Ve bu dönemin ardından Gorbaçov ve kapitalistleşen Rusya geldi.

MARXİZM'E YENİ YORUM: KAPİTALİZM

Komünizm, din ahlakını ortadan kaldırmanın, insanı materyalist dünya görüşüne yöneltmenin yöntemlerinden biridir. Aynı sonuca kapitalizmle, ya da faşizmle de ulaşılabilir. Bir ülke için hangi yöntemin deneneceğini ise, o ülkenin sosyolojik yapısı belirler. Ancak bunların herbiri insanları büyük felaketlerin içine sürükleyen son derece tehlikeli ideolojilerdir. Rusya'nın 1917 İhtilali'nden günümüze geçirdiği süreçler değerlendirildiğinde bu durum daha iyi anlaşılacaktır.

Komünizm bir baskı rejimidir. Marx'ın teorileri bütün Avrupa'ya yayılmaya çalışılmışsa da en büyük etkiyi şüphesiz Rusya'da oluşturmuştur. Bunun nedeni ise Rusya'nın doğu kültürüne sahip, baskı ile yönetilmeye alışık halkının bu rejimi kabullenmeye çok daha uygun olmasıdır. Halkı din ahlakından uzaklaştırmak isteyen bazı çevreler de bu nedenle, toplumun yapısına göre farklı yöntemlere başvururlar. Komünizmin etkili olmayacağının düşünüldüğü ülkelerde vahşi kapitalizmin uygulanılması bunun bir örneğidir. Sovyetler Birliği'nde yapılan değişim de (komünizmden kapitalizme geçiş) aslında yalnızca bir yöntem değişimidir. Gelişen dünya şartlarının oluşturduğu kültür, Sovyet toplumunu da etkilemiştir. Komünist sisteme halkın göstermeye başladığı tepki, artan ekonomik problemlerle birlikte rejimi zora sokmuştur.

Bu nedenle komünizm ve kapitalizm gibi birbirine tamamen zıt görünen iki ideolojinin zaman zaman aynı çevreler tarafından desteklenmesi de söz konusu olmaktadır. Charles Levinson'un "Votka-Cola İmparatorluğu" kitabında asıl olarak üzerinde durduğu husus da budur. Sovyetler'deki komünist rejim uzun süre, Batı içinde yer alan bazı odakların desteğini almış, komünizmin yıkılmasının ardından kurulan sistem de aynı destekle oluşturulmuştur.

Bu durumda,1980'lerin son yıllarında iki kutuplu dünya modeline neden son -ya da ara- verildiği sorusu gündeme gelmektedir. Acaba, Marxizmin din ahlakına karşı yürüttüğü mücadelenin geri tepmesi, 1980'lerde tüm dünyada İslam'ın yükselişe geçmesi bunda bir etken midir? Üçüncü bir kutup oluşmaya başlarken, eski iki kutubun çatışmayı bırakması bir şeylerin göstergesi değil midir? Söz konusu karanlık çevreler için, sözde gerçek "tehlike" ortaya çıkmaya başlayınca, danışıklı dövüşlere son verilmesinin, oldukça önemli bir gösterge olduğuna şüphe yoktur.

85'lerden sonra Rusya'da başlayan dine yöneliş de, komünist yöntemin değiştirilmesi gerektiği konusunda önemli sinyaller vermiştir. Yıllardır dinin "halkın afyonu" olduğu yalanına inandırılan Sovyet vatandaşları, 1917'den beri süren "Ahlaksız Evleri", "Ateizm Enstitüleri"nin gerçek yüzünü ve ne kadar büyük belalar olduklarını görmeye başladılar. Özellikle Orta Asya'daki dini uyanış Sovyet yetkililerinde panik yaratmıştı. Ve çözüm geldi; komünizm yerini kapitalizme devredecekti. Yapılan ise, yalnızca değişik şartlara göre farklı yöntemler kullanmaktı.

