|
İSPANYA'DAN OSMANLI'YA
Yahudi tarihinin en önemli olaylarından biri olan İspanya sürgününü
tüm gizli kalmış yönleri ile ele aldığımız bu bölümü okurken, göz
önünde bulundurulması gereken bazı noktalar vardır. Öncelikle, Yahudilerin
Ortaçağ Avrupası'nda maruz kaldıkları baskı, zulüm ve kötü muameleleri
vicdan sahibi ve adalete inanan her insan gibi biz de kesinlikle
kınıyoruz. Bununla birlikte, aynı dönemde Yahudi toplumu içindeki
bazı çevreler, tefecilik gibi bazı uygulamaları nedeniyle Hıristiyan
dünyasında ciddi bir tedirginlik ve rahatsızlığa neden olmuşlardır.
Bu çevreler, Hz. Musa'nın tebliğ ettiği dini yaşamayan, Tevrat'a
batıl geleneklere dayanılarak sonradan eklenen bölümlere göre kendilerine
bir hayat kuran çevrelerdir. Bunların savundukları değerlerin neler
olduğu ise, günümüzde Siyonizmin acımasız ve bencil uygulamalarında
en açık şekli ile görülmektedir.
Eleştirdiğimiz eğilim, Allah'a kulluk ve güzel ahlak esasları üzerine
kurulmuş olan Yahudiliği gerçek anlamından çıkararak, koyu ve şoven
bir ulusçuluk haline getiren, maddi menfaati herşeyden önde tutan
ve diğer milletleri sömürmeyi ya da kullanmayı adeta ulusal bir
görev olarak kabul eden tutucu, katı, "Yahudi ideolojisi"dir. Bu
kavram, İsrail'in en önemli eleştirel yazarlarından biri olan Prof.
Israel Shahak tarafından dile getirilmiş ve detaylarıyla ortaya
konmuştur. Shahak'ın açıkladığı gibi, Ortaçağ'dan itibaren Yahudi
cemaatlerinin içinde diğer insanlara husumetle bakan bir kibir ve
bağnazlık gelişmiştir ve bu yapı, halen İsrail'in Ortadoğu'da gerçekleştirdiği
insanlık suçlarında ortaya çıkmaktadır. Bu yapıyı tanımlamak için
"Siyonizm" kavramını kullanabiliriz (her ne kadar bu kavram 19.
yüzyılda ortaya çıkmış olsa da.)
Yahudi dinini samimi bir inançla benimseyen, dünyevi amaçlara yönelik
bir ideoloji olarak değil, Allah'a kulluğun yolu olarak gören tüm
dindar Yahudiler -veya "liberal" Yahudiler-ise kuşkusuz burada eleştirilen
bağnaz Siyonist yaklaşımdan uzaktır. Bu ayrımın titizlikle gözetilmesi
gerekir. Örnek vermek gerekirse; Nazileri eleştirmek son derece
haklıdır, ama bu bizim Alman milletine karşı herhangi bir olumsuz
duygu ve düşünce beslememize neden olmaz. Aynı ölçü burada da geçerlidir.
Sürgünün Başlangıcı
Yahudi toplumunun 1492'de İspanya'dan sürülmesi, tarihlerinde çığır
açan bir olay olarak kabul edilir. Sefarad Yahudilerinin İspanya'dan
göçü stratejik açıdan Yahudileri, Kutsal Topraklar'ı ve Osmanlı'yı
en çok etkileyen olaylardan biridir. Yahudiler, huzuru, güvenliği
ve refahı İslam topraklarında bulmuşlar, sığınabilecekleri tek yer
Müslümanların hoşgörüsü olmuştur. Ancak İspanya sürgününün bir de
görünmeyen yüzü vardır.

