|
Lenin'in 'Kapitalist' Dostları!
Radikal hareketler, büyük paralar ve dış destek olmadıkça gerçekleştirilemezler,
20. yüzyılın büyük tarihçisi Oswald Spengler, solun düşman görünen
büyük sermaye sahiplerinin, kontrol altında geliştiğini gören bilim
adamlarından biridir. Ünlü eseri Batı'nın Çöküşü'nde şöyle der:
"Sermayenin yönlendirmediği hiçbir proleterya hareketi, hatta bir
komünist hareket şimdiye kadar görülmemiştir. Bu hareketlerin sözde
idealist liderleri büyük kısmı hiç şüphesiz sermaye tarafından yönlendirilmiştir."
(Sermaye ve Sosyalizm (None Dare Call It A Conspiracy), Garfy Allen
sf.88)
Vladimir Ilyiç Lenin
|
Marx'ın en büyük öğrencisi Lenin, ondan 'kapitalizmle gizli birliktelik'
mirasını da almıştı. Yaptığı ihtilalin finansmanını büyük sermayedarlardan
bulan Lenin, ihtilalin ardından da aynı çevrelerden destek gördü:
"Lenin, Beyaz Saray'daki güçlü arkadaşından, Wilson'dan yardım
istedi. Wilson, Kuhn & Loeb Co. avukatlarından ve eski Dış İşleri
Bakanı Elihu Root'u Özel Savaş Fonu'ndan 20 milyon doları Bolşeviklere
vermesi için Rusya'ya yolladı. Cömertlikte Wilson'dan geri kalmayan
J.P. Morgan & Co. kuşatma altındaki Lenin ekibine finansal yardım
sağladı." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism,
Eustace Mullins, sf.68)
"The Unknown War With Russia" (Rusya ile Bilinmeyen Savaş) adlı
kitabında Robert S. Maddox, 'Rusya'daki Mart İhtilali, Wilson'un
hayal ettiği savaş sonrası dünya ortamını oluşturacaktır, ABD'nin
geçici hükümeti ilk olarak tanımasını sağladı' der. Maddox'un belirttiğine
göre, Versailles Anlaşması'nın 6. maddesine göre Rusya kendi belirlediği
kurumlarla devam edecekti. Ve böylece Bolşevik rejiminin geleceği
garanti altına alınmıştı. Wilson'un politik yardımcısı Albay House,
kendi sekreteri Kenneth Durant'ı Rusya'ya gönderdi ve Durant 1920'de
Sovyet Bürosu'nda sekreter olarak çalışmaya başladı." (The World
Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, sf.73)
Lenin, yalnızca 1917 Devrimi'ni yapmakla
kalmadı; yıllar boyunca tüm dünyadaki kızıl devrimlerin sembolü
haline geldi. Kurduğu rejim ve ordu milyonlarca insanın kanının
dökülmesine sebep oldu.
|
"Ingersoll Rond'ın Başkanı ve New York Federal Reserve Bankası
Başkan Vekili William Laurence Sanders, 17 Ekim 1918'de Wilson'a
yazdığı mektupta: 'Rus halkı için, Sovyet formu hükümet en uygunudur
ve ben de bu sistemi desteklemekteyim" diyordu. 1914'den beri New
York Ted'in Başkan Vekili olan George Foster Peabody, Rockefeller'lar
için (General Education Board) Genel Eğitim Kurulu'nu kurmuştu ve
Bolşeviklerin devlet tekelini desteklediğini belirtti. Böylece New
York Federal Reserve'ün en ünlü üç görevlisi Sanders, Peabody ve
William Boyce Thompson Bolşevizmi destekliyordu. Thompson daha sonra
ABD'de Bolşeviklerin propagandası için bir milyon dolar verdi. New
York Federal Reserve Bankası, N.M. Rothschild ve oğullarının sahip
olduğu beş New York Bankası tarafından yönetiliyordu. Anlaşılıyor
ki bu üç kişi sadece işverenlerin isteklerini gerçekleştiriyordu.
Tarihteki en ilginç göçe William Boyce Thompson başkanlık etti.
