|
FRANCO ve İSPANYA İÇ SAVAŞI
Avrupa'nın bazı büyük sermayedarları, Hitler Almanyası ve Mussolini
İtalyası örneklerinde görüldüğü gibi faşist lider ile hep yakın
ilişki içerisinde oldular.Bu yolla söz konusu ülkelerde hem iktidardakilere
etki edebiliyor hem de çeşitli ekonomik imkanlar sağlayabiliyorlardı.
Bu şirketlerin İspanya'da Franco idaresindeki faşist yönetimin iktidara
gelmesinde de önemli etkileri oldu. İspanya ordusu ile iş birliği
yaptılar ve ürettikleri silahları bu orduya verip yüz binlerce insanın
öldürülmesine aracı oldular.
Bu şirketlerin bir kısmını silah şirketleri oluşturuyordu. İspanya'daki
zengin maden yatakları bu sermayedarların dikkatini çekmekteydi.
Bu şirketler tüm maden yataklarını kendi kontrollerine almak için
1933 yılında İspanya'da iktidar olan aşırı sağ partilerin oluşturduğu
konfederasyona destek verdiler ve bu konfederasyonun lideri olan
faşist Gil Robles'le yakın temaslarda bulundular:

İspanya'nın faşist diktatörü Francisco Franco (solda).
|
"Bu belgeler; Frankfurt Metal A.Ş.'nin (bu şirket I.G Farben ve
Siemens'in ortak olduğu bir kuruluştur) daha 1934 yılından beri
İspanyol gericiliğinin önderi Gil Robles ile İspanyol maden cevheri
üzerinde görüşmelerde bulunduğunu ortaya koymuştu. Gil Robles imzasını
taşıyan bir belgede, maden ocağı tekeli isteğinde bulunan Alman
sanayicilerinin bu isteklerini uygulamaya hazır olduğu belirtilmektedir."
(Franco kimdir, Falanjizm nedir?, T. Kakınç, sf.48)
Frankfurt Metal A.Ş, yapılan bu anlaşmayla İspanya'daki tüm ocakları
kendisine bağlarken, hiçbir ülkenin ortaklığını kabul etmemişti.
Kendisiyle beraber iş yapabilme şansını sadece faşist İtalya'daki
şirketlere tanımıştı. Çünkü bu şirketlerin İspanyol ocaklarından
elde edecekleri gelir faşist İtalya'nın daha da güçlenmesini sağlayacaktı.
Fakat, 1936 yılında yapılan seçimler büyük şirketlerin planlarını
alt üst etti. Anti-faşist görüşlü partilerin biraraya gelip oluşturduğu
"Halk Cephesi" seçimleri kazandı ve iktidara geldi. Bu durumda maden
işletmeleri üzerindeki tekel hakkını yeniden alabilmek için "Halk
Cephesi" ile görüşülüp anlaşma yapılması gerekiyordu. Fakat "Halk
Cephesi" söz konusu şirketlerin böyle bir ayrıcalığa sahip olmasına
baştan beri karşıydı. Zaten bu şirketlerin de bir önceki dönemde
"Halk Cephesi" yerine "Aşırı Sağ Konfederasyon" ile ilişki kurmasının
nedeni buydu.
Dev şirketlerin elde ettikleri büyük geliri kaybetmemeleri ve bu
açmazdan kurtulmaları için önlerinde tek çözüm kalıyordu: "Halk
Cephesi"ni iktidardan düşürmek.
Sanayicilerin Verdiği Darbe Kararı
Bu amaçla, iktidara gelmiş olan anti-faşist hükümete karşı, çok
yakın ilişkilerinin olduğu ordunun kışkırtılıp desteklenmesine karar
verildi. Böylelikle faşist rejim İspanya'da hakim kılınacak ve madenler
üzerindeki işletme hakkı tekrar ele geçirilecekti:
"Alman maden işletmesi soylularının, kimya-banka ve elektrik tekelcilerinin,
'İspanyol Halk Cephesi'nden çekinmelerinin nedeni açıktır: İspanyol
yer altı hazineleri üzerindeki haksız haklarının tanınmayacağından
ve bu servet kaynaklarının elden gideceğinden korkuyorlardı. Bu
yüzden de faşizmi tuttular: Franco'nun hükümet darbesini hazırladılar."
