|
Altı Gün Savaşı

Rehin aldıkları Araplarla birlikte ilerleyen
İsrail ordusunun konvoyu. |
Süveyş Savaşı'ndan sonraki dokuz yıl boyunca Mısır'la İsrail arasında
ciddi bir askeri problem söz konusu olmadı. Ancak Nasır'ın ve diğer
sosyalist Arap liderlerinin radikal üslubu, Ortadoğu'daki tansiyonu
giderek tırmandırdı. Bu da yeni bir savaşın alt yapısını oluşturdu.
1967 Mayıs Ayı'nda başlayan Suriye-İsrail sürtüşmesi, İsrail'e öteden
beri Gazze ve Sina'yı işgal etmek için amaçladığı savaşı başlatma
imkanını verdi:
"İsrail'in, 1967'de Batı Şeria ve Gazze'yi işgali o dönemde olduğu
kadar hala bugün de Arap tehditlerine karşı İsrail'in kendini savunmaya
yönelik bir eylemi olarak değerlendirilmektedir. Oysa İsrail Dış
İşleri Bakanı Sharett'in günlüğü açıkça ortaya koymaktadır ki, İsrail
Gazze ve Batı Şeria'yı ele geçirmeyi daha 50'li yılların başından
beri hedeflemekteydi. 1954'te Amerikalı Siyonist önderler bu hedeften
haberdar edilmişlerdi." (İsrail'in Kutsal Terörü, Livia Rokach,
sf.19)
5 Haziran sabahı, savaş İsrail'in Mısır havaalanlarına yaptığı
baskın ile başladı. İsrail uçakları üslerinden kalktıktan sonra
batıya, Akdeniz'e yöneldiler. Mısır'ın batı sınırına yaklaşınca
da güneye döndüler. Hiçbir dirençle karşılaşmadan 10 Mısır havaalanını
2 saat 50 dakika boyunca bombaladılar. Bu harekatta Mısır Hava Kuvvetleri'nin
tamamını oluşturan 300 kadar uçak yerde imha edildi.

6 Gün Savaşları
|
Mısır radarları hava akını sırasında dinlenmeye çekilmiş, yani
gözetleme işi yavaşlatılmıştı. Mısır Hava Kuvvetleri'ne bağlı tüm
uçakların imha edilmesine sebep olan böylesine büyük bir hatanın
nasıl yapıldığı baskının bir türlü açıklanamayan karanlık yönlerinden
biridir.

Mısır ordusunun başarısız komutanları, Altı Gün Savaşları'nın
Araplar için tam bir bozgun olmasını sağladılar. Savaşta Mısır
Kara Kuvvetleri'nin durumu Hava Kuvvetleri'ninkinden farklı
olmadı.
|
Kara savaşlarında da aynı şekilde büyük hatalar ve ihmallerin tekrarlanması
nedeniyle Mısır ordusu büyük bir yenilgiye uğradı. Nasır, savaşın
çıkmasında başlıca rolü oynayan Tiran Boğazı'nı tek kurşun atmadan
İsrail'e teslim etti. Savaşın bu şekilde sona ermesinden Mısır Orduları
Başkomutanı Nasır kadar, Mareşal Abdülhakim Amer de sorumluydu.
Nasır'ın bir numaralı adamı olan Amer, Mısır Genel Karargahı'na
yanıltıcı haberler gönderiyordu. Başkomutanlık Karargahı'na gönderilen
zafer haberleri Ürdün cephesinin de bozguna uğramasına neden oldu.
Amer'in bu hareketi İsrail'in savaşı kazanmasında çok önemli bir
etken oldu.
"Arap komutanlar, İsrail'in saldırdığı, fakat Mısır uçaklarının
İsrail hava kuvvetlerinin %75'ini tahrip ettiği, İsrail hava üslerine
saldırılara devam edildiği ve Mısır kuvvetlerinin İsrail topraklarına
girdiği şeklindeki haberlere inanmıştır. Ayrıca Ürdün radarları
Mısır baskınından dönen İsrail uçaklarını tespit etmiş, Mısır Başkomutanlığının
sözünü ettiği mesaj dolayısıyla, bunların İsrail'e saldıran Mısır
uçakları olduğu sanılmıştır." (One Long War-Arap Versus Jew Since
1920, Lorch Netanel, Jerusalem 1976, sf.119-121)
Nasır ilk saldırıyı İsrail'den beklemesine karşın, savaş öncesinde
ülkesinin savunmasında, tıpkı önceki savaşlarda olduğu gibi büyük
hatalar yaptı. Arap ordusu doğudan gelecek bir saldırıya göre düzenlenmişken,
Batı Mısır'ın savunması tamamen ihmal edilmiştir.