15 meşhur Wall Street avukatı ve finansörü Rusya'ya giderek, sendeleyen
Bolşevik rejimini kurtardı. J.P. Morgan, Thompson'a Petrograd'daki
National City Bank şubesinden bir milyon dolar gönderdi. Bu banka
Bolşevik rejiminin saldırısına uğramayan tek bankaydı." The World
Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, sf.73)
2 Şubat 1918 tarihli Washington Post'ta şöyle bir haber yayınlanıyordu:
'Kasım'a kadar Petrograd'da kalan William Boyce Thompson Bolşeviklere
doktrinlerini Almanya ve Avusturya'da yaymaları için bir milyon
dolarlık yardım yapmıştır. Thompson'un bu görevinde Amerikan Kızıl
Haç Başkanı Henry P. Davison; Thomas Thatcher ve Harold Swift vardı
ve bunların tümü CFR üyesiydi. National City Bank, Rusya'ya 50 milyon
dolar borç vermişti ve Morgan Guaranty Trust, Sovyetlerin Amerika'daki
finansal çıkarlarını gözetiyordu. 1922 Ocak'ta Ticaret Sekreteri
Herbert Hoover, Guaranty Trust'ın Moskova'daki Devlet Bankası'yla
ilişkilerine izin verdi. Şimdi Guaranty Trust Başkan Yardımcısı
olan Alman bankacı Max May 1923'de Ruskombank'ın Dış İlişkiler Başkanı
oldu, bu Sovyetler'in ilk uluslararası bankasıydı."Who's Who?" (Kim
Kİmdir?)kitabına göre Max May 1883'te ABD'ye geldi, 1888'de vatandaşlığa
geçti ve 1904 - 18 Guaranty Trust Başkan Yardımcısı, 1922-25 Rus
Ticaret Bankası Kurulu üyesi ve idarecisi J.P. Morgan ve Guaranty
Trust, Sovyet hükümetinin, ABD'deki mali ajanlarıydı. Çar'ın altınları
Guaranty Trust'a yatırıldı.
Lenin'in ailesi. 1879'da çekilmiş
fotoğrafta 9 yaşındaki Lenin en sağda yer almış. Babasının
verdiği "Nizam vaziyeti" (sağ elin sol göğüs üstüne konulması)pozu
ise oldukça dikkat çekicidir.
|
Öyle ki, Bolşevik hareketin dünya karargahı Wall Street'teydi."
(The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, Eustace
Mullins, sf.74-75)
"1992'de Chase National Bank, Rus hükümetini tanımak ve ticareti
geliştirmek için Amerikan-Rus Ticaret Odası'nı kurdu." (The World
Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins,
sf. 78)
"Lenin'in programı büyük zenginlerin programıdır. Çünkü o, bütün
özel mülkiyeti kaldırır ve devlet kontrolü altına koyar. Devlet
ise, büyük zenginler tarafından kontrol edilir. İşte dünya düzeni!"
(The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, sf.45)
Lenin'in kapitalist dostlarının, ilginç olarak, çoğunlukla Yahudi
sermayedarlar ya da masonik örgütler -CFR gibi- olduğunu görüyoruz.
Peki bu kişi ve örgütlerin Lenin'i desteklemelerindeki amaç neydi?
Kimileri, Lenin ve arkadaşlarına yapılan maddi desteğin, Almanya
tarafından geldiğini, bunun da Almanya'nın savaşmakta olduğu Rus
Çarlığı'nın yıkılmasını istemesiyle ilgili olduğunu söyler. Ama
Bolşevikleri destekleyenler yalnızca Alman "kapitalist"leri değildir:
"Max Warburg'un Lenin'i desteklemesini Alman yurtseverliğine bağlarsak
-ki öyle değildir- ya Schiff, Morgan, Rockefeller ve Milner'in finansmanlarını
nasıl açıklayacağız?" (None Dare Call It A Conspiracy, Gary Allen.
Sf.96)
"Bolşevik İhtilali dünyanın en zengin ve güçlü kimselerince desteklenen
bir harekettir. Hareketin görünürdeki amacı, -Rothschild'ler, Rockefeller'lar,
Schiff'ler, Warburg'lar, Morgan'lar ve Milner'lar gibi- servet sahiplerinin
mallarının ellerinden alınarak devletleştirilmesi anlayışına yönelik
görünüyordu. Fakat görünürde olan şuydu ki, bu kişiler, komünizmden
hiç korkmuyorlardı! Bu hareketi finanse eden ve böylece onu kontrol
altında tutan sermayenin ondan korkması için bir neden de yoktu.
