|
"Dönen" Yahudiler...
Yahudilerin büyük kısmı Avrupa'da
oldukça zengin ve imtiyazlı bir hayata sahiptiler.
|
Antisemitizmin güçlenmesi ile birlikte, Yahudiler Avrupa toplumlarından
giderek daha fazla dışlanmaya başladılar. 1290'da İngiltere'den,
XV. yüzyılın ilk yarısında Almanya'nın bazı şehirlerinden ve XVI.
yüzyılda ise Fransa'dan sürüldüler. Buna rağmen, Yahudilerin bir
kısmı yaşadıkları yerlerden ayırlmamayı başardılar. Birçok Yahudi
dönme olarak, yani kendini Hıristiyan gibi göstererek, bu ülkelerin
sınırları içinde kaldı. Buna en somut örnek Londra'da III. Henry
tarafından 1234'te kurulan Domus Conversorum oldu. XVII. yüzyılda
Yahudilerin İngiltere'ye tekrar resmi olarak kabul edilmelerine
kadar faaliyetlerini sürdüren Domus Conversorum ile ilgili "History
of Anti-Semitism" (Anti-Semitizm Tarihi) adlı kitapta şu bilgiler
veriliyor:
"Yahudiler İngiltere'ye modern çağdan önce girmeyi başarabildiler
mi? 1234'te dönmeler için kurulan Domus Conversorum, Almanya, İspanya
ve hatta Fas'tan üye toplamaya devam etti. Ayrıca Londra'ya gizli
yollarla giren Yahudiler de oluyordu." (The History of Antisemitism,
Leon Poliakov, sf.203)
Aynı kitap Fransa'da gizlice kalan Yahudiler için şöyle diyor:
"1394'de Fransa'dan çıkarıldıktan sonra, Fransa'da kesinlikle Yahudi
kalmadı mı? Bazı tarihçiler, özellikle Robert Anchel, Yahudilerin
gizli olarak veya dönme olarak buradaki yaşantılarına devam ettikleri
hipotezini ortaya koydu. 1650'de Parisli Yahudiler, yani Yahudiliği
gizli olarak sürdürmekle suçlandılar. XV. yüzyılda ne oldukları
belli olamamakla beraber XVII. yüzyılda iyi ve sadık Katolikler
gibi görünüyorlardı." (The History of Antisemitism, Leon Poliakov,
sf.173)
Menasseh Ben Israel
|
"Yahudiler Fransa'nın güneydoğusunu terk edip Hıristiyanlığa dönerek
genel halk içinde eridikten sonra, güneybatı 'Gizli Yahudilerin'
yani 'Dönmelerin' gelişine şahit oldu... Kendi İbrani dinlerini
ve adetlerini korurken, dıştan Katolikliği uygulayarak, kendilerinin
keşfedilmesinden kurtulmuş oluyorlardı." (Encyclopedia Judaica,
France, cilt 7, sf.20)
Yahudilerin İngiltere'ye resmi olarak tekrar kabul edilmelerinde
Domus Conversorum'dan daha etkin rolü XVII. yüzyılın ilk yarısında
Menasseh Ben Israel oynadı. Amsterdam Başhahamı olan Menasseh Ben
Israel, kayıp on İsrail Kabilesi ile ilgili olarak hazırladığı "Hope
of Israel" (İsrail'in Umudu) adlı kitabında, Yahudiler dünyanın
bir ucundan diğer bir ucuna yayılmadıkça Mesih'in geleceğine dair
olan kehanetin gerçekleşmeyeceğini savundu. Böylece Hıristiyanlarla
ortak olan Mesih inancını kullanarak, kendilerini İngiltere'ye kabul
ettirmek için gerekli koşulları hazırladı. Judaica Ansiklopedisi'nde
bu konu şöyle anlatılır:
"Menasseh Ben Israel'in Latince olan bu eseri basılır basılmaz
İngilizce'ye çevrildi ve Oliver Cromwell'in dünyada tek Yahudi bulunmayan
ülke İngiltere'ye Yahudileri geri çağırma çabasında destek olacak
bir eser haline geldi. Mesih'in tekrar gelişine dair olan kehanetin
gerçekleşmesi ancak Yahudilerin dünyanın dört bir köşesine yayılmaları
ile gerçekleşebilecekti. Menasseh Ben Israel ve İngiliz din adamları
arasında Yahudilerin İngiltere'ye dönmelerini kabul ettirecek bir
atmosfer oluşturuldu." (Encyclopedia Judaica, cilt 15, sf.1006)
Menasseh Ben Israel, Oliver Cromwell'e
Yahudilerin İngiltere'ye dönmelerini teklif ederken.