(Franco Kimdir, Falanjizm Nedir?, T. Kakınç, sf.50-51)
Devrin büyük sermayedarlarının desteklediği
iki faşist lider; Hitler ve Franco
|
Yapılan plan doğrultusunda hemen çalışmalara başlandı. Faşist görüşün
liderlerinden ve 1936'daki faşist darbenin ele başlarından olan
General Sanjurjoi ile birlikte Alman ve İtalyan kapitalistler Berlin'e
giderek planlarını anlattılar. Darbe için Hitler'den maddi-manevi
destek istediler:
"Ama ne fayda, artık bütün bütün anlaşan Alman ve İtalyan büyük
kapitalizmi, maden işletmesi ayrıcalığını istemek için Madrid yerine
bu defa Berlin'e başvurmak zorunda kaldılar. Çünkü, o arada yapılan
İspanyol seçimleri umdukları sonucu vermemiş ve iktidar, faşizmin
değil, İspanyol Halk Cephesi'nin eline geçmişti. Berlin'e yapılan
başvurmayla aynı tarihe rastlayan günlerde General Sanjurjoi de
Berlin'de göründü. 1936'daki faşist hükümet darbesini hazırlayanların
ele başlarından olan general, Hitler'den silah ve asker yardımı
istiyordu." (Franco Kimdir, Falanjizm Nedir?, sf.49)
Hitler'in böyle bir teklifi reddetmesi imkansızdı. Nitekim Hitler,
Yahudi sermayedarların isteği doğrultusunda hareket edip, madenler
üzerindeki tekel haklarının bu şirketlere verilmesi karşılığında
yardım etmeyi kabul etti:
"Faşist generalin istekleri, İspanya'nın ve İspanyol Fası'nın maden
ocağı işletmesi tekelini Alman tröstlerine vereceği teminatı alındıktan
sonra yerine getirilmiştir." (Franco Kimdir, Falanjizm Nedir?, sf.49)
Faşist darbenin güçlü ve etkili bir şekilde yapılabilmesi için
sadece Hitler'le değil, Mussolini ile de görüşüldü. Aşırı sağ konfederasyon
üyeleri, subaylar ve kapitalistler darbe için asker ve silah yardımı
istediler. Mussolini doğal olarak bu istekleri kabul etti. Yapılan
anlaşmanın metni aynen şöyleydi:
"Aşağıda imzası bulunan bizler, yani kendi adına hareket eden Don
Emilio Barrera, 'Gelenekçi Topluluk'u temsil eden Don Raphael Oldzabal
ile M. Lisarsa ve 'Renovacıon Espanola'nın lideri Don Antonio Goicoecha;
İtalyan Başbakanı Mussolini ile Mareşal Balbo arasında 31 Mart 1934'de
öğleden sonra yapılan görüşmenin tanıkları olarak aşağıdaki hususları
belirtiriz: İtalyan Başbakanı Duçe, ordunun, deniz kuvvetlerinin
ve iki monarşist partinin durumu hakkında ayrıntılı bilgi edindikten
sonra, İspanya'daki bugünkü rejimi devirmek ve yerine monarşinin
gelmesini sağlayacak bir krallık naipliği kurmak için yapacakları
mücadelede iki muhalefet partisini var gücüyle destekleyeceğini
ve gerekli bütün imkanları sağlayacağını sözlerinin gerçekliğini
ispatlayabilmek için de derhal; 20 bin tüfek, 20 bin el bombası,
200 mitralyöz ve 1.500.000 peseta (İspanyol para birimi) vermeye
hazır olduğunu; bu yardımın sadece bir başlangıç sayılmasını ve
gerektiği gibi çalışıldığı takdirde ve şartların elverdiği ölçüde,
daha büyük bir yardımın yapılacağını söyledi... Hem her gruba verilecek
silah miktarı, hem de bunların İspanya'ya nakli konusunda gerekli
tedbirlerin bu liderler tarafından alınması kararlaştırıldı." (İspanya'da
İç Savaş ve Faşizm, Pietro Nenni, sf.31-32)
Uluslararası şirketler, İspanya'da faşist bir darbe gerçekleştirmeye
yönelik planlarını bu kadarla bırakmadılar. Faşist harekete karşı
tavır alan Cumhuriyetçileri savunmasız bırakmak için kendi adamlarını
kullanıp uluslararası çapta bir oyun tezgahladılar. Dönemin Fransa
Başbakanı olan Leon Blum faşistlere karşı Cumhuriyetçilere silah
sağlayacağına dair söz verdi. Fakat iç savaş başlayınca bu sözünü
yerine getirmedi ve yüz binlerce Cumhuriyetçiyi ölüme terk etti.