Rothschild ve ekibinin, bir buçuk asırdır, aynı klasik yöntemle
boğuşma içinde olan iki düşman grubu aynı anda desteklediklerini
unutmamak gerekiyor." (None Dare Call It A Conspiracy, sf.99)
Lenin'in Batılı finansman çevreleri tarafından desteklenmesinde
kişisel özelliklerinin de etkisi vardı. Lenin'in komünistlerin "burjuvazi
örgütü" olarak nitelendirdiği mason localarına kayıtlı olması oldukça
ilginçti. Söz konusu bilgi masonlar tarafından hazırlanan "Mason
Sözlüğü"nde şu şekilde ifade edilmektedir:
Şalom, 13 Mayıs 1992
|
"Lenin Vladimir Oulianof: 1914 öncesi Paris'teki Fransız Büyük
Doğusu'na bağlı 'Union de Beleville' locasına kayıtlıydı." (Dictionnaire
de la Franc-Maçonnerie, Daniel Ligou, sf.693)
Bu aslında bize, aradığımız sosyalizm-kapitalizm ilişkisi konusunda
önemli bir bakış açısı sunuyor. Bu iki karşıt blok arasında var
olduğu söylenen ittifak, herhalde en iyi masonluk gibi gizli örgütlenmeler
sayesinde sağlanabilirdi.
Mason diktatör Lenin, insanlara karşı son derece sert ve acımasızdı.
İktidarda bulunduğu dönemde milyonlarca insanı ölüme gönderen Lenin
hakkında, ünlü Rus yazarı Soljenitsin, Time dergisine verdiği demeçte
şu yorumu yapmıştır:
"Lenin tam bir zalimdi. Kimseye acımazdı. Halka yaklaşımında en
küçük bir insani taraf yoktu. Kitlelere de, kendisini takip etmediğini
sandığı tek tek kişilere karşı da zalimdi." (Tercüman, 2 Ağustos
1989)
Lenin'in ölümü de oldukça ibret vericiydi. Milyonlarca insanı ölüme,
anarşiye, dinsizliğe sürükleyen Lenin; büyük acılar içinde kıvranarak
ve tanınmaz bir halde öldü. Le Figaro dergisinin bildirdiğine göre
Lenin, cinsel ilişkiyle ve özellikle fahişelerden bulaşan Frengi
hastalığı nedeniyle felç ve hafıza kaybına uğrayarak öldü. Uzaktaki
evlerden bile duyulan çığlıklar atarken ağzından dökülen şu sözler
oldukça ilgi çekicidir.
"İnsanlar. bana yardım edin. devrim. şeytan burada, burada." (Yeni
Asya, 27 Şubat 1992)
Komünizm'in Temel İşlevi: Din Düşmanlığı
"Din halkın afyonudur. Halkın aldatıcı mutluluğu olarak, dinin
ortadan kaldırılması halkın gerçek mutluluğunun beyan ettiği taleptir."
(Karl Marx, F. Engels, Din üzerine, sf.38)
"Bir Marxist materyalist olmalıdır, yani din düşmanı" (V.I. Lenin,
Toplu Eserler cilt 35, sf.121)
 |
Yukarıdaki sözler, komünist ideolojinin dine bakış açısını gösteren
örneklerdir. Görüldüğü gibi, Marx ve Engels dini adeta bir düşman
olarak görürlerken, Lenin de gerçek bir Marxist'in din düşmanı olması
gerektiğini öne sürmüştür. Dolayısıyla, dünya düzeninin gerçekte
komünizmden beklediği en büyük sonuç da, din ahlakını ortadan kaldırmasıdır.
Dini inançların, ahlak anlayışının yok edildiği, insanların komünist
liderleri neredeyse insan üstü varlıklar gibi gördüğü bir toplum,
Siyonizmin dünya yönetimi hedefine de oldukça büyük bir zemin hazırlar.