|
"Ve Rab sizi yerin bir ucundan yerin öbür ucuna kadar bütün milletler
arasına dağıtacak..." (Tesniye Bölümü, 28/64)
Yahudilerin İngiltere'ye geri gelmelerinde İngiltere'de kalan Yahudi
dönmelerinin de rolü büyük oldu.
"Sir Henry Finch, Roger Williams, Edward Nicholas ve John Sadler
Yahudilerin İngiltere tarafından resmi olarak kabul edilmelerini
sağlamak için hareket başlatanların başında geliyorlardı; bunu insanlığın
bir ölçüsü olarak veya kendi dönmeliklerini güvence altına almak
için yapıyorlardı." (Encyclopedia Judaica, England, cilt 6, sf.758)
XVI. ve XVII. yüzyıllarda, bazı Yahudiler içinde bulundukları milletlerin
yönetiminde etkin olabilmek ve olayları kendi çıkarlarına göre yönlendirebilmek
için, sahip oldukları maddi gücü kullandılar. Kralların, prenslerin
finansörlüğünü yapan Yahudiler, "saray Yahudisi" adı verilen yeni
bir Yahudi sınıfı oluşturdular.
Menasseh Ben Israel'in Oliver Cromwell'e
1656'da Yahudilerin İngiltere'ye dönmeleri ile ilgili olarak
sunduğu dilekçe.
|
"Ortaçağ'da aracı görevi gören Saray Yahudileri (court Jew) ortaya
çıktı. Bu kişiler imparatorların, kralların, prenslerin, papaların
vazgeçilmez danışmanlarıydılar. Bazen de bu kişiler Hasdai Ibn Shaprut'un
durumunda olduğu gibi saray doktoru da oluyorlardı. Bunların kralla
olan kişisel yakınlıkları, Yahudilerle kral arasında direk bağlantı
kurmalarını ve hatta Yahudilerin karşılaşabilecekleri herhangi bir
zorluğu engellemelerini sağlıyordu. Almanya'da da saray Yahudisi
olan birkaç kişi bulunmaktaydı. Bunlar birçok kraliyet birimini
ve orduyu finanse ediyorlardı. Belki de en bilinen iki saray Yahudisi
Jossl of Rosheim (1480-1554) ve Joseph (Jud) Suss Oppenheimer (1698-1738)
idi.
Jossl of Rosheim bütün Avrupa'da etkisi bulunan yetenekli bir finansördü.
Ne zaman Yahudi cemaati zor bir durumla karşılaşsa, hemen İmparator
Charles IV veya kraliçe, prensler, piskoposlar ve Diet'lerle irtibata
geçerdi. Joseph Suss Oppenheimer, Würtemberg Dükü'nün finansörüydü.
Saraydaki bütün olaylara hakimdi." (Pictorial History of the Jewish
People, Nathan Ausubel, sf.124)
"Krallığa ve prenslere ait olan her birimde bir saray Yahudisi
bulunuyordu... 1673'te İmparator Leopold, bir Heidelberg Yahudisi
olan Samuel Oppenheimer'ı saraya çağırttı ve ordularını hazırlama
görevini verdi. 30 yıl boyunca, özellikle 1638'de Türklerin Viyana
Kuşatması sırasında ve Fransa'ya karşı olan savaşlarda kendini bu
işe verdi. Max von Baden, Avusturya ordusunun Oppenheimer olmasaydı
yok olacağını yazdı. Prens Eugene onun hizmeti olmadan hareket etmeyi
reddetti." (History of Anti-Semitism, Leons Poliakov, sf.229)
Bu Yahudi dönmeleri "Society For The Culture and Science of Judaism"
(Yahudilik İlim ve Kültürü için Topluluk) adında bir grup kurdular.