Gorbaçov, Perestroyka ve Glastnost

Gorbaçov'un başlattığı reformlar bilindiği gibi ilk defa Rus toplumunun kapitalist rejimle yakınlaşmasını sağladı:

Bu dönemde Sovyet-Yahudi ilişkilerinde, Mossad da önemli bir yer tutuyordu. Mossad ajanı olarak bilinen ünlü basın imparatoru Maxwell'e Sovyetlerin yaptığı yardım açığa çıktı. Buna karşılık Maxwell de KGB'ye bilgi sağlıyordu:


Sovyetler'in 'Yeni Dünya Düzeni'ne uyum sağlamasında Gorbaçov'un en büyük yardımcısı, Şevardnadze idi. Dış İşleri Bakanı Şevardnadze, ABD ile ilişkilerde kilit rol oynuyordu.

"İngiliz basın imparatoru Robert Maxwell'in KGB'ye bilgi akışı sağlandığını anlatan Soloviev, önemli noktalara gelmiş, şüphe çekmeyecek isimleri kullanmanın örgütün en önemli felsefesi olduğunu kaydetti." (Sabah Gazetesi, 1 Şubat 1992)

Gorbaçov'un Perestroyka'sı ise ilk kez kapitalizmin esintilerini Rusya'ya getirdi:

"Suçun perestroykası. Sovyetler Birliği'nde son yıllarda yaşanan olaylar karşısında, Sovyet vatandaşlarının önemli bir bölümü eski günleri, özlemle anma noktasındalar. Yaygın kanıya göre o günlerde, mafya Kremlin'deydi, şimdi ise sokaklarda. Gorbaçov'la birlikte Sovyet toplumuna bugüne dek görülmemiş bir serbestliğin, özgürlüğün geldiği kesin. Ama, madalyonun bir de öteki yüzü var. Yalnızca 1988'de, bir yıl öncesine kıyasla suç oranındaki artış yüzde 40. Kaçakçılık, uyuşturucu ticareti, soygunlar giderek yaygınlaşıyor ve daha da kötüsü kanıksanıyor." (Nokta, 17 Mayıs 1989)

Gorbaçov, iktidarda bulunduğu süre boyunca büyük sermaye ile yakın bağlantı içinde olmuştu. Gorbaçov'un, aralarında Kissinger, Rockefeller gibi kilit isimlerin de bulunduğu Trilateral heyetleriyle yaptığı görüşmeler de bunun bir göstergesiydi:

"Ocak 1989'da aniden B'nai B'rith Moskova'da bir loca açtı. B'nai B'rith, Gorbaçov ve arkadaşlarıyla samimi bir ilişkiye girerek de ikinci büyük başarısını kazandı. Acaba hepsi bir tesadüf müydü? 20 Ocak 1989 sayılı Humanité, Moskova'da bir Trilateral Komisyonu'yla, Sovyet liderlerinin karşılaşmasını yazar. Bu görüşmeye katılanlar Trilateral'den Rockefeller, Berthoin, Okowara, Giscard d'Estaing, Kissinger, Hyloand, Nakasone; Sovyetler Birliği'nden Gorbaçov, Yakolev, Medvedev, Faline, Akhromeiev, Dobrynine, Tchernalev, Arbatov, Primakov'dur." (Mais qui Gouverne L'Amerique?, Georges Virebeau, sf. 60-61)

Gorbaçov'un bağlantıları Rockefeller, Kissinger, Brzezinski gibi Yahudi lobisinin önemli isimlerine ve Trilateral ve CFR gibi iki büyük lobiye uzanıyordu.

"David Rockefeller ve Kissinger, Sovyet Lideri Mikhail Gorbaçov'u yakından eğitiyorlar ve kolaylıkla bağlantı kuruyorlar. Onun son politikalarından ise övgüyle bahsediyorlar. Gorbaçov kurtulmak için ABD'den, 100 milyar dolarlık bir hediyeye ihtiyacı olduğunu belirtti... Ama sadece 1,5 milyar dolar borç verebileceğini daha sonraki Bilderberg toplantısında açıkladı." (The Spotlight Reprint, Eylül 1991)


Üç gün süren darbe boyunca Moskova sokakları, Kızılordu tankları ile doldu.