"Nasır, savaş sonrası yaptığı radyo konuşmasında Mısır ordusunu
doğudan gelecek bir saldırıya göre hazırladığını, oysa İsrail'in
batıdan harekete geçtiğini, bunun da bozgunu getirdiğini söylemişti.
(American Foreign Policy-Current Documents, sf.189-194)
Savaş sonunda Sina Yarımadası, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Golan
Tepeleri Siyonistlerin "Dünya Krallığı" yolundaki yeni toprakları
olur. İsrail 20.500 km karelik topraklarına 68.000 km kare toprak
ekleyerek, yüz ölçümünü yaptığı işgallerle 4 katına çıkarır. Nasır,
"Arap sosyalizmi" ideolojisi ve radikal politikasıyla, hem ülkesini
hem de tüm Arap dünyasını büyük bir bozguna sürüklemiştir.
4. Arap-İsrail Savaşı (Yom Kippur) ve Yeni
Bir Aktör Enver Sedat
1967 Savaşı'nın ardından ölen Nasır'ın yerine Enver Sedat gelir.
Enver Sedat, Arap-İsrail Savaşlarının dördüncüsü olan Yom Kippur
sırasında Mısır'ın Cumhurbaşkanı'dır. Bu savaşla Arap dünyası, İsrail'in
yenilmez bir güç olduğuna inandırılırken, Arap dünyasının lideri
durumundaki Mısır'ın, Yahudi Devleti'nin yanında yer alması sağlanır.
Enver Sedat, Mısır ihtilalinin ikinci adamı idi. Henüz 19 yaşındayken
Nasır'la tanışmış ve onun etkisinde kalmıştı. İktidara geldiğinde
de aynı İslam aleyhtarı politikayı devam ettirdi.
Mısır ihtilalini yapan Hür Subaylar Örgütü'nde de beraber olan
Nasır ve Sedat ikilisinin uygulamaları sürekli İsrail'in kazançlı
çıkmasıyla sonuçlandı.
Nasır'dan boşalan yere Cumhurbaşkanı olarak geçen Enver Sedat,
ilk olarak muhaliflerini temizlemeye başladı. Boşalan yerlere kendi
yandaşlarını yerleştirmeyi de ihmal etmeyen Sedat, yaptığı propaganda
sayesinde masonik ilkeler doğrultusunda hazırlattığı anayasanın
kabulünü sağladı. Kasıtlı olarak tırmandırdığı çatışmaları, yetkilerini
artırmak için bahane etti:

ABD Başkanı Nixon, Ortadoğu politikasını gerçekte Kissinger'ın
direktifleri doğrultusunda belirlemekteydi.
|
"Sedat, Başkanlık Konseyi görevini üstlendiğini açıkladı ve kendisini
askeri vali ilan ettirdi. En sağlam adamlarından biri olan Hafız
Gahim'i Arap Sosyalist Partisi Sekreterliği'ne getirdi ve yeni bir
hükümet kurdu." (Büyük Larousse Ansiklopedisi, sf. 8125)
Sedat yerini sağlamlaştıracak önlemler de aldı. Anayasada yaptırdığı
bir değişiklik ile ölene dek Mısır'ın Devlet Başkanı seçildi. Daha
önceki anayasa gereğince, en fazla iki dönem başkanlık yapabilme
imkanı böylece genişletildi. Yom Kippur savaşından sonra başlayan
barış sürecinde ise İsrail, Sedat'ı özel koruma altına aldı. Hatta
İsrail ile yapacağı Camp David anlaşması öncesi, kendisine yapılacak
suikastten Mossad'ın sağladığı istihbarat sayesinde kurtuldu. Tüm
bunlar Mısır'ın, İsrail'e düşman Arap ülkelerinin oluşturduğu birlikten
çıkarılmasını sağlayacak adam olan Sedat'ın iktidarının devamı için
gerekliydi.
