Dinden Uzak Toplumun Kaçınılmaz Sistemi

Böyle bir tablo, faşist düşüncenin gerçekte din ahlakından uzak bir toplumun kaçınılmaz ürünü ve insanın kaba içgüdülerinin bir dışavurumu olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü baskı, şiddet, zulüm, din ahlakının ortadan kalktığı bir ortamın temel özelliklerindendir. İnsanı, basit çıkar hesapları uğruna yaşamaktan, bu çıkarlar uğruna başkalarını ezmekten uzaklaştıran tüm değerleri ise gerçek din ahlakı içerir. Din ahlakının hakim olmadığı ortamın da, hangi sistem uygulanırsa uygulansın "arena"ya dönüşmesi kaçınılmazdır. Faşizm de bu dinden uzak "arena"nın kanunlarından biridir. Hitler ve Mussolini'nin hayatı, faşizmin din ahlakından ne kadar uzak olduğunu ve buna paralel olarak faşist diktatörlerin kendilerini nasıl ilahlaştırdıklarını çarpıcı bir şekilde göstermektedir.

Ayrıca özellikle günümüz Avrupası'nda yaşayan, Hitler ve Mussolini'nin "torunları"olan neo-Nazilerin dejenere hayatları da faşist ruhun din ahlakından uzak yapısını belgelemektedir.

Zaten Siyonizmin ve masonluğun temel hedeflerinden birisi toplumları din ahlakından uzaklaştırmak ve hak dinin yaşanmadığı ortamlar oluşturabilmektir. Bu nedenle Siyonizm ve masonluk, her ne kadar faşizmin karşı safında yer alıyorlarmış gibi görünseler de, aslında faşizmin en önemli destekçilerindendirler.

Diğer faşist liderler gibi İspanya'nın faşist diktatörü Franco da baskıcı ve despot uygulamaları ile tarihe geçti.

Faşizm ve faşist karakter, bu noktada, şu şekilde maddeleştirilerek özetlenebilir:

* Faşist düşüncede temel prensip, "haklı olanın değil, güçlü olanın haklı olması" esasına dayanır. Bu prensip aynı zamanda masonik ahlak anlayışının da temel özelliğidir. Tarihteki tüm faşist liderler de bu ahlak anlayışını uygulamışlardır. Hitler, Mussolini, Franco, Salazar; yakın geçmişte Bokassa, İdi Amin gibi diktatörler bunun tipik örnekleridir. Masonu, masonluğa çeken çoğunlukla güce duyduğu hayranlıktır; faşist de gücün peşindedir. Bu yönüyle faşistler tam anlamıyla mason ahlakını benimsemişlerdir.

* Faşizm ve Marxizm gerçekte aynı hedefe yönelen iki kardeş felsefedir.

* Zulüm ve işkenceden zevk alma faşist felsefenin temel esaslarındandır. Özellikle Hitler ve Mussolini gibi diktatörlerin iktidarı ele geçirdiklerinde yaptıkları işkence, kan dökme, sadizm gibi vahşi tavırlar, Siyonist felsefeden kaynaklanır.

* Faşist sistem, egoizmin üstüne kurulmuştur. Bu olmayınca faşist düşünceye göre, ilerleme de olmaz. Bu nedenle faşistler, Siyonistler gibi barış ve yardımlaşma esasına dayanan bir dünyanın hiçbir anlamı olmadığına inanırlar.

* Faşist karakter şeytanın Kuran'da tarif edilen karakteri ile çok büyük benzerlik gösterir. Kendisi acı çeker, başkalarına da acı çektirmek ister. Kendisi perişan bir hayat sürer, başkalarına da perişan bir hayat sürdürmek ister.

* Faşist her gün her kılığa girebilir. Bir gün en azılı Marxist terör örgütüyle iş birliği yapar, ertesi gün yabancı bir istihbarat örgütüyle bağlantı kurarak sinagog bombalayabilir. Bir başka gün koyu bir Siyonizm dostu olarak karşınıza çıkabilir.

