|
Yahudilerin Geleneksel Mesleği: Tefecilik
Bazı Yahudilerde hakim olan üstün ırk inancı bu kişilerin hemen
her konudaki düşünce ve uygulamalarını yönlendirir. Muharref Tevrat'a
ekledikleri açıklamalarla Yahudileri bütün dünyanın sahibi olduklarına
ve diğer milletlerin dünyayı haksız yere elde ettiklerine inandıran
Yahudi hahamlar, bu serveti nasıl geri alacaklarının yolunu da Muharref
Tevrat'ta gösteriyorlar:
Fakat size dedim: Siz onların topraklarını miras alacaksınız, ve
ben size onu, süt ve bal akan diyarı mülk olmak üzere vereceğim;
ben sizi milletlerden ayırt eden Allah'ınız RABBİM. (Levililer Bölümü,
20/24)
O zaman Rab bütün bu milletleri önünüzden kovacak, ve sizden büyük
ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. (Tesniye Bölümü, 11/23-24)
 |
Bazı Yahudilerin paraya, mala ve mülke
karşı olan olağanüstü düşkünlükleri oldukça ünlüdür. Yanda,
1892 yılına ait Fransa'daki Le Petit Journal isimli bir dergide
yer alan resim, Yahudilerin paraya ve mala olan düşkünlüklerini
sembolize ediyor. Yahudiler tıpkı Hz. Musa döneminde olduğu
gibi, altından buzağıya tapıyorlar. Bu sefer modern banker
ve işadamı kılığındalar, ama zihniyetleri değişmemiş.
"Gümüşü yağma edin, altını yağma edin;
çünkü yığın yığın mallara, her çeşit değerli eşyanın zenginliğine
son yok." (Nahum Bölümü, 2/9)
|
Bu kişilerin dünya üzerindeki tüm zenginliği ele geçirmek için
uyguladıkları en önemli yöntem faiz oldu. Söz konusu hahamlar, Yahudilerin
birbirlerine faizle borç vermelerini yasaklarken, Yahudi olmayanlara
faiz karşılığı para vermelerini emrettiler. Muharref Tevrat'ta bu
konuyla ilgili olan açıklamalar, tefeciliğin yüzyıllardır geleneksel
meslek haline getirilmesinin ve tarih boyunca milletlere verilen
ekonomik zararların, birer tesadüf olmadığını göstermektedir.
Yabancıya faizle ödünç verebilirsin; fakat kardeşine faizle ödünç
vermeyeceksin, ta ki, mülk olarak almak üzere gitmekte olduğun diyarda
elini atacağın herşeyde Allah'ın Rabb seni mukaddes kılsın. (Tesniye
Bölümü, 23/20)
Bu taktik kimi Yahudiler tarafından çok büyük titizlikle uygulandı.
Binlerce yıl önce ilk faiz sistemi ve tefecilik, bu emirler doğrultusunda
Yahudiler tarafından kuruldu:
İlk tefecilik ve faiz Yahudiler tarafından ortaya çıkarılmıştır.
Diğer dinlerde faizin yasak olması Yahudilere bu konuda çok geniş
bir alan sağlamıştır. (Banks and Banking, sf.172)
Faizin, Yahudiler tarafından Tevrat'ın gösterdiği hedefler doğrultusunda
uygulandığı pek çok Yahudi tarafından da açıkça kabul edilmektedir.
Yahudiler tarafından hazırlanan Judaica Ansiklopedisi'nde konu şöyle
açıklanmaktadır:
Borç para vermenin kısa süre içerisinde tipik bir Yahudi mesleği
haline gelmesi Tevrat kaynaklıdır. (Encyclopedia Judaica, Moneylending,
cilt 10, sf.32)
Yahudilerin tefecilikle ne derece özdeşleştikleri Yahudilere ait
birçok tarihi kaynakta açıkça belirtilir:
Ortaçağ'da İtalya'daki, Yahudilerin bir çoğu tefecilik yapıyordu.