Böyle bir grup kurmaları, Hıristiyan görünmelerine rağmen Yahudilikten
kesinlikle ayrılmadıklarını göstermiş oluyordu.
"Bu kuruluşun (Society for the Culture and Science of Judaism)
kurucuları arasında I. L. Auerbach, E. Gans, H. Heine, I.M,Jost,
M. Moser ve L. Zunz vardı, ki bunların çoğu dönme idiler." (Encyclopedia
Judaica, Germany, cilt 7, sf.458-462)
Finans-kapital'den Güç Alan Siyonizm
XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Yahudiler maddi ve siyasal güçlerinin
doruk noktasına ulaştılar. XIX. yüzyılda, bütün dünyada Yahudi finans
imparatorlukları kuruldu. Rothschild, Goldsmith, Warburg, Lehmon
ve Speyer Avrupa ekonomisini büyük çapta ele geçiren Yahudi hanedanlarının
başında geliyorlardı.
Yahudiler, maddi imkanlarını kullanarak devlet kademelerinde önemli
görevler aldılar. Bu şekilde, aynı dönemde gelişen Siyonizme önemli
destek sağladılar. Mason localarını organize ederek Siyonizme kazandırdıkları
krallar, devlet başkanları, başbakanlar ve parlamento üyeleri sayesinde
İsrail'in kuruluşuna zemin hazırladılar. "Dünya hakimiyeti" için
en güçlü devletleri kontrolleri altına almaları gerektiğinin bilincinde
olan Siyonist Yahudiler ellerindeki imkanları bunun için kullandılar.
|
 
(Solda) İngiltere'deki Yahudi hakimiyetinin
sembolü: Yahudi Başbakan Benjamin Disraeli. (1804-1881) (Sağda)
Siyonist lider Theodor Herzl en büyük desteği Avrupa devletlerini
yönlendiren Siyonist ve mason bankerlerle, devlet adamlarından
aldı.
|
"Siyonizmin kuvvetlendiği 1840'lar ile İsrail Devleti'nin kurulduğu
1948 yılı arasında Avusturya'da 95, Fransa'da 75, Almanya'da 150,
İngiltere'de 90, sömürgelerinde 78, İtalya'da 54, Polonya'da 156,
ABD'de 50 civarında Yahudi, üst düzey devlet kademelerinde bakanlık,
başbakanlık ve parlamento üyeliği yapmıştır." (Universal Jewish
Encyclopedia, cilt 7, Public Office Jews in, sf.22-29)
Başlangıcından İsrail'in kuruluşuna dek Siyonizme en büyük desteği
veren ülke İngiltere oldu. XIX. yüzyıl başlarında Siyonistler ülkede
büyük bir etkiye sahiptiler. Özellikle İngiliz ekonomisinde ve parlamentoda
büyük söz sahibiydiler. Bunun sonucu olarak İngiliz politikacıları
1840'lı yıllardan itibaren Filistin'de bir Yahudi devleti kurma
planlarına ilgi göstermeye başladılar.
Bu dönemde Sefardi Yahudisi Benjamin Disraeli başbakanlığa seçildi.
Ülkenin yönetimindeki etkilerinin gücüne güvenerek, İngiltere'nin
isminin İsrail olarak değiştirilmesini parlamentoya teklif etti.
Benjamin Disraeli ve Kraliçe Victoria'nın oğlu büyük mason üstadı
Kral VII. Edward, Avam Kamarası'nın kapılarını Baron Lionel, Nathaniel
de Rothschild, Sir Arthur Montague, Lionel Cohen, Sir Julian Goldschmit
gibi büyük servet sahibi Yahudi bankerlere açtılar. Bunu takip eden
dönemlerde birçok Yahudi belediye başkanlığı, savcılık, belediye
meclis üyeliği gibi devlet kademelerinde görev aldılar.