Üstte XV. yüzyıldan itibaren Yahudilerin Avrupa'da yayılmaları
gösteriliyor. Dört Sefardi bilim adamının göç yolu, Osmanlı
topraklarına, dolayısıyla Kutsal Topraklar'a doğru uzanmakta.
|
İspanya, o dönem çok sayıda Yahudinin yaşadığı son Hıristiyan ülkesiydi.
Bunların 200 binden fazlasını "Conversolar" (dönmeler) yani sonradan
Hıristiyan olanlar oluşturuyordu. Ancak conversoların tamamına yakını
gizli şekilde Yahudi şeriatını uygulamaya devam ediyordu. 1290'da
İngiltere'den ve 1394'de Fransa'dan sürülen Yahudiler, 1492'de de
İspanya'dan sürüldüler. 200 binden fazla Yahudi, büyük bir bölümü
Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere Kuzey Afrika kıyılarına ve Avrupa'nın
çeşitli bölgelerine yerleştiler.
Tevrat'ın ve Yahudi ideolojisinin temelleri dikkatli şekilde incelendiğinde,
Yahudilerin İspanya'dan kovulmalarıyla başlayan sürecin, büyük bir
anlam taşıdığı görülüyor. Kutsal Topraklar'a varılması, bu sürecin
getirdiği önemli sonuçlardan biri. Çünkü İspanya sürgünü Yahudilere,
Kutsal Topraklar'ın kapısını açan anahtarlardan biri olmuştur. Yahudilerin
çeşitli ülkelerden niçin peş peşe sürüldükleri sorusu ise konunun
diğer bir ilginç yönüdür.
Bu sürgünlerin nedeni yüzlerce yıldır, Hıristiyan halkın kapıldığı
bağnaz bir Yahudi aleyhtarlığı olarak gösterildi. Bunda kuşkusuz
haklılık payı vardır. Ancak, bu konuda Yahudi toplumunun içinde
yer alan bir kısım insanların da etken olabileceği ihtimali hep
görmezlikten gelindi. Her fırsatta, Yahudilere yöneltilen bütün
suçlamaların iftira olduğu vurgulandı. Kuşkusuz bu suçlamalarda
masum ve kötülükle hiçbir ilgisi olmayan insanlar da iftiralara
ve baskıcı uygulamalara maruz kalıyorlardı. Ancak bu durum, Yahudi
toplumu içindeki belli bir kesimin halkı rahatsız eden, onlara sıkıntı
veren uygulamalarda bulundukları gerçeğini de değiştirmiyordu.
Bu uygulamaların ne olduğunu, Yahudi şeriatını incelediğimizde
görebiliriz.
"Yahudi şeriatı"nın kaynağı "Halakha"dır. Halakha, hahamların "bir
Yahudi nasıl yaşamalı" sorusunun cevabını en ayrıntılı biçimde vermek
için hazırladıkları ve asırlar boyu yeni eklemelerle genişlemiş
yazılı bir dini kaynaktır. Klasik Yahudiliğe göre, bir Yahudi günlük
hayatını nasıl geçirmesi gerektiğini öğrenmek için Tevrat'a ya da
Eski Ahit'in öteki kitaplarına bakmamalıdır. Bunlar, sıradan insanlar
tarafından anlaşılamazlar çünkü. Bunların anlamını sadece hahamlar
kavrar ve Yahudi toplumu da dini onlardan öğrenir. Halakha, hahamların
Yahudi toplumuna verdiği bu eğitimin toplandığı kaynaktır. Halakha'nın
en önemli kaynağı ise, "Talmud" adı verilen çok ciltli bir kitaptır.
Talmud'un büyük bölümü, Yahudi olmayanlara karşı kin beslemeyi
ve imkan buldukça da bu kini eyleme dönüştürmeyi emretmektedir.
Öncelikle, diğer iki İlahi dine karşı son derece saldırgan bir
tutum göze çarpar. Talmud yazarlarının tüm yeryüzünde şiddetle karşı
oldukları insan Hz. İsa'dır. Yine Talmud'a göre, Yahudiler ellerine
geçen İncil'leri, eğer şartlar uygunsa, yakmakla yükümlüdürler.