(Pictorial History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf.99)
Yahudiler tefecilikle o kadar özdeşleştiler ki, Ortaçağ'da ve daha
sonraki dönemlerde, Yahudi ismi ve tefecilik beraber kullanılıyordu.
Bir süre sonra ise Yahudi ve tefeci isimleri eş anlamlı olarak kulanılmaya
başlandı. (Pictorial History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf.116)
XII. yüzyıldan itibaren tefecilik Yahudi mesleği olarak giderek
artan bir önem kazandı. (Encyclopedia Judaica, France, cilt 7, sf.9-12)
XII. ve XIII. yüzyıllarda tefecilik Alman Yahudilerinin en belirgin
mesleği oldu. (Encyclopedia Judaica, Germany, cilt 7, sf.458-462)
|

|
Bir kısım Yahudiler, ellerinde
biriken sermayeyi Avrupalı Hıristiyan halka ezici faiz yükü
ile kredi olarak vermişlerdir. Resimde, Almanya'da 1531 yılında
Yahudi bir tefeci ve kendisinden borç isteyen bir Hıristiyan
tasviri görülüyor. Borç isteyen Hıristiyanın ifadesi şöyle:
"Lütfen, bana yazılı bir anlaşma ya da rehine karşılığında para
ver!" (Encyclopedia Judaica, cilt 4, sf.171) |
Ortaçağ'da, Avrupa'da salgın hastalıklar, savaşlar ve kuraklık
nedeniyle güçsüz duruma düşen halkın paraya ihtiyacı vardı. İhtiyaç
içindeki halk, kilisenin bu konudaki yasağına rağmen Yahudilerden
yüksek faiz karşılığı borç para almak zorunda kalıyordu. Bu durumu
iyi değerlendiren Yahudiler kısa sürede büyük sermayelere sahip
oldular:
X. yüzyılın kapanmasıyla ticaretle uğraşan Yahudiler, Hıristiyanların
kilise kanunlarınca yasaklanmış olan borç verme ve kredi işlemlerinde
uzmanlaştılar. Birkaç 10 yıl içinde neredeyse Hıristiyan Avrupa'daki
tüm nüfusun hemen hemen hepsi Yahudilere borçlandılar. Ve Yahudiler
tefecilik sonucu rehin aldıkları köy, kasaba hatta kiliselerin sahibi
oldular. (The Universal Jewish Encyclopedia, Moneylending, cilt
7, sf.618-622)
Söz konusu tefeci Yahudiler faiz sistemi sayesinde bu denli zenginleşirken,
kendilerini siyasi yönden sağlama almayı da ihmal etmediler. Uyguladıkları
sömürüye halktan, kiliseden ya da asillerden gelecek herhangi bir
tepkiye önlem olmak üzere bazı prens ve kralları kendilerine ortak
yaptılar. Bu "iş birlikçileri" sayesinde kanunlara rağmen, rahatlıkla
faiz sistemini işlettiler.
X. yüzyılda hükümet tarafından yasaklanmasına rağmen Yahudiler
ortakları olan Prensler sayesinde tefecilik yapıyorlardı. (The Universal
Jewish Encylopedia, Moneylending, cilt 7, s. 618-622)
Faiz ve tefecilik yoluyla büyük servet sahibi olan Yahudi bankerler,
XVIII. ve XIX. yüzyılda bu servetlerini kullanarak, Avrupa ülkelerinde
önemli bir güç elde ettiler. Bunun sonucu olarak Avrupa'nın en büyük
devletleri, Yahudilerin Siyonist ideallerine büyük hizmette bulundular.
Tefecilik ve Antisemitizm
Tefecilik, Avrupa'da birçok önemli şehre gruplar halinde yerleşen
bazı Yahudilerin yine temel aktivitesi haline geldi. Bu Yahudiler,
kilisenin yasaklamasına rağmen faiz sistemiyle, insanları sömürmeye
ve bu arada kendi zenginliklerini ve güçlerini artırmaya başladılar.