"Asıl ilginç olan, Sedat mevkisini korumasını İsrail tarafından
sağlanan istihbarata borçluydu. Tabii ki bu istihbarat direkt olarak
ona verilmiyordu; CIA aracılık yapıyordu." (The Israeli Secret Service,
Richard Deacon, sf.230)
Yom Kippur Savaşı 1973 yılında, Arap ordularının İsrail'in Yom
Kippur bayramı sırasında aniden saldırmasıyla başladı. İsrailliler
önce bu ani saldırı karşısında bocaladılar, hatta paniğe kapıldılar.
Ancak ardından, ABD'nin büyük askeri yardımının da etkisiyle, savaşta
denge kuruldu ve İsrail Arap ilerleyişini durdurdu. Daha sonra ise
diplomatik süreç başladı. Ve bu süreçte çok önemli bir isim ortaya
çıktı: ABD Dış İşleri Bakanı Henry Kissinger.
"Kissinger bir Yahudiydi ve bununla onur duyuyordu. II. Dünya Savaşı'ndan
sonra milli bir Yahudi Devleti oluşmasını desteklemişti." (Yom Kippur,
The Sunday Times, Savaş Muhabirleri, Sf. 382)
Gazeteci-yazar Fehmi Koru, "Yeni Dünya Düzeni" adlı kitabında,
"Islamic Perspective of History" (Tarihin İslami Yorumu) adlı kitaptan
ilginç bir alıntı yapıyor. Kitapta, Observer gazetesinde 1960 yılında
yayınlanan bir makale aktarılıyor. Bu makale, 4. Arap-İsrail Savaşı'nın
sonucunda varılmak istenen tabloyu gözler önüne seriyor:
"1960 yılında, Londra'da 'Observer' gazetesinde gözüme çarpan ilginç
bir makale şöyleydi: 'Ortadoğu'da en önemli mesele Arap-İsrail ihtilafı
ve Filistin meselesidir. Ortadoğu'da hiçbir Arap ülkesi İsrail'e
karşı duramaz. Yine de en güçlü Arap ülkesi olan Mısır ile İsrail'i
barıştırmak gerekir. Fakat, bu yoldaki en büyük engel, Mısır'ın
İsrail'e yenilmesinin getirdiği psikolojik ezikliktir. Bu eziklik
ortada dururken Mısır, İsrail ile barış masasına oturmaz. Ancak
Mısır, İsrail karşısında küçük de olsa bir zafer kazanırsa iki ülke
masaya oturabilir. Mısır ile anlaşarak onu Filistin'in hamiliğinden
çıkartabiliriz."
Enver Sedat, sonucu önceden belli
olan savaşın planlarını incelerken
|
Observer yazarının henüz 1960'da vurguladığı bu strateji, 4. Arap-İsrail
Savaşı'nın ardından yürütülen diplomatik sürecin amacını özetliyordu.
Kısıtlı bir İsrail yenilgisiyle, Mısır'ın anlaşmaya rahatlıkla yanaşabilmesi
sağlanacaktı. Anlaşma Mısır'la yapılacağından, Sina'da Mısır'ın
ilerlemesine fırsat verilirken, Golan'da da Suriye ağır bir yenilgiye
uğratılacaktı.
"Kissinger sınırlı bir İsrail yenilgisi istiyordu. Mesele, bu yenilginin
tam dengesini hesap edebilmekti. Yani Arapları tatmin edecek kadar
mütevazi olması gerekiyordu." (Yom Kippur, The Sunday Times Savaş
Muhabirleri, Sf. 389)
Kissinger, savaştan sonra ateşkes kabul edilir edilmez vakit kaybetmeden
barış planının çalışmalarına başladı. Ama gerçek amacı Ortadoğu'ya
barışı getirmek değildi.
"Kissinger Ortadoğu'da barış girişimlerini tekrarladı. Fakat buradaki
esas amacı Arap Birliğini parçalamak ve Mısır'ı diğer Arap devletlerinden
ayırmaktı. Böylece Camp David'i hazırladı." (Israel, The Hijack
State, John Rose, sf. 13)
Savaş öncesinde, Amerikan Kongresi'nin farklı kanatlara bağlı olan
pek çok üyesi, İsrail'in çıkarları doğrultusunda hemfikir oldular.