Bu ise çok önemli bir tehlike demektir. Çünkü din ahlakını bilmeyen
ve yaşamayan toplumlar, vicdani ve ahlaki çöküntü içine girmeye
mahkumdurlar, din ahlakından uzaklaşılması demek insanların büyük
bir felaketin içine sürüklenmeleri anlamına gelir. Toplum düzeninin
sağlanması, bu düzenin -asayiş tedbirlerine dayalı olmadan- muhafaza
edilebilmesi, huzurun, barışın, güvenliğin ve refahın yaşanabilmesi,
ancak insanların her koşulda dürüst, adil, fedakar, çalışkan, sevgi
ve merhamet dolu olmaları ile mümkündür. Bu da yalnızca insanların
din ahlakını yaşamaları ile sağlanabilir.
Aslında, din dışı her sistem dinin yok edilmesini hedefler. Faşizmde
bu sonuç dinin yerine ırkçı hislerin aşılanmasıyla elde edilir.
Kapitalizmde insanların ahiret hayatını unutup yalnızca dünya zevklerine
yönelmeleri sağlanır. Komünizm ise, dine karşı doğrudan bir düşmanlık
uygular. Dine karşı açık bir baskı ve aleyhte propaganda kullanılır.
Bunun yanı sıra faşist rejimlerde görülen 'insan üstü liderler',
komünist sistemin de kullandığı etkili bir yöntemdir. Materyalist
dünya anlayışı söz konusu sistemlerin ortak özelliğidir.
Oysa insanların vicdanlarını kullanmadıkları, Allah'tan ve hesap
gününden korkup sakınmadıkları kısacası din ahlakının yaşanmadığı
ortamlarda, söz konusu ideolojilerin insanlara sunduğu ideallerin
hiçbirinin gerçekleşmesi mümkün değildir. İnsanları kötülükten,
bozulmadan ve kaostan koruyan unsur din ahlakıdır. Din ahlakının
yaşanmadığı toplumlarda, her türlü asayiş tedbiri alınsa dahi suç
oranlarında artış ve toplumsal çöküntü kaçınılamaz bir neticedir.
Çünkü insanı bir başkasının görüp duymadığı bir anda da dürüst yapan,
emniyet güçlerinin müdahalesinin olmadığı alanlarda da kanunlara
ve kurallara uymasını sağlayan vicdanıdır. Vicdanını kullanmayan,
din ahlakını yaşamayan bir insan, kanunların engel olamayacağını
veya kolluk kuvvetlerinin kontrol edemeyeceğini düşündüğü anlarda
her türlü ahlaksızlığa ve kötülüğe yönelebilir.
Komünizmin ardında da, diğer din dışı ideolojilerde olduğu gibi,
masonluğun etkisini görmek mümkündür. Fransız İhtilali'nin ardından
gelen materyalizm dalgasının savunucuları da masonlardır. 19. yüzyılda
pozitivizm olarak ortaya çıkan maddeciliğin temsilcilerini ise yine
masonlar oluşturur. Freud, Durkheim, Auguste Comte gibi ateist ve
mason felsefeciler materyalizmin önderliğini yapmışlardır. Komünizm
ise, "dinsiz toplum" meydana getirme hedefinin en önemli yöntemlerinden
biri oldu. Marx'la başlayan din düşmanlığı, bütün komünist rejimlerin
ortak özelliği idi. Komünist felsefe, din karşısında alınması gereken
tavrı ise şöyle açıklıyordu:
"Marxizm bir materyalizmdir. Bu niteliğiyle 17. yüzyıl ansiklopedicilerinin
materyalizmi ya da Feuerbach'ın materyalizmi kadar alabildiğine
DİN DÜŞMANIDIR. Bu yalanlanamayacak bir durumdur. Ancak, Marx ve
Engels'in materyalizmi, materyalist felsefeyi tarih alanına ve toplumsal
bilimler alanına uygulamada ansiklopedicilerden ve Feuerbach'tan
daha ilerilere gitmiştir. 'Dine karşı koymalıyız', bu materyalizmin,
dolayısıyla da Marxizmin abecesidir. Ama Marxizm abeceyle yetinip
kalan bir materyalizm değildir. Marxizm daha ileri gider. Der ki;
dine karşı savaşmayı bilmek gerek; bunun için de yığınların inancını
ve dinlerin kaynağını materyalist bir biçimde açıklamak gerek."