Bu yolla sadece halkları değil kralları ve imparatorları da kendilerine
bağımlı hale getiriyorlardı. Bu şekilde, Muharref Tevrat'a batıl
geleneklere uyularak eklenen, milletlerin sömürülüp, güçsüz bırakılmalarıyla
ilgili olan açıklamalar da uygulanmış oluyordu.
"Milletlerin zenginliği sana gelecek... Ve ecnebiler senin duvarlarını
yapacaklar ve kralları sana hizmet edecekler...Ve milletlerin sütünü
emeceksin..." (İşaya Bölümü, 60/11-12)
Tefecilik yoluyla oldukça yüklü sermayelerin sahibi olan Yahudiler
ticarete de yöneldiler.
Bazı yöneticiler ise kilisenin istekleri sonucunda Yahudilerin
tefecilik yapmalarını yasaklayarak onları ticarete teşvik ettiler.
Bu teşviklerden yararlanan Yahudiler yine de tefecilikten vazgeçmediler
ve gizli yollarla devam ettiler.
"I. Edward Yahudilerin tefecilik yapmalarını yasakladı. Bununla
beraber ticaret yapmaya teşvik edildiler. Zenginler yün ve mısır
ticareti yapmaya başladılar. Yine de bu, tefecilik için bir maske
idi. Ve diğerleri de kanunla yasaklanmış olmasına rağmen tefeciliğe
gizli olarak devam ettiler. Bu arada diğerleri de para kırarak büyük
sermayeler kazandılar." (Encyclopedia Judaica, England, cilt 6,
sf.751)
Bununla birlikte, Yahudiler sadece kendi mahkemelerinde yargılanabilmek
gibi birçok imtiyazlar elde ettiler:
"1090'da IV. Henry, Speyer ve Worms Yahudilerine bazı haklar verdi.
Ve arkasından gelen imparatorlar da onun bu hareketini devam ettirdiler.
Bu haklar Yahudilerin sadece kendi soydaşları tarafından ve ancak
kendi kanunlarına uygun olarak yargılanabileceklerini öngörüyordu.
Yahudi cemaatlerinin kanunları Almanya'daki Yahudi cemaatleri tarafından
kararlaştırılıyordu." (Encyclopedia Judaica, Germany, cilt 7, sf.458-462)
"Karolenj döneminde Yahudiler tamamıyla dini özgürlük yaşadılar.
İstedikleri yerlerde yaşayıp, istediklere yere gidebilirlerdi. Yahudi
cemaatleri kendi kendilerini yönetiyorlardı. Adalet sistemi kendi
dini mahkemelerinde gerçekleşiyordu ve sinagog inşaa etmekte serbesttiler."
(Pictorial History of Jewish People, Nathan Ausubel, sf. 114)
Kendilerine verilen bu imtiyazlara ve sağlanan rahat ortama rağmen
bazı Yahudiler, tefecilik yoluyla bu milletleri ekonomik yönden
kendilerine bağımlı hale getiriyorlardı. Bu, Hıristiyan halk arasında
Yahudilere karşı güvensizlik ve tepki yarattı. Bu ve diğer bazı
faktörler, Avrupa tarihinin yüz karalarından biri olan antisemitizmin
doğmasına neden olmuştur. Bazı tefeci Yahudilerin maddi birikimi,
Avrupa'nın Hıristiyan kitlelerinde Yahudilerin tümüne karşı fanatik
bir nefretin gelişmesine sebebiyet vermiştir. Avrupa'nın karanlık
yüzyılları boyunca Yahudi cemaatlerine karşı düzenlenen saldırılar
(pogromlar) pek çok masum Yahudinin hayatına mal olmuş, Yahudileri
toplumdan tecrit etmeye yönelik getto uygulamaları ise psikolojik
bir baskı mekanizması olarak işlemiştir. İslam dünyasında ise hiçbir
zaman antisemitizm görülmemiş, gerek Yahudiler gerekse Hıristiyanlar
Allah'ın Kuran'da Müslümanlara emrettiği adalet ve hoşgörü prensiplerine
uygun olarak, Müslüman yönetimler altında huzur bulmuşlardır.
|