"Dünyayı izleyenler, Sovyet lideri Mikhail Gorbaçov'un perestroyka ve glasnost gibi barış yanlısı hareketlerine ya da Doğu Avrupa'da olan gelişmelere şaşmamışlardır. Bütün bunlar aslında komünist patronlarla onların iş ortakları Lawrence ve David Rockefeller ile bunların Trilateral Komisyonu'ndaki bağlantıları sayesinde gerçekleşmiştir.

Barışa yönelik yeteri kadar hareket olmalıdır ki, Amerikalılar büyük miktarda yardım yaparak, Demirperde ülkeleri ile ekonomik olarak bağlantı kurabilsinler. Yeterli miktarda savaş korkusu kalmalı ki askeri-endüstri ve özellikle stratejik savunma alanları kar edebilir halde kalsın.

Trilateral'in amacı Sovyetler Birliği'ni ve komünist Doğu Bloku ülkelerini 'dünya ekonomisinin ortakları' yapmak, bunu sağlamak için de Amerika'nın Üçüncü Dünya ülkelerine yaptığı yardımların kanalı olan Dünya Bankası ile IMF'ye üyeliği gerekmektedir.

Rockefeller, 1989 Ocak'ta Moskova'ya bir Trilateral Delegasyonu'yla beraber gitti ve Gorbaçov'la uzun bir toplantı yaptı. Burada Sovyet hükümetine 'dünya ekonomisine ortak' olmaları için ısrar etti ve Dünya Bankası ile IMF'ye üyelik önerdi. Şubat'ta Rockefeller, CFR'den bir delegasyonla Varşova'ya gitti ve aynı teklifleri Polonya'ya yaptı. 17 Nisan 1980 tarihli 'Christian Science Monitor' gazetesinde Jeremiah Novak, 'Sovyetler Birliği'yle sürekli gelişen ilişkiler sayesinde Trilateral, ileriki bir tarihte Sovyetler'le birleşmeyi umut ediyor"diye yazıyordu.

Brzezinski: 'Kalkınmış ülkelerden oluşan ve Atlantik devletlerini, Avrupa komünist ülkelerini ve Japonya'yı kapsayacak çalışmalar yapılmalıdır.' diyor" (The Spotlight Reprint, Kasım 1992)

Komünizm-kapitalizm yakınlaşmasının önemli isimleri hep ilginç kişilerdi:

"Moskova'da B'nai B'rith Locasının açılamasına 12-19 Ekim 1988'deki toplantıda karar verildi. B'nai B'rith delegasyonu, Seymour Reich tarafından yönetiliyordu. Seymour Reich, 1987 yılında delegasyonun dünya çapında Başkanı Morris Abram'ın yerine geçti." (Les Financiers qui menent le Monde, Henry Coston, sf. 434)

"Kapitalizmle uluslararası komünizmin kucaklaşması öyle birdenbire olmadı. Bunun ön görüşmeleri 80'li yıllarda başlamıştı. Bu yakınlaşma için çalışan sadece Amerikan petrolcüsü Yahudi Armand Hammer değildi. Onun gibi bir Rus Yahudisi olan Edgar Bronfman da eski Yahudi ve Bolşevik üyelerle aynı amaçta çalışıyordu. Dünya Yahudi Kongresinin Başkanı olan Edgar Bronfman'ın ilk başarısı Budapeşte'de gerçekleşti. Kongre'nin Budapeşte'deki toplantısında Moskova Başhahamıyla görüşmüştü." (Les Financiers qui menent le Monde, Henry Coston, sf.435)