"1871'de Yahudi Sir George Jessel başsavcı oldu ve birçok Yahudi
hükümette görev aldılar. 1909'da Herbert Samuel (daha sonra Viscount
oldu) Kabine Başkanı oldu. Sir David Salomons 1855'te Büyük Belediye
Reisliği'ne getirilen ilk Yahudi oldu; ve bu görevi sonraki dönemlerde
birçok Yahudi devam ettirdi.
İngiliz hükümeti tarafından desteklenen Sir Moses Montefiore, bütün
Yahudilerin elçiliğini üstlendi. 1885'te Lord Rothschild'e asilzadelik
ünvanı verildi." (Encyclopedia Judaica, England, cilt 6, sf.750-758)
Her ikisi de Yahudi olan Lord Isaac Reading Adalet Bakanlığı'na,
Sir Herbert Samuel de Vadedilmiş Toprakları idare etmek ve orada
bir Yahudi devleti kurmak için Filistin Yüksek Komiserliği'ne atandı.
Bu dönemde İngiltere Başbakanlığı'nı mason Llyod George yürütüyordu.
Kabinesinde 6 tane Yahudi başmüşavir olarak görev yapmaktaydı.
Bununla birlikte Siyonistler, kısa sürede İngiltere'de masonluğu
yaygın hale getirdiler.
Birçok kral, prens, kont ve dük mason oldu. İngiliz devlet adamlarından
mason olanlardan birkaçı şunlardır:
İngiltere Kralı IV. George, (Mimar Sinan Dergisi, sayı 22, sf.75)
Kral VIII. Edward, (Mimar Sinan Dergisi, sayı 22, sf.25)
Kral VII Edward, (Türk Mason Dergisi, yıl 1, sayı 1, sf.50)
İngiltere ve İrlanda İmparatoru Frederic De Galle. (Türk Mason
Dergisi, yıl 1, sayı 1, sf.50)
1876'da Siyonistlerin liderliğini üstlenen George Elliot tarafından
"Siyon Aşıkları" adı verilen ilk İngiliz Siyonist Teşkilatı kuruldu.
Teşkilatın politikası zengin Yahudileri ve İngiliz politikacıları
organize ederek "Siyon idealinin" gerçekleşmesini sağlamaktı.
Fransa'da ise Siyonistler çok sayıda olmamalarına rağmen, Fransız
masonluğu sayesinde, hükümeti Siyonizme destek verecek şekilde yönlendirebildiler.
|

Fransa Büyük Sanhedrin'i Napoleon
Bonaparte Başkanlığı'ndaki ilk toplantısında.Bu toplantıda
Fransa'da yaşayan Yahudi cemaatine çeşitli imtiyazların verilmesi
kararlaştırılmıştı.
|
Almanya'da da ünlü Siyonist lider Theodor Herzl, yüksek dereceli
bir mason olan Alman İmparator II. Wilhelm ile temasa geçti. Bunun
sonucunda Almanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun Alman vatandaşlarına
tanıdığı toprak satışı iznini Yahudilerin adına kullandılar. Diğer
Avrupa devletlerinden gelen Yahudileri Alman vatandaşı yaparak Filistin'de
toprak satın almalarını sağladılar. Bu şekilde Filistin'e çok sayıda
Yahudi yerleştirilmiş oldu.
Siyonistler tefecilik ve faiz yoluyla elde ettikleri büyük serveti
kullanarak bulundukları ülkelerdeki kralları, başbakanları ve üst
düzey devlet adamlarını kontrolleri altına aldılar. Bu Tevrat'ta
yer alan bir vaadin uygulamasıydı:
"Ve ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar, ve kralları sana hizmet
edecekler" (İşaya Bölümü, 60/10)
Kapitalizme Giden Yol: Protestanlık
Ortaçağ Katolik Kilisesi'nin faizi kesin olarak yasaklıyor olması,
faiz sisteminin çok fazla yayılmasına engel oluyordu. XVI. yüzyılda
Avrupa'da doğan yeni bir mezhep, bu konuda çok farklı bir yaklaşım
getirdi. Bu mezhep, Protestanlıktı.
