuyor.
Lev Bardani'nin İsrail'in Azerbaycan'daki gözü kulağı olduğu vurgulanan
haberde şöyle denildi: 'Bardani, İran'ın sınır komşusu Müslüman
Azerbaycan'la diplomatik ve askeri ilişkileri kurma çalışmalarını
sürdürüyor. Bardani, Bakü'de Savunma Bakanlığı tarafından haftada
birkaç kez kabul ediliyor. Burada Avrupa, Ermeni yanlısı olmakla
suçlanıyor. Bakü yönetimi, ABD ve Fransa'nın Ermenistan'a arka çıktıklarını
göz önüne alarak İsrail'in Batı üzerindeki nüfuzunu kullanması için
kucak açıyor.' Ayrıca 'İsrail ile Azerbaycan arasındaki diplomatik
ilişki en geç birkaç ay içinde kurulacak' görüşünü savundu.
Le Figaro gazetesi, Türkiye'nin Azerbaycan'a yaptığı askeri yardımın
sınırlı olduğunu öne sürerek, 'Şimdi İsrail, Azerbaycan'ın bu isteklerine
cevap verecek. Azerbaycan'ın gerçek bir ordu kurabilmesi için İsrail
yardımı çok uygun ' dedi." (Hürriyet, 18 Kasım 1992)
İsrail'in bu işle görevlendirdiği Lev Bardani, ülkedeki Yahudi
liderleriyle de yakın temaslarda bulunmuştur:
"İsrail'in Azerbaycan'daki temsilcisi Lev Bardani şimdiye kadar
bölgede yaşayan Yahudilerle temasa geçerek üst düzey resmi yetkililerle
ilişki kurmuş durumda." (Şalom, 25 Kasım 1992)
Azerbaycan-İsrail askeri iş birliğinin kilit isimleri ise Mossad
ajanları:
"İsrail'in Azerbaycan'a verdiği silahlar arasında Stinger füzeleri
de bulunuyor. IPS (Inter Press Service), eski İsrail istihbarat
subayı David Kimche ve emekli ABD generali Richard Secord'un yakınlarda
Bakü'yü ziyaret ettiklerini bildiriyor. Mossad subayı Kimche, Irangate
skandalına karışmış, Secord ise Irangate olayından dolayı yargılanmıştı.
İsrail'in Ankara'daki Büyükelçisi Uri Gordon, 'nazik bir konu' olarak
değerlendirdiği olay hakkında yorum yapmayı reddediyor. Azerbaycan
Büyükelçisi Nevruzoğlu ise konuyu inceleyeceğini söylüyor." (2000'e
Doğru, 22 Kasım 1992)
Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın, sanırız belli lobilerin baskıları
sonucunda, yaptığı açıklamalar da konuya ışık tutmaktadır:
"Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey 'İsrail'le askeri alanda iş birliği
yapmak istiyoruz. İsrailliler çok gelişmiş bir teknolojiye sahipler
ve mükemmel silahlar üretiyorlar. Fakat böyle bir ilişkinin olumsuz
bir şekilde değerlendirilmesini istemiyoruz. Her durumda İsrail
ile diplomatik ilişkiler bir-iki ay içinde kurulacak' şeklinde konuşuyor."
(Şalom, 25 Kasım 1992)
Ve Diğerleri...
Hürriyet, 18 Kasım 1992
|
İsrail, "çengel atma" operasyonunu diğer Orta Asya ülkelerine de
uygulamaya çalışmaktadır. Özbekistan bunun örneğidir. İsrail, Orta
Asya'nın önemli devletlerinden bir diğeriyle, Özbekistan ile de
ilişkilerini geliştirmektedir. İşin ilginç yönü de bu yakınlaşmayı
onaylayan yönetimin dini kuruluşları yasaklamasıdır:
"Şubat ayında Buhara kentinde altı gün kalan İsrail Büyükelçisi
Aryeh Levin, egemenliğini henüz elde etmiş, halkının %90'ı Müslüman
olan 20 milyon nüfuslu bu Orta Asya Cumhuriyeti ile diplomatik ilişkileri
resmileştirmek üzere girişimlerde bulundu. Önümüzdeki aylarda Taşkent'te
açılacak olan İsrail Konsolosluğu'ndan sonra, elçilik de onu izleyecek.