"Edgar Bronfman büyük bir patron, uluslararası alkol sanayisinin patronu (ünlü Seagram şirketinin patronu) şampanya ve kanyak piyasasını elinde tutuyor. Bu Bolşevik-kapitalist yakınlaşmasında Armand Hammer'in bir milyarder arkadaşı da bulunuyor: Carlo de Benedetti. Benedetti İtalyan Yahudi cemaatinin en önemli üyesi. Ayrıca besin sanayisinin de en önemli simalarından. Benedetti IBM'den sonra dünya micro-information piyasasında en önemli kuruluşun başında." (Les Financiers qui menent le Monde, sf. 436)

Gorbaçov döneminde ülkeye resmen giren bir başka lobi ise, Rotary Kulüpleri oldu: "Kremlinli Rotaryenler. Rotary Kulübü, yakın zamana kadar Sovyetler'de kapitalizmin simgesi olarak görülüyordu. Ama ne olduysa Stockholm'de oldu ve Sovyet yetkilileriyle, Rotary yetkilileri ufaktan flört etmeye başladılar. Sonunda, aşk izdivaca dönüştü ve kulübün Kremlin'de de kurulmasına karar verildi. İlk üyeler de oldukça kalburüstü isimlerden oluşuyor; Ekonomist Popov, kozmonot Sevastianov, tarihçi Afanasiev ve daha birçok etkili ve yetkili kişi." (Nokta, 11 Haziran 1989)

Fakat, ülkede esmeye başlayan kapitalizm rüzgarlarına muhafazakar kanattan gelen tepki üzerine, Gorbaçov ve ekibi tavsiye edilecek ilginç bir darbe ile yerine daha da uygun bir isim getirilecekti.

Bu arada, Gorbaçov'un mason olduğu söylentileri yayıldı:

"Gorbaçov Kudüs'te New Age'in ekonomik amaçlı toplantılarına katıldı. Burada pek çok kişi onun mason olduğunu söylüyordu." (Lectures Françaises, Ekim 1992)

Bir Garip Darbe

19 Ağustos 1991'de gerçekleşen ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla sonuçlanan darbe oldukça ilginç gelişmelere sahne oldu. KGB üyelerinin çoğunlukta olduğu muhafazakar kanat, Gorbaçov'u indirerek yönetime el koydu. Fakat darbe yönetiminin ömrü çok kısa oldu. Üç gün süren darbenin getirdiği sonuç, yıpranmış bir isim olan Gorbaçov'un yerine Boris Yeltsin'in getirilmesi ve Sovyetler Birliği'nin sona ermesiydi.

Fakat darbenin gelişimi "işin içinde bir iş"olduğu izlenimi veriyordu.

Hürriyet, 1Eylül 1991

"Darbe haberi yayılmaya başladığı sırada Devlet Başkanı Gorbaçov, Kırım Yarımadası'ndaki Foros'ta bulunan villasında tatildeydi. Yazov'un emriyle Moskova'ya gönderilen askerler, bazı önemli binaları kordon altına almaya başladığında saat 09:00 olmuştu. Bu sırada, darbeye kafa tutabilecek tek kişi, Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin, çoktan kalkmış, yardımcılarıyla birlikte nasıl bir tutum takınılması gerektiğini konuşuyordu. Rusya, Sovyetler Birliği'ni oluşturan 15 Cumhuriyetin temel taşı, Yeltsin halk tarafından en çok sevilen liderdi. İnanılması güç ama, darbeye tepki gösterebilecek, halkı ayaklandırabilecek tek kişi elini kolunu sallayarak, evinden çıkıyor ve arkadaşlarıyla yine hiçbir engellemeyle karşılaşmadan, Rusya parlamentosu binasına geliyordu.

Körfez Savaşı'yla ününe ün katan CNN, hemen Moskova'dan canlı yayına geçmişti bile.