Tarihte Yahudi aleyhtarı gibi gösterilen Martin Luther tarafından
kurulan Protestanlık, aksine gerek kaynağı, gerek kurucuları ve
gerekse savunucuları açısından Yahudilerle oldukça yakından alakalıydı.
Katolik Kilisesi'ne karşı başlatılan bu hareket kaynak olarak Tevrat'ı
alıyordu:
"Hıristiyanlıktaki reform hareketleri, Yahudi edebiyatı ve felsefesinden
oldukça etkilendi. Bu tip hareketlerle 'Yahudileşmeleri' nedeniyle
düşman edindiler. Birçoğu Tevrat'la bağlantılıydı. Bu nedenle bu
hareketler Tevrat'ın yeni tercümelerine önayak oldu." (The Universal
Jewish Encyclopedia, Christianity, sf. 185)
"Değişikliğe yol açan esas hareket Tevrat'a, İbranice'ye ve Tevrat'la
ilgili çalışmalara gösterdiği ilgi ile reform hareketi olmuştur."
(The History of Anti-Semitism, Leon Poliakov, sf. 198)
|

Giovanni Paolo, "St. Pelet Kilisesi",
1974.
|
Reform hareketlerinin ve Protestanlığın ilk olarak Yahudiler tarafından
desteklenerek benimsenmesi, bu yeniliğin Yahudilere ne derece olumlu
hizmetlerde bulunacağının bir göstergesidir.
"Luther'in Roma Katolikliğine getirdiği yıkıcı darbe ilk olarak
Yahudiler tarafından benimsendi." (Encyclopedia Judaica, cilt 11,
sf. 584)
"Özellikle Sefardi diasporasından olan Joseph ha-Kohen gibi bazı
Yahudi bilim adamlarının Reform'a karşı oldukça büyük sempatileri
vardı." (Encyclopedia Judaica, cilt 11, sf. 584)
Martin Luther, reform hareketleri başlamadan önce Yahudilikle,
Tevrat ve İbranice'yle ilgileniyordu. Bu ilgisini ilk olarak "Jesus
Christ Was Born A Jew" (İsa Mesih bir Yahudi Olarak Doğdu) adlı
kitabında gösterdi. Luther'in Yahudilerle ilgili olarak söyledikleri
onun bu ilgisini açıkça gösteriyor:
"Yahudiler bizim Tanrımızın akrabaları, kuzenleri ve kardeşleridir.
Katoliklere sesleniyorum; bana kafir demekten yorulduklarında Yahudi
desinler." (History of Anti-Semitism, Leon Poliakov, sf.221)
Yahudiler de Martin Luther'in Yahudi hedeflerine hizmet eden bir
"Gizli-Yahudi" olduğunu belirtmekte hiçbir sakınca görmüyorlardı.
"Kabalist Abraham B. Eliezer ha-Levi, Luther'in Hıristiyanları
yavaş yavaş eğitmeye çalışan bir 'Gizli Yahudi' olduğunu söyledi."
(Encyclopedia Judaica, cilt 14, sf. 21)
Sadece Yahudiler değil, Kilise ve halk da Martin Luther ve taraftarlarının
"yarı Yahudi veya gizli Yahudi" olduklarını düşünüyorlardı:
"Martin Luther kilise tarafından 'Yarı Yahudi' olarak adlandırıldı...
Abraham Farissol gibi bazı Yahudiler, Luther'i 'gizli bir Yahudi',
dini gerçeği ve adaleti ayakta tutan bir yenilikçi olarak tanımlarken,
anti-putperest yenilikleri Yahudiliğe dönüş olarak belirttiler."