(Marx, Engels, Lenin, Anaşizm ve Anarko Sendikalizm, sf.282)
"Marxist, bir materyalist olmalıdır, yani DİNİN DÜŞMANI olmalıdır,
ama diyalektik bir materyalist olmalıdır, yani dine karşı savaşını
birtakım spekulatif, hiç değişmeyen, tek düze bir propagandanın
soyut ve salt teorik zemini üzerinde değil; somut bir biçimde, kişileri
herşeyden daha çok ve herşeyden daha iyi eğiten, yürürlükte olan
sınıf savaşı zemini üzerinde olmalıdır. Marxist somut durumu, olduğu
gibi tümüyle hesaba katmayı bilmelidir." (Marx, Engels, Lenin, Anaşizm
ve Anarko Sendikalizm, sf.285)
"Dine karşı savaşım devrimci burjuvazinin tarihsel görevidir ve
batıda, burjuva demokrasisi, kendi devrimleri ya da feodalizme ve
Ortaçağ uygulamalarına karşı saldırıları döneminde bu görevi geniş
ölçüde yerine getirmiştir (ya da getirme çabasındadır). Almanya'da
olduğu gibi Fransa'da da, sosyalizmden çok önce dine karşı bir burjuva
savaşı geleneği olmuştur." (Marx, Engels, Lenin, Anaşizm ve Anarko
Sendikalizm, sf.286)
"Bizde ise Ekim İhtilali yasası ile bunlar sonuna dek çözümlenmiştir.
Dine karşı gerçek olarak savaştık ve savaşıyoruz." (Marx-Engels-Lenin-Stalin,
Kadın ve Marxizm, sf.225)
Aynı felsefe bütün komünist rejimlerde görülür:
"Hiç şüphesiz, biz komünistler, kelimenin gerçek manasıyla Allah'a
inanmıyoruz. Hiçbir dine inanmayız. Bizim dünya görüşümüz diyalektik
materyalizmin ve tarihi materyalizmin görüşüdür." (Çang Çi Yi, Çin
Komünist Partisi Birleşik Cephe faaliyetleri Şubesi Md. Yard. 4
Nisan 1962)
Görüldüğü gibi komünizmin dine düşman olduğu tartışılmaz bir gerçektir.
Bu nedenle de dini reddeden tüm sistemler gibi, insanlara acı, hüzün,
korku ve güvensizlik aşılar. Komünizmin vahşetinin de, donukluğunun
da temelinde dine karşı gözü dönmüş düşmanlığı vardır. Komünistler
dine karşı yürüttükleri mücadelede farklı yöntemlere başvururlar.
Kimi zaman ibadethaneleri kapatır, din adamlarını toplu katleder,
halkın dinini yaşamasına engel olurlarken kimi zaman da üstü kapalı
propagandalarla halkı dinden uzaklaştırmaya çalışırlar. Bu yöntem,
Marx ve Engels tarafından şöyle ifade edilmektedir:
"Dinsel yasalara karşı savaşırken son derece dikkatli ilerlenmelidir,
bu savaşımda dinsel duyguları yaralayan kimse, büyük zararlara yol
açar. Savaşım, propaganda ve aydınlatma yoluyla yürütülmelidir.
Savaşımı sert yöntemlerle yürütürsek, yığınları kendimize karşı
kışkırtabiliriz; böyle bir savaşım yığınların ağırlığını din ilkesine
göre derinleştirir, oysa bizim kuvvetimiz birliktedir. Dinsel önyargıların
en derin kaynakları yoksulluk ve bilgisizliktir, bu hastalıklarla
savaşmalıyız." (Marx-Engels-Lenin-Stalin, Kadın ve Aile, sf. 220)
Benzer bir taktiğin kullanılması gerektiği Lenin tarafından da
öne sürülmüştür:
"Aşırı baskı temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir toplumda,
dinsel önyargıların sadece propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini
sanmak budalalık olur. İşte bu nedenle programımızda ateist olduğumuzu
belirtmiyoruz ve böyle davranmak zorundayız. İşte bu nedenle eski
önyargılarını henüz sürdüren proleterlerin partimize katılmalarını
engellemiyoruz ve engellememek zorundayız." (Lenin, Din Üzerine,
sf.115)
Nitekim komünistlerin dine karşı gerçek düşünceleri iktidara gelmeleri
ile iyice açığa çıktı. Bolşevik Devrim'in ardından Lenin, dine karşı
gözü dönmüş bir düşmanlık sergiledi. Şiddetli din düşmanlığı Stalin
döneminde de devam etti. Komünizmin hakim olduğu tüm ülkelerde,
binlerce dindar insan katledildi, ibadethaneler yıkılıp tahrip edildi
ve sürekli bir ateizm politikası izlendi.