* Faşistler genellikle halktan kopuk, marjinal yaşamayı severler. İnsana yakışmayan karanlık, izbe, adeta çöplüğü andıran yerlerde yaşarlar. Buralarda kendi şahsi kinlerini tatmine çalışırlar. Sadizmi, korkuyu, kaosu, güzelliğe düşman olmayı savunurlar. Din ahlakı ise, bunların tam tersini; şefkati, merhameti, affı, barışı emrettiği için, din ahlakından hep uzak dururlar. Çünkü faşistlere göre kan, savaş, kin, nefret, sadizm yoksa, yaşamanın da bir anlamı yoktur.

* Faşist karakterde merhametli olmak kara bir leke sayılır. Merhametli, müşfik kimselerle beraber hareket edilemeyeceği fikri, faşist ideolojinin karakteristik özelliğidir. Faşist tam anlamıyla sado-mazoşist bir ruh hali yaşar. Zulmetmekten hoşlandığı gibi, kendisine zulmedilmesinden de zevk alır. Faşist ideolojiye uzun yıllar hizmet edenlerde akıl almaz derecede korkunç, zalim, vicdansız bir yüz ifadesinin oluşması bu düşünceden kaynaklanır.

* Faşistlerin tavır ve davranışları, zalim yapıları nedeniyle son derece kabadır.

* Faşistlerin en bariz vasıflarından biri hür düşünememeleridir. Ufukları dardır. Bu nedenle komploları, sahtekarlıkları, ilkel yalanları her seferinde ortaya çıkar.

Din Ahlakı Faşizmi Kesin Olarak Reddeder

Dünyada bugüne dek var olan faşist sistemlerin sahip oldukları ortak noktalardan biri dine karşı tutumlarıdır. İlk bakışta, tüm faşist sistemlerin halkın sahip olduğu dini savunduğu görülür. Ancak, faşistler dini samimi olarak savunmazlar. Masonik-faşist zihniyet için din sadece araçtır. Tek amaçları, dini kurumlardan ve inançlı halktan destek almak, dini terim ve kavramları kullanarak halkı kendilerine bağlayabilmektir. Bu dinin İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik gibi İlahi dinler, Budizm ya da herhangi başka bir din olması faşistler için fark etmez. Yeter ki söz konusu dini inanç o topluluğu birarada tutsun, onları faşist ideolojinin çıkarları doğrultusunda motive etsin. Hitler, Mussolini, Franco gibi faşist diktatörlerin ve hatta Saddam Hüseyin gibi çağdaş faşistlerin politikaları ve uygulamaları incelendiğinde, dine karşı tutumlarının iç yüzü de kolaylıkla görülebilmektedir.


Günümüz faşistleri de tıpkı geçmiştekiler gibi, yaşadıkları hayat ve sertlik yanlısı tutumlarıyla, din ahlakından tamamen uzak olduklarını açıkça ortaya koymaktadırlar.

Faşistlerin, kendilerine sorulduğunda Allah adına, din adına, millet adına ortaya çıktıklarını söyleyip aklın alamayacağı pek çok sapkınlığı olağan karşılamaları; iyiliksever, barışçıl, hoşgörülü ve insancıl amaçlar uğrunda mücadele ettiklerini öne sürmeleri, faşistlerin Kuran'da anlatılan ikiyüzlü (münafık) karakteriyle tam bir uyum içinde olduklarını göstermektedir.

Herşeyden önce faşistlerin samimi olarak dini savunmaları imkansızdır, çünkü faşistlerin sahip oldukları karakter ve hayata bakış açıları dinin insanlara kazandırdığı güzel ahlakla taban tabana zıttır. Allah'ın insanlar için seçtiği dinde barış ve huzur varken, faşizmde savaş ve huzursuzluk vardır. Allah insanlara güzel söz söylemeyi, affetmeyi ve sevgiyi emrederken, faşistler kin ve nefreti, bitip tükenmeyen mücadeleyi ve savaşı emrederler. Dolayısıyla, faşistler dinin samimi olarak yaşanmasını ve topluma dinin getirdiği güzel ahlakın hakim olmasını istemezler, çünkü böyle bir durumda kendileri topluma hakim olamayacaklardır. Bu nedenle, hem dindar görünür, hem de hak dinin yaşanmasını gizlice, sinsi tedbir ve uygulamalarla engellemeye çalışırlar.