Böylelikle faşistlerin yönetime zorlanmadan gelmesini kolaylaştırdı:
"Paris Halk Cephesi hükümetinin ve onun Başkanı Leon Blum'un Cumhuriyetin
savunulması için gerekli silahları sağlayacağına güvenen İspanyol
halkı, ilk anlardan itibaren gözlerini Fransa'ya çevirmişti. Fransa
Hükümet Başkanı Leon Blum'un Paris'te lunaparkta yaptığı ve İspanya'ya
yardımın reddedilişine tarihi ve ideolojik bir kılıf giydirmeye
çalıştığı nutku, İspanyol halkında büyük tepkiler uyandırmıştı."
(İspanya'da İç Savaş ve Faşizm, sf. 54)
Uluslararası şirketlerin faşistler ve Cumhuriyetçiler arasında
başlattıkları kardeş kavgası buradaki madenlerden elde edilen gelirin,
bu kuruluşların menfaati için kullanılması amacını güdüyordu:
"İspanya'da 1936 yılında başlayacak kan dökümü, İspanyol maden
cevherlerinin ve altınlarının Alman büyük kapitalistlerinin kasalarına
oluk oluk akmasından öte bir amaca hizmet etmeyecektir." (Franco
kimdir, Falanjizm nedir?, T. Kakınç, sf.48)
Sanayicilerin Keşfettiği İsim: Franco
Leon Blum
|
Bu sırada bu planda önemli bir rol alan General Sanjurjoi bir uçak
kazası sonucu öldü. Bu durum karşısında sermayedarlar, ordunun Cumhuriyetçiler
karşısında başarısızlığa uğramaması için yeni bir lider arayışına
girdiler. İşlerini "sağlama bağlayarak" ordunun başına, güvendikleri
bir ismin getirilmesini sağladılar: Francisco Franco.
Franco zaman zaman çıkan ayaklanmaları durdurmak için vahşi bir
karakter sergilemiş ve bu ayaklanmaları en sert şekilde bastırmıştı.
1934'de Oviedo'daki maden işçilerinin çıkardığı ayaklanma karşısında
da aynı sert tutumunu korumuştu:
"Franco Fas'tan Lejyonerleri ve yerli halktan oluşturulan birlikleri,
yani 'Regulares'leri getirmeyi önerdi. Özellikle Regularesler savaştaki
ustalık ve hunharlıklarıyla tanınmaktaydı. Öneri herşeye rağmen
kabul edildi. Sonraki günlerde Regularesler, bu ünlerinin boşuna
olmadığını Oviedo işçilerini görülmedik gaddarlıklarla öldürerek
kanıtlayacaklardı." (Çağdaş Liderler Ansiklopedisi, cilt 2, sf.663)
Franco beraber çalıştığı subayları seçerken de, onlara bağlı bulunan
askerlerin sadistçe davranmalarını göz önüne alıyordu. Nitekim bu
subaylardan biri olan Yarbay Yagüe, Franco'nun istediği tipte askerleri
yönetiyordu:
"Yagüe'nin askerleri toplu ırza geçme ve cinayet eğlenceleri düzenlemekte,
polis tutukluları sadist işkencelerle, 'sorgu'dan geçirdikten sonra
öldürmektedir. Çılgınca bir kan davasına dönüşecek iç savaşın başlangıç
noktasına gelinmişti." (Çağdaş Liderler Ansiklopedisi, cilt 2, sf.664)
İç Savaş Başlıyor
Franco, iç savaş sırasında kendisine
maddi manevi destek sağlayan Mussolini ile birlikte.