20. yüzyıl boyunca 120 milyon insanın ölümüne neden olan komünizm,
dinsiz bir toplumun ne kadar vahşi, acımasız ve barbar olabileceğinin,
materyalizm gibi Allah'ı inkar eden felsefelerin nasıl bir sonuç
doğurduğunun canlı bir örneğidir. Komünizmin neden olduğu belalar,
din ahlakı ile dinsiz toplumlar arasındaki büyük farkı göstermesi
açısından son derece önemlidir. Böylece insanlar, bir kez daha tek
kurtuluşun din ahlakının yaşanması olduğuna tanıklık etmişlerdir.
Vazgeçilemeyen İçgüdü: Vahşet
Lenin: "Bazı kimseler bizi zalimliğimiz
sebebiyle ayıpladıkları zaman, bu kişilerin en basit Marxist prensipleri
dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz." (Pravda, 29 Ekim
1918)

Troçki komutasındaki Bolşeviklerin,
Beyazordu mensuplarını kurşuna dizmesi
|
|

|
Pol
Pot'un yaptığı inanılmaz katliamın toplu mezarları kazıldığında,
korkunç bir tablo ortaya çıktı. Çocuk, kadın demeden öldürülen
3 milyon insan bir hiç uğruna komünist ideolojinin neden olduğu
terörün hedefi olmuştu.
II. Dünya Savaşı sırasında
4.000 esir Polonyalı subayın öldürüldüğü Katyn katliamı, Stalin'in
toplu cinayetlerinden sadece biriydi. Katyn Ormanı'nda elleri
bağlı olduğu halde enselerine kurşun sıkılarak öldürülen ve
aralarında din adamlarının da bulunduğu subayların toplu mezarları
yıllar sonra bulundu. (Yanda)
|
Komünizm, 1917'den bu yana 120 milyona yakın insanın ölümüne yol
açtı.
|

Kamboçya'nın komünist diktatörü Pol
Pot, 9 milyonluk ülkede 3 milyon insanı rejim aleyhtarı olmakla
suçlayıp öldürttü. Öldürülenlerin yıllar sonra toplu mezarlardan
çıkan kemikleri.
|
Katliam ve şiddet, komünizmin teorisinde vardır:
"Marx ve Engels, devrimin her zaman kuvvet zoruyla olacağını savunurlar.
Devrimcilerin, hakim güce karşı şiddet kullanmak zorunda oldukları
konusunda ısrarlıdırlar ve her zaman terörizme verdikleri desteği
açıkça belirtmişlerdir." (Sovyet Strategy of Terror, Samuel T. Francis,
sf.54)
"Terörü prensip olarak hiç reddetmedik ve hiçbir zaman da reddetmeyiz."
(Lenin Collected Works, Moskova, cilt 9, sf.19)
"Propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar.
Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara
bırakmalılar. Gruplar, derhal askeri eğitimlerine, operasyonlara
katılarak başlamalılar. Bazıları bir casusun öldürülme işini veya
bir polis karakol bombalama görevini üstlenmeli. Bir kısmı ise banka
soymalı." (Lenin Collected Works, cilt 9, sf. 346)
"Biz siyasi cinayetlere kesinlikle karşı değiliz, ancak devrimci
taktikler açısından bireysel saldırılar uygun değildir ve zararlıdır.
