|
Yahudilerin Filistin'e Girişleri
Tarihi bilgilere göre, Hz. Musa'nın ölümünden sonra, Yahudiler
bir süre daha Sina Çölü'nde dolaşarak, Kadeş-Barnea'ya ulaştılar.
Kadeş-Barnea, çöldeki yolculuklarının son yeri olmakla beraber,
Filistin'e girmelerinin başlangıç noktasıdır. Böylece Yahudiler,
Tevrat'ın kendilerine vadettiği topraklara yakınlaşmış oluyorlardı.
Yahudi tarihini anlatan ünlü Judaica Ansiklopedisi'nde ve diğer
bazı kaynaklarda, Filistin'in Yahudiler tarafından işgal edilmesinin
çok uzun yıllar sürdüğü ve bu sırada şehirlerin yakılıp yıkıldığı
belirtilmektedir:
Birçok araştırmaya göre Kenan diyarının fethi MÖ XIV. yüzyıldan
başlayarak XII. yüzyıla kadar sürmüştür. Filistin'deki arkeolojik
bulgular ve araştırmalar Beth-El, Tell Beit Mirsim, Beth-Shemesh,
Eglon, Hazar gibi birçok şehrin MÖ XIII. yüzyıl ile MÖ XII. yüzyıl
başlarında tahrip edildiğini göstermektedir. Bu bulgular kısa sürede
meydana gelen bir fetih olmadığını, küçük gruplar halinde yavaş
yavaş meydana geldiğini göstermektedir. (Encyclopedia Judaica, cilt.8,
sf.578)
Yahudiler Filistin'e girerken birçok şehri yakıp yıkmışlar ve orada
yaşayan halkı katletmişlerdir. Tevrat'ta bu, sanki Allah'ın emriymiş
gibi gösterilir, oysa gerçekte bunun uygulanan vahşete mazeret bulmak
için böyle gösterildiği anlaşılmaktadır. Yahudi yazar Chaim Potok
"Wanderings" (Gezginler) adlı kitabında Yahudilerin istila sırasında
yaptıklarını şöyle anlatıyor:
...Yahudiler Jericho kentine girdiklerinde halk kılıçtan geçirildi.
Şehir yakıldı... Ai şehrini tahrip ettiler. Oranın halkını köleleştirdiler,
yağmaladılar, şehri yerle bir ederek yaktılar ve Krallarını kazığa
geçirerek öldürdüler. (sf.117)
Prof. Dr. Mim Kemal Öke ise, bu tarihi bilgileri şöyle aktarır:
MÖ 1200 yılı dolaylarında Musa Peygamber önderliğindeki İbranilerin,
Mısır'dan kaçtıkları, Sina Yarımadası'nı geçerek Ölüdeniz dolaylarına
yerleştikleri ve (Hz. Musa'nın ölümünden sonra) Kenan Devleti'ni
istila edip, halka zulüm ve baskı yaptıkları, bu tarihi olayların
Tevrat'ta da yer aldığı belirtiliyor. (Tarihten Günümüze Filistin
Sorunu ve Türkler, Doç. Dr. Mim Kemal Öke)
Hayrullah Örs ise Yahudilerin Filistin'e yerleşmelerini şöyle anlatır:
Yahudiler zaptettikleri şehirlerdeki evlere yerleşmeyerek, kendilerine
kulübeler yaptılar. Bu ilkel evlerin kalıntıları kazılarla meydana
çıkarılmıştır. Bunların bir kül tabakası üzerine kurulmuş olması,
yerleşmeden önce İsrailoğulları'nın buraları ne hale koyduklarını
anlatmaktadır. (Musa ve Yahudiler, Hayrullah Örs, sf.187)
Bu dönemde Yahudiler Filistin'in tamamını ele geçiremediler:
Ancak Yahudilerin başarısı yine de sınırlı kalmıştır. Nüfusun yoğun
olduğu yerler, haberleşme yollarının etrafındaki bölgeler ve kıyı
boyu gibi can alıcı yerler Mısırlılar tarafından çok iyi korunduğundan,
Yahudiler ancak dağlık güney bölgeye yerleştiler. (Encyclopedia
Judaica, cilt.8, sf.581)
Yahudiler Filistin'in değişik bölgelerine dağınık olarak yerleştikten
sonra uzun yıllar bir taraftan Kenanilerle savaşırlarken diğer taraftan
da kendi aralarında çıkan isyan ve kavgalara tanık oldular.