Büyükelçinin kimliği konusunda ise henüz bir açıklama yapılmadı.
Levin gerek Yahudi, gerekse Özbek resmi yetkililerine, Özbek Yahudilerinin
Kudüs'le Taşkent arasında bir 'köprü' oluşturacağını ümit ettiğini
ifade etti. Ayrıca kökenleri MÖ 3. yüzyıla dayanan bir Buhara Yahudi
Cemaati de bulunmakta. Bu cemaatten 9.000 kadarı Buhara'da, 15.000
kadarı da Semerkant'ta yaşamakta. Son aylardaki düşüşe rağmen, 1989'dan
beri her iki topluluktan binlerce kişi İsrail'e göç etti.
Bazı İsrailli iş adamları Özbekistan'la köprüler kurmaya başladı.
Bu iş adamlarının başında da 1972'de Özbekistan'dan İsrail'e göç
eden Moshe Chaimov, uluslararası alanda iş yapan Shoul Eisenberg
ve Kanadalı Albert Reichman'ın desteğiyle, Buhara Sinagogu'nun restorasyonunu
tasarlayan Kudüs'lü Solomon Goldschmidt bulunmakta.
Şimdiye dek Kerimov hükümeti, laik bir muhalefet partisinin kurulmasını
onaylamış, ancak İslami Doğuş Partisi'nin kurulmasını da reddetmiştir."
(Şalom, 25 Mart 1992)
İsrail'in, en tehlikeli yaklaşımı olan "tarımsal iş birliği", Özbekistan'la
sınırlı kalmamakta Orta Asya'da da geniş çapta uygulamaktadır:
"Tarım ile ilgili İsrail firmaları Tacikistan, Azerbaycan ve Özbekistan'da
yoğun faaliyet halindeler." (Milliyet, 10 Mayıs 1992)
İlginç bir gelişme de Kırgızistan'da yaşanmaktadır. Kırgızistan'ın
Kudüs'te açtığı elçilik bu gelişmelerden biridir:
"Kırgızistan, Kudüs'te bir elçilik açmaya karar verdi. İsrail Dış
İşleri Bakanlığı Sözcüsü Eviatar Manor, Kırgızistan Devlet Başkanı
Askar Akaev'le görüştükten sonra bu açıklamayı yaptı. Akaev, Başbakan
Rabin ve Dış İşleri Bakanı Peres ile de geçen hafta görüşmeler yapmıştı...
Akaev Enver Sedat'tan sonra İsrail'i ziyaret eden ilk Müslüman Devlet
başkanı... Akaev, 'Yahudilerin vaat edilmiş topraklarına dönmelerinin
kutsal bir hakları olduğunu anladığını' da ifade etti." (The Jerusalem
Post - International Edition, 30 Ocak 1993)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Akaev'in kadrosu da şöyleydi:
"Cumhurbaşkanı Askar Akayev'in iki dış ekonomik ilişkiler danışmanı
var; ikisi de Yahudi! Biri Kırgızistan Yahudisi Livitin. Diğerini
de Livitin bulmuş. Kanadalı ekonomist Friedman!" (Cengiz Çandar,
Sabah, 28 Ocak 1990)
Tacikistan bu ülkeler içinde değişik bir rota çizdi. Fakat, İsrail'in,
içindeki İslami gelişmelerden rahatsız olduğu Tacikistan'a kısa
sürede "çözüm" bulundu. "Stepne rejim" komünizm, İslam'a alternatif
olarak Tacikistan'da ayakta tutuldu. Tacikistan'da güçlenen ve bir
ara yönetimi ele alan İslami akımlara karşı komünist gruplar desteklendi
ve başa geçirildi. Yeltsin, desteğini komünistlere verdi. Bunun
ardından da, Müslüman Tacikler "cezalandırıldı".