Sadece geniş halk kitleleriyle yapılanlar zekice bir politik mücadele
olarak kabul edilebilir. Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan
bağlantılı olan bireysel terörist hareketler değer taşırlar." (Lenin
Collected Works, cilt 35, sf.238)
Soğuk Savaş ve Stalin Sonrası Sovyetler
II. Dünya Savaşı'nın ardından, ABD'nin mason Başkanı Truman'ın
açıklamalarıyla Soğuk Savaş dönemi başlamıştı. ABD, tüm dünyadaki
anti-komünist hareketlerin destekçisi olduğunu ilan etti. Doğu ve
Batı birbirinden demir perde ile ayrıldı. ABD, dünyayı "komünizm
canavarı"ndan kurtarmak için Marshall Yardımı ile başlayan bir programı
uygulamaya koydu. Pek çok ülke de ABD'nin koruyucu kanatları altına
girdi.
Görünüm
böyleydi, ama gerçek nasıldı acaba?
"Sovyet Rusya'nın II. Dünya Savaşı'ndan galipler arasında çıkmasına
izin verilmişti. Çünkü gelişmiş Batı'nın yeni bir 'Haçlı Seferi'
başlatmasını sağlayacak ikinci 'Şeytan İmparatorluğu'na ihtiyacı
vardı.
Rusya iflas etmişti ve savaşta 40 milyon, 1917 Bolşevik İhtilali'nden
beri de 60 milyon vatandaşı ölmüştü, kendini besleyemiyordu, böylece
bir kere daha 'Dünya Düzeni' devreye girdi ve 'düşman gücü'nü oluşturmak
için Amerika'dan çok büyük miktarda yiyecek ve malzeme yardımı sağladı.
1916'nın Belçika tazminat komisyonu, 1948'in Marshall Planı'na dönüştü.
Bir kere daha müttefikler için yardımlar Amerika'dan Avrupa'ya gemilerle
taşındı, oradan da Sovyetlere yöneldi. Asıl amaç ise Sovyet Bloku'nu
güçlendirmekti." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parastisism,
Eustace Mullins, sf.43)
"II. Dünya Savaşı'ndan sonra Dean Acheson Sovyetler Birliği'ne
300 milyon dolar borç verilmesi için lobi faaliyetinde bulundu.
Frederic A. Delano'nun üvey kardeşi Ed Burling, Counting and Burling
şirketini kurdu ve buna Acheson ve Donald Hiss ortaktı. Acheson'un
lobiciliği başarısız olunca CFR alternatif olarak Marshall Planı'nı
öne sürdü. CFR'nin yayın organı Foreign Affairs'de George Kennan
tarafından 'ihtiva planı' açıklandı. 1947'den beri ABD'nin Sovyetlere
karşı dış politikası bu doğrultuda belirlenmiştir. ABD, Rusya'nın
yalnızca sınırlarını değil, askeri güçle elinde tuttuğu 'tutsak
ülkeleri' de garantilemiştir. Kennan, Rusya'da Bolşevik İhtilali'nden
önce Jacob Schiff için Marxist ajan olarak çalışan George Kennan'ın
kuzeniydi." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parastisism,
Eustace Mullins, sf. 81)
Brejnev, Rusya dış politikasının gerçek
mimarı ABD'nin ünlü stratejisti Kissinger ile birlikte.
|
Buraya kadar ele aldığımız bilgiler, Soğuk Savaş boyunca devam
eden Sovyetler-ABD anlaşmazlıklarından menfaat sağlayan ve hatta
bizzat bu sorunları körükleyen çevreler ve bu çevrelerin oluşturduğu
gizli ittifakların olduğunu göstermektedir. Her iki taraf içinde
de yer alan masonik unsurlar, söz konusu gizli ittifakın en önde
gelen isimleridir. Bu kirli ittifaklar doğrultusunda, Rusya'nın
bazı Batılı sermaye grupları ile olan yakın bağlantısı ısrarla sürdürüldü.
Kruşçev ile Amerikalı finansör Rockefeller'ın ilişkisi bunun açık
bir örneği idi:
"David Rockefeller, 1964'te ilk kez karşılaştığı Kruşçev ile Kremlin'deki
odasında yaptığı görüşmeden sonra, merakla sonucu bekleyenlere dönüp:
'Bugüne değin yaptığım en yoğun ve verimli görüşme idi. Bizler,
birbirimizi uzun süredir tanıyoruz. Uzun yılların verdiği birlikte
çalışma alışkanlıklarına sahibiz demişti." (Vodka-Cola, Charles
Levinson, sf.319)
Kruşçev'den sonraki Brejnev döneminde de Sovyet çizgisi değişmedi.