(Encyclopedia Judaica, cilt 11, sf. 585)
"XV. ve XVI. yüzyıldaki Hıristiyan Reformcuların en büyükleri İbrani
dilini ve bir derecede Yahudi edebiyatını biliyorlardı. Hepsi Tevrat'a
yönelmişlerdi. Bunların arasında John Huss, Zwingli, Michael Servetus,
Calvin ve Luther vardı. Hepsi karşıtları tarafından 'tam' veya 'yarı
Yahudi' olarak adlandırıldılar." (The Universal Jewish Encyclopedia,
Christianity, sf.185)
Luther'in yol göstericisi ve eğitmeni olarak kabul ettiği Reuchlin
ise Yahudiliğe, Kabala'ya ve İbraniceye olan ilgisi ile tanınan
ve Kabala'dan yola çıkarak Hıristiyan Kabalası'nı hazırlayan bir
Kabalistti.
|

Reform hareketlerinin öncüsü ve Yahudilerin "Gizli Yahudi"
olarak nitelendirdikleri Martin Luther.
|
"Martin Luther daha sonraki zamanlarda dahi Reuchlin'i yol göstericisi
ve öğretmeni olarak tanımladı." (Encyclopedia Judaica, cilt 11,
sf.584)
"Katolik rahipler Talmud'un anti-Hıristiyan olduğuna inanırlarken,
John Reuchlin adındaki Alman profesör Talmud'un anti-Hıristiyan
olmadığını öne sürdü. Bunun üzerine birçok Hıristiyan aydını İbraniceye
ve Tevrat'a yöneldi. Başka olayların da etkisiyle birçok Hıristiyan
Martin Luther'in önderliğinde Katolik Kilisesi'nden ayrıldılar."
(A Zionist Primer, edited by Sundel Doniger, sf.17)
Kilisenin etkisini zayıflatarak hareket kabiliyetlerini artırmak
isteyen Yahudiler, Protestanlığı bu hedeflerinde kullandılar, öyle
ki Protestanlık uygulama yönünden Hıristiyanlıktan çok, Yahudiliğe
yakın bir din haline geldi.
"Bu din Yahudi dinine Katoliklikten daha yakın, çünkü onlar İncil'i
takip ediyorlar, sadece İsa ve Paul'un öğretilerini veya Yeni Ahit'i
değil, Yahudilerin Tevrat'ını da takip ediyorlar" (A Zionist Primer,
edited by Sundel Doniger, sf.17)
Bu şekilde 1788 yılında Protestanlık mezhebini yasallaştırmak için
kurulan komisyon bir süre sonra Yahudiler için de aynı görevi üstlendi.
"1788'de Protestanlık için yurttaşlık hakları ayarlayan komisyonun
başında bulunan Malasherbes, Yahudiler içinde aynı görevle XIV.
Louis tarafından görevlendirildi." (Encyclopedia Judaica, France,
cilt 7, sf. 82)
Yahudiler, Protestanlığın yaygın olarak kabul edildiği ülkelere
özel bir ilgiyle yaklaşırken, bu ülkelerin de Yahudilere olan ilgisi
aynı şekildeydi:
"İspanya ve Portekiz'deki Marrano'lar (Yahudi dönmeleri) kendileri
için yeni bir ümit gördüler. Birçoğu artık Protestan olan Hollanda'ya
yerleşmenin yollarını arıyorlardı." (Pictorial History of Jewish
People, Nathan Ausubel, sf.111)
Protestanlıkla beraber faiz uygulaması ve bunun devamı olan kapitalist
sistem de kabul görmüş oluyordu. Max Weber "Protestan Ahlakı ve
Kapitalizm Ruhu" adlı kitabında Protestanlığın kapitalizme olan
etkilerini açıkça ifade ediyordu. Encyclopedia Britannica'da kapitalizmin
doğuşunda ve faizin yaygınlaşmasında Protestanlığın etkisi şöyle
anlatılıyor:
"Ortaçağ'daki Katolik Kilisesi, kapitalist ideolojiye ve bu ideolojinin
gelişmesine engel teşkil ediyordu. Tefecilik sadece Hıristiyan olmayanlara
mahsustu. Kilise ve o dönemin otoritelerine göre faiz kanunlara
aykırıydı... XVI. ve XVII. yüzyıllarda Protestan reform hareketi
Kuzey Avrupa'ya kapitalizmin yayılmasıyla sonuçlandı. Bu özellikle
Hollanda ve İngiltere'de gerçekleşti. Bu yeni din ve ekonomik gelişme
arasındaki kronolojik ve coğrafi bağlantı, Protestanlığın modern
kapitalizmin yayılmasına neden olduğunu gösterir. Doktrinlerdeki
değişikliklerle kapitalistlerin yaptıkları yanlış olmaktan çıkarılmış
ve hatta bunların yaşam biçimlerine bir onay verilmiş oldu. Ticaret
ve endüstri genişledikçe Protestanlar daha zengin olmak için malın
biriktirilmesini kural olarak getirdiler." (Encyclopedia Britannica,
cilt 4, sf. 840)
Faizin Hıristiyanlık tarafından yasaklanmadığını söyleyerek Yahudi
kapitalistlere büyük bir hizmette bulunan diğer bir reform hareketi
öncüsü Fransız Calvin'di.
