|
NUREMBERG KANUNLARI VE "JUDEN RAUS! AUF NACH
PALASTINA!"
Naziler Alman Yahudilerini göç ettirmek için Siyonistlerle ortak
programlar düzenlerken, bir yandan da yine Siyonistlerin tasdiki
ile Alman Yahudilerinin ırk bilincini artıracak politikalar uyguladılar.
Lenni Brenner, Zionism in the Age of Dictators'da Naziler'in ırkçı
politikalarının Siyonistleri ne denli sevindirdiğini sık sık vurgular.
Örneğin Naziler'in 1935'te yayınladığı Almanlar ve Yahudiler arasındaki
evlilikleri yasaklayan Nuremberg kanunları bunların başında gelmektedir.
1935 Eylülünde açıklanan Nuremberg kanunları, Yahudilerin Alman
toplumundan çok keskin bir biçimde izole edilmesine yöneliktir.
Bu düzenleme ile, Yahudiler Alman yurttaşlığından çıkarılmış ve
sosyal haklardan mahkum paryalar haline getirilmişlerdir. Yahudilerin
resmi dairelerde çalışmaları, öğretmenlik, gazetecilik, çiftçilik
yapmaları, radyo, tiyatro ve filmlerde yer almaları yasaklanmıştır.
Yahudiler ile Almanlar arasındaki evlilik ve hatta cinsel ilişki
de yasaklar arasındadır. Yasaklar arasında, bir Yahudinin Alman
bayrağı dalgalandırması da vardır. Tüm bunlar, Yahudilerin kesinlikle
Alman olmadıklarını düşünen bir zihniyetin ürünüdür. Ve bu zihniyet,
en az Naziler kadar Siyonistler tarafından da paylaşılmaktadır.
Brenner, Nuremberg kanunları ile ilgili olarak
o dönemin Alman gazetecilerinden Alfred Berndt'in ilginç bir yorumunu
aktarır. Bernt, bu kanunların yayınlanmasından yalnızca iki hafta
önce Dünya Siyonist Örgütü'nün (WZO) tüm dünya Yahudilerine yönelik
bir deklarasyon yayınladığını ve onları nerede yaşarlarsa yaşasınlar,
ayrı bir millet, farklı bir halk olduklarını unutmamaya çağırdığını
hatırlatmış ve şöyle demiştir: "Hitler'in yaptığı şey, Yahudilere
ırksal bir azınlık statüsü vererek WZO'nun isteğine yerine getirmek
olmuştur." Lenni Brenner, bu nedenle Nazi Almanyası'nda yalnızca
"iki bayrağın dalgalanmasına izin verildiğini" söyler: Gamalı haçla
süslü Nazi bayrağı ve ortasında Siyon yıldızı bulunan mavi-beyaz
Siyonist bayrağı! 58 O sıralar Amerikalı Siyonist
lider Haham Stephen Wise, kendi yayın organı Congress Bulletin'de
konu hakkında şu yorumu yapmıştır:
Hitlerizm, en büyük hedefi olan Alman ulusunu
içindeki Yahudi elementten kurtarma isteği sayesinde Siyonizmle
olan 'akrabalığını' keşfetti. Bu nedenle Siyonizm, Nazi partisi
dışında, Reich sınırları içindeki tek legal parti haline geldi,
Siyonist bayrak da, Nazi bayrağı dışında, Reich sınırları içinde
legal olarak dalgalanabilen tek bayrak oldu.59
Hitler, 8 Aralık 1938 günü, Graf Zeppelin
adlı zeplinin açılış töreninde.
|
Lenni Brenner, Naziler'in konu hakkındaki politikalarını
"philo-Zionism" (Siyonizm sevgisi, Siyonizm taraftarlığı) olarak
adlandırarak hemen her konuda Siyonistlere destek olduklarını yazar.
Örneğin Naziler, Yahudilerin asimilasyondan kurtulmaları ve kendi
ırksal kimliklerinin bilincinde olmaları için çeşitli kanunlar çıkarmıştır.