Soğuk Savaş görünümü altında oldukça "sıcak" ilişkiler vardı. ABD'nin
en önemli stratejisti Henry Kissinger, Sovyet sisteminin gizli destekçisi
oldu:
Brejnev döneminde de ABD ile ilişkilerde
daha da yakınlaşma oldu. Yukarıda Nixon ve Brejnev birarada
görülmektedir.
|
"Kissinger'ı gösteren Amiral Zumwalt bu konuda şöyle demektedir:
'Sovyet gücünün genişlemesinde başrolü Kissinger ve onun şahsında
cisimleşen yumuşama politikası oynamıştır'." (Günaydın, 13 Haziran
1976)
Brejnev döneminde Siyonistlere verilen destek devam etti. Fakat
1967'deki 6 Gün Savaşı, beraberinde yeni bir politika getirdi. Arap-İsrail
savaşlarında, Rusya Arapları destekleme görevini üstlenmişti. Mısır'ın
mason diktatörü Nasır'ın ordularının 1967 savaşında İsrail'e saldırırken
kullandığı silahları Sovyetler "hediye" etmişti. Brejnev döneminde
Rusya dış politikasının gerçek mimarı ise ABD'nin ünlü stratejisti
Kissinger idi. Brejnev, bu gerçeği ilginç bir şekilde dile getirmişti:
"Rus diktatörü Brejnev'e, Rusya'nın neden Ortadoğu görüşmelerinde
bir rol almadığı sorulmuştu. O da şöyle cevap verdi. 'Bizim temsile
ihtiyacımız yok. Kissinger bizim Ortadoğu'daki adamımızdır." (The
World Order, A Study in The Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins,
sf.57)
"Amerika'nın ünlü iş adamları ve politik liderleri, örneğin W.
Averill Harriman, Sovyet yanlısı faaliyetlerini saklamaya gerek
duymamaktadır. Rus Büyükelçisi Dobrynin, Henry Kissinger'in ikili
rolü için: 'Ben gülümseyerek olduğum yerde oturuyorum. Kissinger
bizim için görüşüyor' diyordu." (The World Order, A Study in The
Hegemony of Parasitism, sf.84)
Sovyetler Birliği'nin dağılıp, komünist
rejimin devrilmesi ile birlikte, komünist liderlerin heykelleri
de teker teker meydanlardan kaldırıldı.
|
ABD-Sovyetler kutuplaşmasının ardında, bazı çevreler tarafından
ilginç ekonomik ilişkiler sürdürülüyordu:
"Soğuk Savaş başladıktan sonra finansörler Sovyetler'i desteklemeye
devam etti. 1967'de New York Times'ın haberine göre Rusya'yla ticareti
geliştirmek için yeni bir konsorsiyum oluşturulmuştu. Buna Cryus
Eaton'un Tower Corp.'u, Rockefeller'ın International Basic Economy
Co. ve Londra'dan N.M. Rothschild and Sons dahildi. Eaton, komünist
sisteminin Sovyetler Birliği halkını memnun ettiğini söyledi. Eaton
1939'daki Stalin-Hitler Paktı'nın da ilk destekçilerindendi." (The
World Order, A Study in The Hegemony of Parasitism, sf.79)
"Bolşevik İhtilali, New York Federal Reserve Bankası'nın üç yöneticisi
tarafından ortaya çıkartılmıştır. Bunlar William Boyce Thompson,
George Foster Peabody ve William Woodward'du. Federal Reserve, sisteme
desteğini sürdürmektedir, Sovyet Merkez Bankası Gosbank ile yakın
ilişkileri vardır. Gosbank, Sovyetler Birliği'nin Komünist Partisi'ni
kontrol etmektedir. Gosbank'ın 5000 çalışanı vardır, fakat emirleri
başka bir kuruluştan aldığından pasif bir bankadır. Gosbank-Federal
Reserve iş birliği, İsviçre'deki Bank for International Settlements
aracılığıyla sürdürülmektedir" (The World Order, A Study in The
Hegemony of Parasitism, sf.82)
|