|
Ülkeyi binlerce insanın hayatını kaybettiği bir iç savaşa sürükleyen
Franco, iç savaştan galip çıkmak için her yolu deniyor, Hitler'den
ve Mussolini'den devamlı yardım alıyordu:
"Ancak bu arada iç savaş devam ediyordu ve Franco, artık bedelini
nasıl ödeyeceğini düşünmeden, her başı sıkıştığında Hitler ve Mussolini'yi
arıyordu." (Çağdaş Liderler Ansiklopedisi, cilt 2, sf.669)
Franco, Hitler ve Mussolini'den sağladığı bu desteklerle 1936 yılı
sonunda ülkenin yarısına hakim duruma geldi. Dışarıdan gelecek yardımların
rahatlıkla kendilerine ulaşabilmesi ve kendi birlikleri arasındaki
ikmal işlemlerinin kolaylıkla yapılabilmesi için özellikle Portekiz
sınır boyunu ele geçirdi. Bu arada 1937 yılında Cumhuriyetçilerin
elinde bulunan Madrid'in çevreyle bağlantısını kesmeye çalıştı fakat
başarılı olamadı. Buna karşılık kendisine bağlı faşist birlikler
aracılığıyla kuzeydeki Bilbao şehrini işgal etti. Franco'ya bağlı
birlikler 1938'de Madrid'i tekrar kuşattı. 1939 yılı başlarında
da hem Madrid'i hem de Cumhuriyetçilerin elinde bulundurduğu diğer
şehirler olan Barcelona ile Valencia'yı ele geçirdi. Böylelikle
Franco ve ona bağlı olan faşist birlikler ülkeyi tamamen kontrolleri
altına aldılar.
Franco iç savaş sırasında çocuk, kadın, yaşlı demeden yüz binlerce
kişiyi katletti. Bu sırada İspanya'da bulunan Mussolini'nin damadı
Ciano, Franco'nun yarattığı vahşeti şu sözleriyle ifade ediyordu:
"Madrid'te günde 200 veya 250 kişi, Barselona'da 150, Seville'de
80 kişi öldürülüyor" (L'Express, 6-12 Ekim 1975)
Franco'nun Hitler'e Hediye Ettiği Kasaba
İç savaş boyunca Hitler Almanyası Franco'ya hem ekonomik hem askeri
yardımda bulundu:
"Tutkularının gerçekleşmesini, İspanya'yı kana ve felaketlere boğan
vatandaş savaşında aradılar. Yine bu yüzden Alman uçakları İspanyol
kadın ve çocuklarını mitralyöz ateşiyle acımaksızın biçtiler; Krupp'un
topları yoksul İspanyol köylüsüne ölüm yağdırdı." (Franco kimdir,
Falanjizm nedir?, T. Kakınç, sf.51)
Franco aldığı bu yardımları karşılıksız bırakmamış ve küçük bir
kasabayı Nazilere, silah şirketlerinin yeni ürettikleri silahları
deneyebilmeleri için "hediye"(!) olarak vermişti:
"Bilbao üzerine yürüyen Franco, belki İtalya'nın yardımı kesmesini
önlemiş, ama Nazi dostlarına da yardımlarına karşılık, küçük bir
kasabanın halkını gözünü kırpmadan vermiştir: 'Guernica!'.

Franco taraftarlarının Madrid'i bombalamaları
sırasında ölen binlerce çocuktan birkaçı.
|
5 Mayıs 1937 sabahı, küçük Guernica kasabasının halkı, Nazi teknolojisinin
yeni harikalarıyla, dev bombardıman uçakları ve tonlarca bombanın
getirdiği ölümle uyandı. Asturia harekatı için yok edilmesi hiç
de gerekmeyen küçük kasaba, Nazi uçaklarının 'deney'ine, Franco
tarafından terk edildi..." (Çağdaş Liderler Ansiklopedisi, cilt
2, sf. 669)
İspanyol Köylüsüne Ölüm Yağdıran Silah Şirketi:
KRUPP
Krupp silah şirketinin sahibi Alfred
Krupp.
|
Almanya'yı silahlandırarak II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinde
en büyük rolü oynayan silah üreticisidir. Krupp yalnızca II. Dünya
Savaşı döneminde değil, daha 19. yüzyılın ortalarından itibaren
Avrupa'daki en büyük silah üreticisi olarak dev bir üretim potansiyeline
sahipti. Krupp gelişimini ve şirketlerinin temel finansmanını devrinin
(1804-1878) en büyük bankeri Abraham Oppenheim'dan almıştı. 1800'lerin
sonlarına doğru Krupp Rusya, Belçika, Hollanda, İspanya, İsviçre,
Avusturya ve İngiltere'ye silah satarak I. Dünya Savaşı için gerekli
alt yapıyı oluşturdu.
Ünlü Siemens fabrikalarının kurucusu Karl Wilhelm Siemens'le birlikte
silah çeliği üretiminde iş birliği yapan Alfred Krupp ürettiği silahlar,
en kaliteli silahlar seçildiğinde, "Şu andan itibaren; Almanya'nın
geleceğini elinde tutan grubu kendimizle birlikte sürüklemekteyiz."
diyerek Krupp'un Almanya'nın ve tüm Avrupa'nın tarihindeki önemini
anlatmıştır.