MÖ XI ve XII. yüzyıllarda Yahudilerin "Hakimler Devri" olarak anılan
dönemi başladı. Dağınık bir şekilde yaşayan Yahudiler, tek bir lider
arayışı içine girdiler. Bu yeni lider Tevrat'ta "Hakim" olarak adlandırılmaktadır.
Yahudilerin tam anlamıyla bir birlik oluşturarak krallık kurmaları
ise Hz. Davud zamanında olmuştur.
Hz. Davud ve Hz.Süleyman
Hz. Süleyman ve Hz. Davud Yahudilerin büyük kısmı tarafından birer
peygamber olarak değil, yalnızca birer Kral olarak kabul edilirler.
Bu nedenle de, Yahudilerin bu mübarek insanları zaman zaman yanlış
değerlendirmeleri, bu kişiler hakkında hiçbir gerçekliği olmayan
kanaatlere kapılmaları söz konusudur. Tarihi kaynaklara göre MÖ
1012 ve 975 tarihleri arasında İsrailoğulları'nın başında bulunan
Hz. Davud, kuzey ve güneyde dağınık olarak bulunan Yahudi boylarını
birleştirerek, Kudüs'ü Jebusiteler'den alıp başkent yaptı. Hz. Davud'un
peygamberliği sırasında İsrailoğulları zenginleşerek, refaha kavuştular.
Ancak bir kısım Yahudiler, tıpkı Hz. Musa döneminde olduğu gibi,
bu refah ortamına rağmen sık sık ayaklanarak Hz. Davud'a karşı isyan
etmekten geri kalmadılar.
İsrail'de bulunan Hz. Süleyman Tapınağının
maketi
|
Hz. Davud'tan sonra tarihi kaynaklara göre MÖ 971'de Hz. Süleyman
Kral oldu. Hz. Süleyman ve Hz. Davud'un devrinde ekonomik ve siyasi
yönden oldukça önemli gelişmeler yaşandı. Ünlü Süleyman Mabedi,
bu dönemde Hz. Süleyman tarafından inşa edildi. Hz. Süleyman'ın
hükümdarlığının yaşandığı bu devir, tarihteki en ihtişamlı ve en
zengin dönemlerden biri olarak bilinmektedir. (Detaylı bilgi için
bkz. Harun Yahya, Hz. Süleyman, İstanbul 2002)
Bu refah ve zenginliğe rağmen pek çok ayaklanma ve isyan yaşandı.
Genelde tahtı ele geçirebilmek için çıkarılan bu isyanlardan bazıları
tarihi kaynaklarda Şeba, Abşalom ve Jerobeam ayaklanmaları olarak
anlatılır.
Kuşkusuz bu isyanların temelinde hak dini kabul etmek istemeyen
ve geleneksel batıl inançlarına bağlı kalmakta direnen birtakım
din adamlarının payı büyüktü. Bu kişiler, kendi uydurdukları sahte
dine uymayan peygamberleri sözde sapkınlık, dinsizlik, delilik ve
büyücülükle suçluyorlar, peygamberler hakkında pek çok iftirada
bulunuyorlardı.
Oysa Allah Kuran'da, Hz. Süleyman'a yöneltilen bu iftiraların doğru
olmadığını tüm insanlara bildirmiştir:
Ve onlar, Süleyman'ın mülkü aleyhinde şeytanların
uydurduklarına uydular. Süleyman ise küfretmedi; ancak şeytanlar
küfretti... (Bakara Suresi, 102)
Ey İsrailoğulları, size bağışladığım
nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın, ki ben de ahdinize
bağlı kalayım. Ve yalnızca benden korkun. (Bakara 40)
|
Yahudilerin Babil'e Yerleşmeleri
Hz. Süleyman'ın tahminen MÖ 930 yılında ölümünden sonra,
Yahudiler arasında kavgalar ve ayaklanmalar başladı. İlk Yahudi
Krallığı bu iç karışıklıklar nedeniyle "Yahuda" ve "İsrailiye" Krallığı
olmak üzere ikiye ayrıldı.