"Amerikan Yahudi Komitesi AIPAC'ın, Washington temsilcisi Hymann
Bookbinder'ın söylediği gibi, Amerika'da dış veya iç konularda,
kuzeyli olsun güneyli olsun, demokrat veya cumhuriyetçi, liberaller
veya muhafazakarlar arasında İsrail konusunda bir fikir uyumu vardır.
Bu durumu Senato Dış İlişkiler Komitesi (CFR) Başkanı Senatör Fullbrigth
başka bir şekilde anlatır: İsrailliler Senato'yu kontrol altında
tutuyor." (Israel, The Hijack State, John Rose, sf. 396)
Bu büyük Yahudi güdümü, elbette zaman zaman ABD Başkanı üzerinde
de kendisini gösteriyordu.
"Nixon'un, İsrail'i desteklediğine hiç şüphe yoktur. Nixon İsrail'e
daha çok eğilmeyi kendisinden evvelki Başkanlardan daha fazla yapmıştır.
Nixon 1971 senesinin sonuna kadar İsrail'i eskisiyle kıyaslanamayacak
düzeyde yeniden silahlandırdı. 1972 mali yılında ABD Kongresi İsrail'e
yardım için ödenek ayırmaya başladı ve savaş başladığı zaman askeri
yardım ödeneğinden İsrail'e 300 milyon dolarlık yardım ayrıldı."
(Israel, The Hijack State, John Rose, sf.389-400)
Yom Kippur Savaşı'nda her ne kadar
Mısır ordusu kısıtlı bir zafer kazanmış olsa da, İsrail'in
kayıpları Arap devletlerine oranla çok az kalıyordu.
|
İsrail'in hesapladığı şekilde, uluslararası bir anlaşmaya varılabilmesi
için Siyonistler, ABD ile beraber Sovyetleri de kontrollü olarak
kullandılar. Bu nedenle Sovyetler'in, savaş boyunca Mısır'a yaptığı
silah sevkiyatı, dengeleyici bir faktör şeklinde kullanılarak Mısır'ın
kısıtlı bir zafer kazanması sağlandı:
"...Yapılan Sovyet hava ikmali, Sovyet Rusya'nın, Kissinger'in
istediği sonu arzuladığını göstermektedir. Yani ilk Arap başarısından
sonra dengeli bir duraklama. Bunu başarmak için en etkili yol, Sovyet
Rusya'nın düşünüş şeklinin Washington'un düşünüşünün aynadaki imajı
gibi olmasıydı. Kissinger dengeli duraklamayı sağlamak için İsrail'e
silah sevkiyatını durdurmayı öngörüyordu.
Kissinger'in, İsrailli yakın arkadaşı Uzi Narkiss daha 1971 yılında,
çıkacak savaşta Sovyetlerin izleyeceği politika için, Kissinger'e
hitaben şöyle der: 'Ben, Sovyetler Birliği'nin, İsrail'in kanalı
geçmesi hariç, Araplar namına aktif olarak işe karışmayacağını söyledim...
Kissinger Sovyet Rusya'nın işe karışmayacağını kabul etti.'" (Israel,
The Hijack State, John Rose, sf. 193, 384)
Sovyet politikasının Kissinger planına uygun olduğu açıktı:
"Rus diktatörü Brejnev'e, Rusya'nın neden Ortadoğu görüşmelerinde
bir rol almadığı sorulmuştu. O da şöyle cevap verdi: 'Bizim temsile
ihtiyacımız yok, Kissinger bizim Ortadoğu'daki adamımızdır'." (The
World Order-A Study in The Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins,
sf. 57)
Savaş sona erdiğinde sonuç tam Kissinger'in istediği gibi olmuştu.
Şimdi iki taraf da barışa daha çok muhtaçmış gibi görünüyordu.
Tüm Arap kuvvetlerinin kaybı 2000 tank, 450 uçaktı. İsrail'inki
ise 800 tank ve 115 uçaktı. Kontrol altına alınan arazi bakımından
da İsrail avantajlıydı. Suriye cephesinde İsrail, 1967'de kazandığı
arazinin de ötesinde topraklara sahip olmuştu. Mısır cephesinde
ise, kanalın batısında elde ettiği toprak, Mısır'ın doğuda işgal
ettiği topraklardan fazlaydı. Mısır ve Suriye 8.000'er kişi kaybettiler.
İsrail'in can kaybı ise Arapların kaybının üçte biri kadardı.
|