Talmud'un Yahudi olmayanlar hakkında verdiği diğer bazı ilginç
hükümler şöyledir:
o Bir Yahudi bir mezarlığın yanından geçerken, eğer o yer bir Yahudi
mezarlığı ise orada yatanları takdis eden kısa bir dua okumalı,
ancak mezarlık Yahudi olmayanlara ait ise orada yatanların annelerine
lanet etmelidir. (Tractate Berakhot, sf. 58b; Jewish History, Jewish
Religion, Israel Shahak, sf.23.)

Yahudi şeriatının temeli kabul edilen Talmud'un büyük bölümü
Yahudi olmayanlara karşı kin ve öfkeye teşvik eder. Aşağıdaki
küçük resimde Talmud çoğaltan bir haham görülmektedir.
|
o Talmud yazarlarının en büyüklerinden olan Maimonides, bir Yahudi
olmayanın hayatının kurtarılması konusunda da önemli hükümler vermiştir.
Bu hükümlerin biri şöyledir:
Kendileriyle savaş halinde olmadığımız Yahudi olmayanlara gelince,
ölümlerine doğrudan sebebiyet vermek yanlıştır, fakat eğer ölüm
anındaysalar onların hayatlarını kurtarmak yasaklanmıştır. Örneğin
bir Yahudi olmayanın denize düştüğü görülürse, boğulmaktan kurtarılmamalıdır.
(Maimonides, Guide, "Murderer", 4, 11; Israel Shahak. Jewish History,
Jewish Religion, sf.80)
Maimonides'e göre, bir Yahudi doktorun bir Yahudi olmayanı iyileştirmesi
de, karşılığında para kazanılsa dahi, yasaktır. Ancak burada dikkat
edilmesi gereken bir noktaya değinir: Eğer Yahudi bir doktorun bir
Yahudi olmayanı iyileştirmekten kaçınması, Yahudiler'e karşı toplumsal
bir tepki gelişmesine neden olacaksa, o halde yasak ortadan kalkar
ve hastanın iyileştirilmesi gerekir. (Guide, "Idolatry", Maimonides,
10, 1-2; Israel Shahak. Jewish History, Jewish Religion, sf.80-1)
o Talmud'un en büyük yazarlarından biri olan Maimonides'in ırkçı
fikirleri de oldukça ilginçtir. Bir yerde şöyle yazar:
Türklerin bir kısmı ve kuzeydeki göçebeler ve zenciler ve güneydeki
göçebeler ve bizim coğrafyamızda yaşayıp da onlara benzeyenler;
bunların tabiatı daha çok düşük sesli bazı hayvanların tabiatına
benzer. Benim düşünceme göre, bunlar insan seviyesinde değildirler.
Seviyeleri bir insan ile bir maymunun seviyeleri arasında bir yerdedir.
Çünkü görünüşleri maymundan daha çok insana benzemektedir. (Guide
Kitap III, Maimonides. Bölüm 51; Jewish History, Jewish Religion,
Israel Shahak, sf.82)
o Haham Sofer, Responsum adlı Talmudik çalışmasında, Osmanlı İmparatorluğu
içindeki Müslümanlar ve Hıristiyanlar hakkında ilginç yorumlar yapar.
Buna göre, bunlar, "başka İlahlara tapan putperestlerdir ve dolayısıyla
dolaylı yoldan öldürülmeleri doğrudur". Dahası, Sofer bu iki grubu,
Eski Ahit'te adı geçen Amalek kabilesine benzetir. (Jewish History,
Jewish Religion, Israel Shahak, sf.84) Eski Ahit'te Amalekler hakkında
verilen hüküm ise şöyledir:
Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek'in İsrail'e yaptığını, Mısır'dan
çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi
git, Amaleki vur ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları
esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna,
deveden eşeğe kadar hepsini öldür. (I. Samuel Bölümü, 15:1)
Talmud sayfası
|
o Talmud'un cinsel suçlar (zina) hakkında verdiği hükümler de ilginçtir.