6 Aralık 1936 tarihinde yayınlanan bir kanun, hahamların sinagoglardaki
ayinlerde Almanca kullanmaları yasaklamış ve daha da önemlisi, İbranice
kullanılması zorunluluğu getirmiştir. Bu, tüm dünya Yahudilerini
Filistin'e toplayarak hepsini artık ölmeye başlayan bir dil olan
İbranice'yi konuşmaya zorlayan Siyonistler için büyük bir destektir
elbette.60
Naziler'in Alman Yahudilerine ırk bilinci kazandırmak
için yaptıkları çalışmalar bununla sınırlı değildir. Brenner'ın
yazdığına göre, 1934 Baharı'nda Nazi Almanyası'nın Hitler'den sonraki
en güçlü adamı olan SS Şefi Heinrich Himmler'e yakın kurmayları
tarafından bir rapor sunulur. Durum Raporu-Yahudi Sorunu başlıklı
raporda, Alman Yahudilerinin önemli bir kısmının hala kendilerine
"Alman" olarak hissettikleri bildirilmekte ve bu sorunun çözümü
için de bazı yöntemler önerilmektedir. Bu yöntemler nedir dersiniz?
Brenner şöyle yazıyor: "Raporda Yahudilerin 'Alman' kalmakta gösterdikleri
direncin kırılması için, onların kültürel kimliklerinin vurgulanması
gerektiği yazılıydı. Bunun için de sistemli bir biçimde özel 'Yahudi
okulları' açılması, İbrani sanat ve müzik faaliyetlerinin teşvik
edilmesi, sportif faaliyetler düzenlenmesi öneriliyordu." 61
Tüm bunlar, Naziler'in Siyonistler'in güttüğü "ulus yaratma" hedefine
ne denli büyük bir sempati duydukları göstermektedir. (Ulus bilincinin
zihinlerde oluşturulmasında, kültürel telkinlerin, eğitim, sanat,
müzik, spor gibi aktivitelerin önemli rol oynadığı bilinir.)
Brenner'ın yazdığına göre, 27 Ekim 1938 gecesi Hanofer kentinde
Yahudilere karşı yapılan gösteri sırasında Hitler'in SA'ları tarafından
"Juden Raus! Auf nach Palastina!" yani "Yahudiler defolun! Doğruca
Filistin'e!" sloganı ısrarla kullanılmış ve daha sonra da bu slogan
tüm ülkeye yayılmıştı. Bu slogan, tüm Yahudileri Almanya'dan çıkarıp
Filistin'e yollamak isteyen Siyonistlerle Naziler'in ne denli iyi
anlaştıklarının çok özlü bir ifadesidir...
SS-Siyonist Flörtü
Nazi parti ve devlet aygıtı içinde en radikal, en fanatik ve en
acımasız kadro, Hitler'e bağlı devlet-üstü bir örgütlenme olan SS'lerdir.
Schutzstaffel (Koruma Birlikleri) isminin baş harfleriyle anılan
SS'ler, Hitler'in emri ile Heinrich Himmler tarafından örgütlenmiş
ve Nazi sisteminin beyin kadrosu olarak işlev görmüştür. SS'ler
özellikle Yahudilere karşı çok acımasız davranmış, 6 milyona yakın
masum Yahudi'nin ölümüyle sonuçlanan soykırımın en büyük uygulayıcıları
olmuşlardır.
Ancak fanatik Yahudi düşmanı olan SS'lerin Siyonistlere bakışı
oldukça farklıdır. Lenni Brenner SS'lerin Siyonistlerle olan ilişkilerini
şöyle anlatıyor:
SS Subayı von Mildenstein'in Nazi
yayın organı Der Angriffteki Siyonizmi öven yazı dizisi; "Bir
Nazi Filistin'e Gitti".
|
1934 yılında SS örgütü Nazi partisi içindeki
en Siyonist-yanlısı kanat haline geldi. Öteki Naziler onların Yahudilere
karşı fazla 'yumuşak' olduklarını söylüyorlardı. SS subayı Baron
von Mildenstein 6 aylık Filistin gezisinden ateşli bir Siyonist
sempatizanı olarak dönmüştü. Kısa süre sonra SS'lerin Güvenlik Servisi'ndeki
Yahudi departmanının başına getirildi. İbranice öğrenmeye ve İbranice
plaklar dinlemeye başladı; Siyonist dostu Kurt Tuchler ile Filistin'e
yaptığı gezi sırasında dinlediği Yahudi müziklerini çok sevmişti.