Krupp'un önemli bir özelliği silah satışını karşılıklı düşman olan
ülkelere yapmasıydı. Osmanlı İmparatorluğu ve Çarlık Rusyası'na
karşılıklı silah satışı yaparak 93 harbini çift taraflı olarak körükledi.
19. yüzyılda Almanya'nın silah üretimini tekelinde tutuyordu. Bu
süreç içinde gerek Almanya'yı, gerekse diğer kilit ülkeleri savaşa
hazırlayan ve kışkırtan Krupp'tu.
Hitler'in iktidara geldiği 1933'ten savaşın sona erdiği 1946 senesine
kadar Krupp net karını %433 oranında arttırdı. Hitler, bir konuşmasında
Krupp'a olan sadakatini şöyle dile getirmiştir: "132 yıllık aile
şirketi olan Krupp firması Almanya'nın askeri gücüne yaptığı katkılardan
dolayı en yüksek ödüle layıktır."
Kaynaklar:
- The Arms of Krupp (1587-1968), William Manchester.
- Krupps, The Story of an Industrial Empire, Von Klass.
- Krupp, Bernt Engelmann.
İspanya'daki Loca: Opus Dei...
Franco'nun büyük sermayedarlarla olan ilişkisi ve onlara verdiği
destek, iç savaş bittikten sonra da devam etti. Franco'nun destek
verdiği gruplardan birisi de masonlardı. "Opus Dei" adındaki uluslararası
mason locasının üyelerini, kurduğu hükümetlere bakan olarak ataması
bu durumun önemli göstergelerinden biriydi. Opus Dei'ye bağlı Huarte
ve Vila Blanco ailelerinin 1956'da Mateza adlı şirketi kurmasından
sonra, Opus Dei'nin üyeleri Franco tarafından bakanlığa atanır.
Ve kısa sürede Opus Dei'nin genel konseyi, bu bakanlıkların gücünün
maksimuma çıkarılmasına karar verir:
"1962 Temmuzu'nda Opus Dei hükümette yer almak için baskı yapar,
hem de tüm ekonomik birimlere el atarak: tarım, ithalat, ticaret,
endüstri, çalışma..." (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata,
sf.96)
"Opus Dei" üyesi olan masonlar hükümete bakan olarak girdikten
sonra, ilk iş olarak bankalara el atarak "ceplerini doldurmaya"
başladılar. Yapılan yağma, daha sonra bir skandal olarak ortaya
çıktı. Fakat bütün bu olup bitenlere karşın Franco, olayı örtbas
edip kapattı:
"Kısa sürede, yeni gelenler, Opus Dei'nin birkaç yıl önce istediği
çizgide bir dizi yeni reformlar yaparak onlara itaat ederler. Bu
reformların en önemlisi banka sisteminde yapılandır. İspanya Bankası
millileştirilir. (2 tane Opus Dei üyesi yardımcı müdür, bir tanesi
de genel müdür olur.) Resmi Banka millileştirilir. Bu şekilde 6
kredi kuruluşu ortaya çıkar.
Opus Dei üyesi bakanların korunması sayesinde kendilerine verilen
kredi inanılmaz boyutlara ulaşır. 13 milyar peseta kredinin usulsüz
olarak verilmesi 1969'da skandala neden olur. Verilen rakamların
sadece çok az bir kısmının üretildiği ortaya çıkar. Satılanlar ise,
daha da azdır.
Franco, Opus Dei'nin koruyucusu Bakan Amiral Carrero Blanco'nun
isteklerine uygun olarak olayın üzerine gidilmesini engeller. 1
Ekim 1971'de kamuoyunca suçlu bulunan kişileri affeder." (Les Vrais
Maitres du Monde, Gonzales Mata, sf.96-97, 102)
Franco hayatının son yıllarına doğru faşist, baskıcı bir ruh taşıdığını
tekrar göstererek kurmuş olduğu faşist rejime muhalefet eden herkesi
terörist ilan eden bir yasa çıkartır. Çeşitli ülkelerin yoğun tepkilerine
rağmen çıkartılan yasayla beş kişi, kafalarına "çivi çakılarak"
idama mahkum edilir. Franco'nun 39 yıl süren diktatörlüğü 20 Kasım
1975 tarihinde ölümüyle sona erdi.
Bu baskıcı diktatörün arkasında bıraktığı kan, faşist ideolojilerin
bir topluma nelere mal olduğunun göstergesi oldu...
|