Eğer bir Yahudi erkek, bir Yahudi kadınla evlilik dışı bir cinsel
ilişkiye girerse, her ikisinin de öldürülmesi gerekir. Oysa eğer
kadın bir Yahudi olmayan ise, bu kez erkek sadece dayak yer; kadın
ise yine ölüm cezasına çarptırılır. Aynı hüküm, Yahudi bir erkeğin
Yahudi olmayan bir kadına tecavüz etmesi durumunda da geçerlidir.
Bunun arkasında yatan mantık ise, Yahudi olmayan kadının her durumda
"baştan çıkarıcı" sayılmasıdır. Kadın, "bir Yahudiyi günaha sokmuş"
olduğu için ne olursa olsun birinci dereceden suçlu sayılmaktadır.
(Guide, "Prohibitions on Sexual Intercourse", Maimonides, 12, 10;
"Goy", Talmudic Encyclopedia; Israel Shahak, Jewish History, Jewish
Religion, sf.87) Nitekim Maimonides, Yahudi olmayan tüm kadınlar
için "N.Sh.G.Z." kısaltmasını kullanır. Bunlar, İbranice'deki "niddah,
shifhah, goyah, zonah" kelimelerinin baş harfleridir. Kelimelerin
anlamı ise şudur: "Kirli, köle, Yahudi olmayan, fahişe" (Maimonides,
Guide, "Prohibitions on Sexual Intercourse", 12, 1-3; Jewish History,
Jewish Religion, Israel Shahak, s.87)
o Yahudiler ile Yahudi olmayanlar arasındaki mal mülk ilişkileri
hakkında da Talmud'un önemli hükümleri vardır. Eğer bir Yahudi kayıp
bir eşya bulur da onun sahibinin bir Yahudi olduğunu fark ederse
bunu sahibine geri vermekle yükümlüdür. Fakat eğer malı yitiren
kişi bir Yahudi olmayan ise, malın ona geri verilmemesi emredilir.
Bir Yahudi olmayana hediye vermek ise kesin biçimde yasaklanmıştır.
(Ancak hahamlar, bir sonraki aşamada Yahudilere maddi kar getirebilecek
hediyelere -bir başka deyişle rüşvetlere- izin verirler.) Alışveriş
sırasında Yahudi olmayanlara hile yapmak ise, eğer "dolaylı" yoldan
olursa, meşru sayılır. Örneğin bir Yahudi, karşısındaki müşterinin
kendisine yanlışlıkla fazla para verdiğini fark ederse, "senin yaptığın
hesaba güvendim, benim saymama gerek yok" demelidir. Böylece eğer
karşı taraf durumu sonradan fark ederse, suçlu duruma düşmez. (Jewish
History, Jewish Religion, Israel Shahak, sf. 88-89)
Bu saydıklarımız, Talmud'un Yahudi olmayanlara yönelik düşmanca
hükümlerine yalnızca birkaç örnektir. Yahudi geleneğinin bu geleneksel
"şeriat kitabı" araştırıldığında, buna benzer daha pek çok hükme
rastlamak mümkündür. Ancak bu birkaç örnek bile, "Yahudi ideolojisi"nin
içeriği hakkında fikir sahibi olmak için yeterlidir.