SS karargahında Siyonizmin Almanya'daki hızlı ve sevindirici gelişimini
gösteren haritalar asılıydı.62
Mildenstein Siyonizmi öven yazılar yazmakla
kalmadı, Goebbels'i ikna etti ve Der Angriff'te (Hücum) adlı önde
gelen Nazi yayın organında Siyonizmi öven 12 bölümlük bir yazı dizisi
yayınlanmasını sağladı. Bu dizi Der Angriff'in 26 Eylül-9 Ekim sayılarından
yayınlandı. Yazı dizisinde Siyonizmin Filistin'deki çabalarına uzun
övgüler düzülüyordu. Yazılanlara göre Siyonizm SS'lere Yahudi sorununun
nasıl çözüleceğini göstermişti. "Toprak kendisini reforme etmiş,
bu yeni Yahudi bambaşka bir Yahudi olacak" diyordu Mildenstein.
Baron'un bu keşfini kutlamak üzere Goebbels, bir yüzünde gamalı
haç, öteki yüzünde de altı köşeli Siyon yıldızının yer aldığı bir
madalyon yaptırdı.63
Mayıs 1935'te ise o sıralar SS Güvenlik Servisi'nin
şefi olan Reinhardt Heydrich, SS'lerin Das Schwarze Korps adlı resmi
yayın organında Siyonizmi öven bir yazı yazdı. Heydrich, Yahudiler
arasında iki temel grup (asimilasyonistler ve Siyonistler) olduğunu
ve Siyonistlerin de kendileri gibi ırk düşüncesine sahip olduğunu
yazıyordu. Ona göre asimilasyonistler tehlikeliydi ama Siyonistlerle
işbirliği yapmak çok makuldü. Yazısının sonunda Yahudi kafadarlarına
duygusal mesajlar vermişti: "Filistin'in binlerce yıldır hasret
olduğu kızlarına ve oğullarına kavuşacağı zaman uzak değildir. Onlara
tüm iyi dileklerimizle birlikte resmi desteğimizi de sunuyoruz."
64
SS'ler Adına Casusluk Yapan Siyonistler
ve Siyonistlere Gönderilen SS Silahları!...
Kısa süre sonra SS'ler ile silahlı Yahudi örgütleri arasında da
yakın ilişkiler kuruldu. Bu örgütlerin en önemlisi, WZO'ya bağlı
olan Jewish Agency'nin Filistin'deki silahlı kolu olan Haganah'tı.
(Haganah, İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte İsrail ordusunun
çekirdeğine dönüşmüştür. Moshe Dayan, Yitzhak Rabin gibi İsrail
liderleri eski birer Haganah üyesidirler). 1937 yılında Haganah
ile SS'lerin Güvenlik Servisi SD (Sicherheitsdienst) arasında gizli
görüşmeler başladı. 26 Şubat'ta Haganah'ın Filistin'deki ajanlarından
Feivel Polkes, gizlice Berlin'e geldi ve SD'nin Yahudi göçü ile
sorumlusu olan SS Subayı Adolf Eichmann ile görüştü. Eichmann, üstü
olan Baron von Mildenstein gibi ateşli bir Siyonizm yanlısıydı;
Herzl'in kitaplarını okuyor ve bir yandan da İbranice öğreniyordu.