"Tacikistan'da Müslüman katliamı.... Başkent Duşambe'de Nabiyev
taraftarı silahlı grupların, eski Müslüman-Demokrat koalisyon yönetimine
bağlı kişilerin evlerine, arama yapma bahanesiyle girdikleri ve
içerideki masum insanları acımasızca öldürdükleri bildirildi. Fransız
radyosu RFI'nın Tacikistan'daki muhabiri, Duşanbe'nin birçok kesiminde
duruma hakim olan komünist silahlı grupların, koalisyon partilerinin
üst seviyede yöneticileri de dahil olmak üzere geniş çaplı bir tutuklama
kampanyası yürüttüklerini bildirdi. Nabiyev taraftarları ayrıca,
sayısı 'yüzleri' bulan Tacik aydını ve gazeteciyi de hapse attılar.
Bağımsız Devletler Topluluğu adına bölgeye gönderilen Rus askeri
birliklerinin de çatışmalara hiç müdahale etmedikleri ve kasten
seyirci kalarak, açıkça Nabiyev'i destekledikleri bildiriliyor."
(Türkiye, 24 Aralık 1992)
"Tacikler akın akın kaçıyor... Her gün binlerce Tacik ülkenin güneyinden
Afganistan'a girmek için canını tehlikeye atıyor. Afgan sınırındaki
Kunsangir köyü mültecilerle dolmuş taşmış durumda. Resmi rakamlara
göre evinden uzak yaşam mücadelesi veren Taciklerin sayısı 100 bin.
Resmi olmayan rakamlar 800 bin kişinin açlık ve soğukla savaştığını
bildiriyor." (Sabah, 5 Ocak 1993)
İsrail, Cumhuriyetlerdeki Orduların Dağıtılmasını
İstedi
İsrail'in, kontrolü altında tutmayı hedeflediği Orta Asya'da İslami
akımların güçlenmesinden çok çekindiği de açıkça görülmektedir.
Bunun bir sonucu olarak İsrail, ABD'den garip bir istekte bulunmuştur.
Bu talep, Müslüman Cumhuriyetlerde, Sovyetler döneminde oluşturulmuş
fakat çoğunluğu bu ülke askerlerinden oluşan orduların dağıtılmasıdır:
"ABD'nin BDT Koordinatörü Richard Armitage'in yaptığı açıklamalara
göre, İsrail, proje çalışmalarının başlamasından bu yana Özbekistan
ve Tacikistan'a özel bir önem veriyor. İsrailli yetkililer bu iki
Cumhuriyete özel önem vermelerinin sebebinin, Özbekistan'da yetişen
önemli miktardaki pamuk olduğunu belirtirlerken, bu açıklama siyasi
çevrelerce tatmin edici bulunmadı. Tarafsız gözlemciler, İsrail'in
genel dış politikası gereğince, Ortadoğu'da ve Asya'da güçlenen
İslami hareketlerden rahatsız olduğunu ve Tacikistan ve Özbekistan'da
bu tür bir hareketin güçlenmesini önlemek için bütün tedbirleri
deneyeceğini belirtiyorlar. İsrail'in Ortadoğu'da yürüttüğü 'böl-parçala-yut'
taktiğini Orta Asya'da da uygulamaya koyacağı da yapılan yorumlar
arasında bulunuyor. Uzmanlar, bu tür bir taktiğin, başlangıç noktası
olarak Tacikistan ve Özbekistan'ın seçilmesinin önemine dikkat çekiyorlar.
Richard Armitage'in İsrail ziyaretinde gündeme gelen bir diğer
konu ise, bu Cumhuriyetlerdeki eski Sovyet ordusunun parçaları oldu.