Söz konusu "Yahudi ideolojisi", Tevrat'ın ve Eski Ahit'in diğer
kitaplarının hükümlerini de kendi düşüncesine göre yorumlamakta
ve çarpıtmaktadır. Örneğin Hz. Musa'ya verilen "On Emir"den sekizincisi
olan "Çalmayacaksın" (Çıkış Bölümü, 20:15) hükmü, "bir Yahudiyi
çalmamak" (yani kaçırmamak ya da rehin almamak) konusunda konulmuş
bir yasak olarak açıklanır. Hükmün mal değil de insan "çalmak" şeklinde
yorumlanmasının nedeni, "On Emir"in yalnızca ölümcül suçları içerdiğine
dair Talmud yazarlarınca yapılmış bir kabuldür. Öte yandan, Yahudi
olmayanların rehin alınması zaten Talmud tarafından izin verilen
bir eylemdir. (Çıkış Bölümü, sf.36)
"Kardeşini kendin gibi seveceksin" (Levililer Bölümü, 19:11) hükmünün
yorumlanması da aynı şekildedir; "kardeşler" yalnızca Yahudilerdir.
Nitekim bir Yahudi genel olarak Talmud tarafından bir Yahudi olmayanın
hayatını kurtarmaktan alıkonur, açıklaması da şöyle yapılır; "çünkü
o senin kardeşin değildir." (Levililer Bölümü, sf.37)
Yahudilere yönelen antisemitizm uygulamalarında, Hıristiyan toplumların
bağnazlığı ve barbarlığının yanı sıra, üstte açıkladığımız
hükümlerde ortaya çıkan "Yahudi ideolojisi"nin de bir rolü olduğuna
dikkat etmek gerekir.
Yahudilerin bu nedenlerden dolayı içinde bulundukları toplumdan
aldıkları tepki, İspanya'da eski yöntemleri geliştirip yeniden uygulamalarına
yol açtı. Bu "dönmelik" sistemiydi. Yahudi dinini terk edip Hıristiyan
olduğunu ilan eden on binlerce Yahudinin tamamına yakını bundan
sonra bu iki taraflı sistemi uygulamaya başladılar. Bu kimlik sayesinde
daha rahat faaliyet gösteren Yahudiler, devlet yönetiminde önemli
noktalara geldiler.
"Yahudiliklerini gizlice devam ettiren bir Yeni Hıristiyan kesimi
meydana geldi ki bunlar çok kısa süre içinde devletin (İspanya Devleti)
kilit noktalarına yerleştiler. Bu 'dönmeler'i diğer Hıristiyan kesimden
ayıran özellik, koşullardan dolayı dışarıya Hıristiyan görünüp evlerinin
içinde -gizlice- Yahudi olarak yaşamaya devam etmeleriydi... Bu
gruba dahil kişiler, yeni kimlikleri sayesinde, devletin en üst
düzeylerinde görev almayı başarmışlardır." (Türkiye Yahudileri,
Moshe Sevilla-Şaron, sf.27)
"Yahudiler, Hıristiyanlığa döner dönmez üzerlerindeki baskıdan
kurtuldular ve birkaç senede nüfusun en zengin kısmı haline geldiler.
Daha da ilginç olanı, devlet memuriyetlerinde görev aldılar. Bazıları
asil ailelerle evlendiler. Ülkedeki kargaşa dönemlerinde fakirleşmiş
olan aristokratlar, Yahudilerle evliliğin getireceği zenginlikten
hoşnuttular. Dönmeler kiliseye bile girmişlerdi." (The Rise of Spanish
Inquisition, Robert Hale, sf.107)
Bütün bu gelişmelerin ardından Yahudilerin İspanya'dan
sürgün olayı yaşandı. Kimin samimi Hıristiyan, kimin göstermelik
Hıristiyan olduğunu belirlemek üzere Engizisyon Mahkemeleri kuruldu.
Engizisyon Mahkemeleri ise, Avrupa'nın tarihine, vahşetin had safhalarda
yaşandığı, karanlık bir sayfa olarak geçti. Bunu takiben 31 Mart
1492'de Kral Ferdinand ve Kraliçe Isabella, Yahudilerin İspanya'dan
kovulmasına dair fermanı ilan ettiler ve bu ferman Mayıs 1492'de
yürürlüğe kondu.
|