MÖ 722'de Asur Kralı Sargon, İsrailiye Krallığını istila etti ve
bu Krallıkta yaşayan 10 aileyi Samarya'dan Asur'a sürgün etti. Yahuda
Krallığı ise, MÖ 586'da Babil Kralı Nebukadnezar tarafından yok
edildi. Süleyman Mabedini ve Kudüs'ü yakan Nebukadnezar, Yahudilerin
önde gelenlerini Babil'e sürdü.
Ne var ki Yahudilerin önde gelenleri (özellikle de hak dine uymamakta
direnen kesimleri) bu durumdan hiçbir zarar görmediler, hatta karlı
çıktılar. Nebukadnezar tarafından Babil'e götürülen bu zengin kesim,
Babil'de çok daha büyük bir refahla karşılaştı.
Hak Dine ve Peygamberlere Karşı Gelen Yahudiler
Andolsun, Biz İsrailoğulları'ndan kesin söz almış ve
onlara peygamberler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna
gitmeyen bir şeyle bir peygamber geldiyse bir bölümünü yalanladılar,
bir bölümünü de öldürdüler. (Maide Suresi, 70)
Her toplumda olduğu gibi Yahudi toplumu içinde
de iman edenler ve Allah'tan korkan insanların yanı sıra, inkarda
direnenler ve kötülükte ileri gidenler vardır. Allah Kuran'da Yahudi
toplumu içinde inkarcılığı, isyanı ve kötülüğü alışkanlık haline
getirmiş olan kişilere özel olarak dikkat çekmiş, bu kişilerin bozguncu
karakterleri olduğunu bildirmiştir. Benzer bir durum Kuran'da Bedeviler
için de bildirilmiştir. Bedevilerin içinde de Allah'tan için için
korkan ve ahiret gününe samimiyetle iman eden kişiler olduğu gibi,
Allah'ın koyduğu sınırları bilmemeye daha yatkın kişiler de bulunmaktadır.
(Tevbe Suresi, 97-99)
Dolayısıyla, burada ele alınan tavır ve ahlak bozuklukları
inkarı alışkanlık haline getirmiş olan Yahudilere hastır. Yoksa
tüm Yahudi toplumunun tek tip bir ahlaka sahip olduğunu düşünmek
ya da kişiler arasında hiçbir ayırım gözetmeden bütün toplumu itham
etmek kuşkusuz mümkün değildir. Üstelik böyle bir yaklaşım son derece
akıl dışıdır.
Yahudiler pek çok peygamberin tebliğine şahit olmuş bir topluluktur.
Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İlyas, Hz. Eyüb, Hz. İsa, Hz. Davud ve
Hz. Süleyman bu peygamberlerden yalnızca birkaçıdır.
Yahudiler -bir kısmı hariç- peygamberleri inkar etmekle kalmayıp
onlara ve etrafındakilere birçok eziyette bulundular. Söz konusu
Yahudilerin inkar etmelerinin en önemli nedeni, atalarının sapkın
inançlarını bırakmak ve gerçek dine yönelmek istememeleridir. Allah,
Maide Suresi'nde bu Yahudilerin çıkarlarıyla çatıştığında peygamberleri
öldürdüklerini şöyle bildirir:
Andolsun, Biz İsrailoğulları'ndan kesin söz almış ve onlara peygamberler
göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle
bir peygamber geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü
de öldürdüler. (Maide Suresi, 70)
Kendi sapkın inançlarına göre değiştirdikleri Tevrat'ın ardından,
gerçek dini tebliğ eden Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in peygamberlik
ile görevlendirilmeleri, bazı Yahudiler'in çıkarları ile çelişen
ve kabul edemeyecekleri bir durumdu. Bunun için, özellikle Hıristiyanlığı
ve İslamiyeti hedef alan söz konusu dejenere Yahudiler, Hz. İsa'yı
ve Hz. Muhammed (sav)'i defalarca öldürmeye çalışarak bu iki hak
dinin henüz yayılmadan yok olmasını istediler.
|