Gerek Armitage, gerekse Şimon Perez ve diğer İsrailli yetkililerin
yaptıkları çeşitli açıklamalara göre, İsrail ABD'den, eski Sovyet
ordusunun yeni Cumhuriyetlerde kalan kısmının bir an önce dağıtılması
için talepte bulundu." (Tercüman, 10 Ağustos 1992)
Orta Asya'da İslam'ın Yükselişi
Orta Asya'da herşeye rağmen bütün hızıyla gelişen İslam ise, geleceğin
aydınlık olduğunu işaret etmektedir:
"Sayıları yaklaşık olarak 60 milyonu bulan Müslümanlar, Sovyetler
Birliği'nin Orta Asya bölümündeki Cumhuriyetlerde ve parti temsilciliklerinde
yoğunlaşmışlar. Bunlar, aynı zamanda Çarlık Rusyası tarafından da
sömürülen bölgeler. Tek tük "resmi cami" yapılmasına izin verilen
70 yıllık dinsel baskı döneminden sonra Perestroyka ile verilen
özgürlükler, beyinlerin bir köşesinde yer eden din özlemiyle birleşip,
İslamiyet'i canlandırıyor. Sovyet gizli servisi KGB'nin aralıksız
geriletme çalışmalarına rağmen, özellikle taşrada hızla büyüyüp
yayılan İslami hareket, geldiği noktada Orta Asya'nın istikbali
için yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Orta Asya ülkelerinde faaliyet gösteren ve son zamanlarda legal
hale gelen İslami Doğuş partisi, 70 yıllık komünizm kesintisinden
sonra, İslamı gündelik yaşamın içine sokmayı vaat ediyor.
70 yıllık Sovyet egemenliğinden sonra kılık değiştirmeye yönelen
Orta Asya, politik haritada kendi başına yer almaya başladıkça Müslüman
komşularıyla da ilişkiye geçecek ve büyük ölçüde onlardan etkilenecek.
Güneydeki Müslüman komşular ile diyalog başladı. İki yerden açılan
İran sınırı bu yoldaki ilk adımlardan biri. Tacikistanlılar da,
Afganistan'daki Taciklerle ortak bir "amaç" geliştirmekten söz etmeye
başladı. Orta Asya kendini Sovyetler Birliği'nden soyutladıkça kaçınılmaz
olarak bin yıllık Müslüman geçmişine de entegre olacak." (Nokta
,18 Ekim 1991)
"Son günlerde sadece Taşkent'te iki, Özbekistan'ın diğer bölümlerinde
de yedi tane yeni medrese açıldı. Bu medreselerden yetişen insanlara
göre de en iyi sistem İslam. Gelecekte de Orta Asya için İslam dışında
başka bir alternatif olamaz. Bu düşüncelerinde öylesine eminler
ki, bu yönde sorulan soruları dahi şaşkınlıkla karşılıyorlar.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, bölge şehirlerinin
dünyayla ulaştırma ve haberleşmeleri baş döndürücü bir hızla gelişti.
Bakü-İstanbul, Duşanbe-Tahran, Taşkent-İslamabad direkt uçuşları
Müslüman ülkelerle bu şehirlerin arasını birkaç saate indirdi. Dinin
hızla yayılmasında, örgütlenme konusunda göstermiş olduğu beceriklilik
de önemli bir paya sahiptir. Bu dinci örgütler hem dine, hem de
politikaya yönelik çalışmakta. İslami akımlar halkın dilinden konuşuyor,
çünkü onun bir parçası. Komünizm onların düzeni değildi. Bu nedenle
yıkılması onları hiç düşündürmedi." (Milliyet, 8 Mayıs 1993)
Sovyetlerin dağılmasının ardından geçen bunca zaman sonra da, Orta
Asya Cumhuriyetlerinin belirleyecekleri stratejiler büyük önem taşımaktadır.
Yapılması gereken şey, sahip olunan Müslüman ve Türk kimliğini en
iyi şekilde yaşayarak, gerek Batı dünyası gerekse komşular ile iyi
ilişkiler kurmak ve Türkiye ile ittifak içinde 21. yüzyılda "Müslüman
Türk" damgasını vurabilmektir.
|