CNN'i izleyenlerin, Moskovalıların, kahramanca darbeye direnmeye başladığını sanmasına karşın, Yeltsin, saat 11:34'te parlamento binasından çıkarak bir tanka yöneldiğinde, çevredekilerin sayısı en fazla 150 kişiydi. Darbecilerin gönderdiği bir tankın üzerine çıkan Rusya lideri, yasal Devlet Başkanı Gorbaçov'un, 'sağcı bir darbe'yle iktidardan uzaklaştırıldığını söylüyor ve halkı ODK (darbe komitesi)'yı protesto etmeye çağırıyordu. Yeltsin'in bu çağrısı, darbeciler için sonun başlangıcı oldu. CNN'in ileri sürdüğü gibi yüz binlerce kişi olmasa da, küçük ama kararlı bir kalabalık, Rusya parlamento binası önünde toplanmaya başladı. 21 Ağustos günü, saat 13:21'de Yeltsin, darbecilerin kaçmaya çalıştığını açıkladığında herkes rahat bir soluk aldı." (Milliyet, 19 Ağustos 1992)

"19 Ağustos sabahı, Sovyetler Birliği'nde yönetime el koyan Olağanüstü Durum Komitesi'nin (ODK) üyeleri, sanki sözleşmişcesine, bir darbenin başarıya ulaşmaması için ne gerekiyorsa yaptı." (Milliyet, 20 Ağustos 1992)

"Gorbaçov, komploya karışmış olabilir ya da çok pasif kalarak bunu kolaylaştırmış olabilir. Sovyet resmi haber ajansı TASS'ın da Gorbaçov'un görevden uzaklaştırılacağından, olay öncesinde haberdar olduğu ileri sürüldü. Sovyet Nesavisimaya gazetesinin, dün telefaksla dağıtılan olağanüstü sayısında, yönetime el koyan Olağanüstü Hal Devlet Komitesi'nin, Devlet Başkanı Gorbaçov'un görevden alındığına ilişkin bildirisinin metninin, resmi haber ajansı TASS'a, olaydan iki gece önce verildiği savunuldu." (Cumhuriyet, 22 Ağustos 1991)

İşte bu garip darbe, Gorbaçov'u indirirken yerine Yeltsin'i getirdi. Yeltsin'in özelliği ise, kapitalizmi Rusya'ya daha çabuk getirebilecek olmasıydı:

"Gorbaçov'un darbeyi tezgahlayan adam olduğu iddia edildi. Bu iddialar, darbeden sonra büyük ölçüde gözden düşürülen Sovyet liderinin yerine en Amerikancı kişinin, örneğin Yeltsin ya da benzeri birinin getirilmesini amaçlıyor." (2000'e Doğru, 1 Eylül 1991)

Bu göstermelik darbenin perde arkasında ise CIA olduğu bildirildi:

"Darbenin arkasında CIA vardı. ABD'deki 20 bin üyeli Komünist Partisi Lideri Gus Hall Sovyet Lideri Mikhail Gorbaçov'a karşı düzenlenen darbe girişiminin ardında sanıldığı gibi Komünist Parti'nin değil, CIA'in bulunduğunu öne sürdü." (Hürriyet, 1 Eylül 1991-Cumhuriyet, 22 Ağustos 1991)

CIA'in bu göstermelik darbedeki rolü, darbenin bir hafta öncesinde İsrail Dış İşleri Bakanı Peres ile dört üst düzey Rus yetkilisinin yaptığı gizli görüşme de göz önünde bulundurulursa oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkmaktadır: Darbe, yeni düzenin gizli ellerinin çıkarlarına uygun olarak geliştirilmiş bir senaryo niteliğini taşımaktadır. Nitekim darbe sonrasında başa geçen Yeltsin ve izlediği yöntemler de bunun önemli bir göstergesidir.

Rusya'yı "Kapitalist"Yapmaya Söz Veren Kişi: Boris Yeltsin

Darbe sonucunda Gorbaçov siyasi gücünü yitirirken yerine, darbe sayesinde kahraman olan bir isim geçti: Boris Yeltsin. Yeltsin, Gorbaçov'un başlattığı kapitalistleşme sürecini daha da hızlandırdı. Başa gelirken verdiği en büyük söz, tüm Rus halkını "kapitalist" yapmaktı.