|

Martin Luther, Kutsal Kitabı tercüme
ederken.
|
"De Usuris" (Faiz) adlı kitabında Calvin, İncil'in Luka bölümünde
6/35'teki cümle üzerinde şu yorumda bulundu; 'Faizi kötüleyen hiçbir
yazılı dini kanıt bulunmamaktadır'." (Encyclopedia Judaica, cilt
5, sf.66)
Protestanlığın bir devamı olarak oluşan Püritenlik de yine Tevrat'a
dayanarak ortaya çıktı. Bir kaynakta bu konuya şöyle dikkat çekilir:
"Tevrat'ın Püritenizm ve daha sonraki Anglo-Amerikan mezheplerindeki
etkileri oldukça büyüktür." (The Universal Jewish Encyclopedia,
Christianity, sf.185)
Politik olayları perde arkasından yöneten bazı Yahudiler, İngiltere'de
krallığı yıkarak "Yahudi dostu" tanımlamasına uygun Cromwell'i başa
geçirmek için bu sefer de Püritenleri kullandılar. Bu arada yeni
hükümetin finansörleri Yahudilerdi.
"Püriten burjuvazisi krallığı yıkarak 1649'da Cromwell'i başa getirdi.
Bu arada Londra'da bulunan bir Marrano (Yahudi Dönmesi) kolonisi
hükümet için finansal ve politik hizmette bulunuyordu." (The History
of Anti-Semitism, Leon Poliakov, sf.205)
"Devrim ve Püriten doktrininin İngilizler arasında yayılmasıyla,
Yahudilere karşı bakışta olumlu değişmeler oldu. Buna bağlı olarak
Tevrat'a verilen önem de arttı." (Encyclopedia Judaica, England,
cilt 6, sf.752)
Yahudilerin 1290'da İngiltere sınırlarından çıkarılmalarından sonra
tekrar bu ülkeye geri dönmelerinde önemli rolü olan Menasseh Ben
Israel, en büyük desteği Cromwell ve Püritenlerden aldı.
"Bu arada Menasseh Ben Israel Londra'da görülmeye başladı. Püritenleri,
Yahudileri İngiltere'ye geri getirmeleri için ikna etti." (Pictorial
History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf.118)
Yahudilerle Protestanlar arasında kurulan yakın ilişki XX. yüzyılda
da Siyonistlerle kimi Protestan gruplar arasında aynı sadakatle
devam etmektedir.
"Yahudiler ve Protestanlar arasındaki bağlantı politikada da önemli
bir yer teşkil eder. İsrail'de yaptığı bir konuşmada (Protestan
Kilisesi üyesi olan) Jerry Falwell şöyle diyor: 'Anti-İsrail fikrine
sahip hiçbir adayın senatör olamayacağı günler yakındır'." (They
Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.244)
"Protestanlar da İsrail'i ve Yahudileri desteklemeye başlıyorlar,
çünkü Tanrı'nın seçtiği insanlar olduklarına inanıyorlar. Ayrıca
Kutsal Toprakların İsrail'in elinde bulunması İsa'nın tekrar geleceğinin
bir kanıtı. Begin şöyle diyor: 'Falwell 20 milyon Amerikalı Hıristiyanı
temsil eden adam." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.181)
|