Yeltsin bu iş için biçilmiş kaftandı. En önemli özelliğini, CNN'e verdiği bir demeçte şöyle açıklıyordu: "Ben Allah'a inanmıyorum." (Meydan, 29 Aralık 1992)


Rus halkının Yeltsin'e yaptığı bir protesto. Yeltsin'in yapısı, Siyon yıldızı ve dolar desenli kravatı ve elindeki içki şişesi ile ifade edilmiş.

Yeltsin, gerçekten de kendisinden beklenenleri yerine getiren biriydi. Bu yönüyle de yeni dünya düzenine katkıda bulunan bir liderdi:

"Boris Yeltsin Kremlin'e geldiğinden beri, Rusya, ABD ile iyi bir dost olmaktan öte bir ilişki kurdu. Konu ne olursa olsun, silahsızlanmadan, yıldız savaşlarından Yugoslavya'ya, Yeltsin ve Batı taraftarı Dış İşleri Bakanı Andrei Kozyrev, Bush hükümetinin isteklerini yerine getirmeye hazırdılar. Bu müsamaha Bush'un kampanyasında 'Soğuk Savaşı biz kazandık' demeciyle sergilenmiş oldu." (US News and World Report, 28 Eylül 1992)

Yeltsin'i başa getiren ve destekleyenler ise, daha önce de olduğu gibi yine bazı Yahudi lobileri. Jewish Chronicle, Yeltsin'i kimin finanse ettiğini şöyle bildirir:

"Bugün Rusya'nın en zengin adamlarından biri olan 44 yaşındaki Yahudi Mr. Borovoi, Boris Yeltsin'in 'Demokratik Rusya' hareketinin finansörü." (Jewish Chronicle, 28 Şubat 1992)


Ünlü Fransız dergisi L'Express, 'Doğu'nun Masonlarca Fethi' başlıklı sayısında Rusya'da hızla büyüyen mason localarından söz etti.

Yeltsin'in yardımcısı Rutskoi da yine bir Yahudi:

"Yahudi Servis Başkanı Simcha Dinitz, eski Sovyetler Birliği'nden yeni Yahudi göçleriyle ilgili haber vererek geldi. Sovyetler Birliği turunda Rusya Başkan Yardımcısı Aleksandr Rutskoi ile Kremlin ofisinde buluştu. Rutskoi annesinin Yahudi olduğunu açıkladı." (Jewish Chronicle, 28 Şubat 1992)

"Yeltsin'in Dış İşleri Bakanı Andrei Kozyrev'in de Yahudi asıllı olduğu söyleniyor." (Mustafa Özcan, Zaman 20 Mart 1993)

Ülke içinde Yahudi lobilerinden bu derecede büyük bir yardım alan Yeltsin, dışarıdan da aynı lobilerin denetiminde çalışan gizli servislerden destek görüyor:

"Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA'in Başkanı Robert Gates, son yaptığı açıklamada, ülkesinde muhalefet ile başı hayli dertte olan Boris Yeltsin'e destek mesajı gönderdi. Emekli gizli servis elemanları tarafından kurulan derneğin yıllık toplantısına katılan CIA Başkanı Gates, konuşması sırasında, Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in kendisini demokratik reformlara adadığına inandığını ve kısa dönemde Yeltsin'in varlığının Rusya'nın ilerlemesi için 'şart' olduğunu vurguladı.

Gates konuşmasında 'Bence Başkan Yeltsin'in kendisi ülkesinin ilerlemesine ve demokratik reformların uygulanmasına adadığı konusunda kuşkuya gerek yok. Reformlar için Yeltsin şart' dedi. CIA'in patronu Yeltsin'e bir şey olması halinde reform uygulamalarının çok ciddi kesintilere uğrayabileceğini de kaydetti." (Sabah, 17 Kasım 1992)