Eichmann ile Polkes arasındaki görüşmelerin kayıtları, Eichmann'ın
üstü olan Franz-Albert Six'e bir rapor halinde sunulmuştu. Savaş
sonrasında SS arşivlerinde bulunan bu belgeye göre, Polkes, Siyonistlerin
Naziler'e yeni petrol kaynakları bulabileceklerini söylemiş ve Almanya'dan
Filistin'e düzenlenen Yahudi göçünün daha da artarak devamını istemişti.
Six, Polkes'un söylediklerinden hoşlanmış ve Siyonistlerle olan
ilişkilerin daha da genişletilmesi gerektiğine karar vermişti. SS
komutanı, konu hakkındaki düşüncelerini şöyle yazıyordu:
 |
Naziler'in propaganda
sorumlusu Goeblels (solda) Der Angiff adlı Nazi yayın organında
Siyonizmi öven uzun bir yazı dizisi yayınlatmış hatta bir
de, bir yüzünde gamalı haç, öteki yüzünde altı köşeli Siyon
yıldızının yer aldığı bir madalyon ısmarlamıştı. SS Güvenlik
Servisi şefi olan Heyrich (sağda) ise Siyonistlere "tüm iyi
dilekleri ile birlikte resmi desteğini de sunduğunu" söylüyordu.
|
 |
Almanya'dan göç eden Yahudilerin
başka herhangi bir ülkeye değil de, yalnızca ve yalnızca Filistin'e
gitmelerini sağlayacak bazı düzenlemeler yapabiliriz. Bu tür bir
eylem tamamen Alman çıkarlarına uygun sonuçlar doğuracaktır. Zaten
Gestapo'nun son düzenlemeleri de bu yöndedir. Polkes'un sözünü ettiği
Filistin'de bir Yahudi çoğunluğu oluşturma hedefi de bu düzenlemeler
sayesinde gerçeğe dönüştürülebilir.65
Polkes'un Berlin'de yaptığı bu görüşmelerin "iade-i ziyaret"i de
aynı yıl içinde gerçekleşti. 2 Ekim 1937 günü Romania adlı bir yolcu
gemisi Hayfa limanına vardı. Yolcu listesinde gemide iki Alman "gazeteci"nin
var olduğu yazıyordu. Oysa bu gazeteciler iki kıdemli SS subayıydı:
Herbert Hagen ve Adolf Eichmann. Gemiden iner inmez Filistin'deki
Nazi ajanlarından Reichert ile buluştular, bir kaç saat sonra da
Haganah'taki dostları Feivel Polkes ile. Polkes iki SS'i yeni kurulan
bir kibutza götürdü. (Kibutz: İsrail'in ilk yıllarda Siyonistler
tarafından kurulan komünal tarım çiftlikleri.) Eichmann gördüklerinden
çok etkilenmişti. Yıllar sonra Arjantin'de teybe aldığı anılarında
Polkes ile yaptığı gezinin izlenimlerini şöyle anlatıyordu:
Yahudi kolonicilerin yurtlarını inşa edişlerine
hayran olmuştum. Ben de bir idealist olduğum için, yaşama azim ve
hırsları beni çok etkilemişti. Daha sonraki yıllarda karşılaştığım
Yahudilere hep şunu söyledim: Eğer ben de bir Yahudi olsaydım, mutlaka
fanatik bir Siyonist olurdum. Başka bir ihtimal düşünemiyorum. Hiç
kuşku yok, Siyonistlerin en ateşlisi ben olurdum.66
Haganah üyesi Polkes ile SS'ler arasındaki bu görüşme sırasında
Polkes da önemli şeyler söylemişti. "Milliyetçi Yahudi çevrelerinde,
radikal Alman politikasına karşı büyük bir sempati var. Bu sayede
Filistin'de bir Yahudi çoğunluk oluşturulabileceği konuşuluyor"
diyen Polkes, Şubat ayında Berlin'e yaptığı ziyaret sırasında sözünü
ettiği Naziler adına casusluk önerisini yenilemişti. Hatta, Brenner'ın
not ettiğine göre, Siyonistlerin "iyi niyet"lerinin bir işareti
olarak, Almanya'daki komünistlerin faaliyetleri ve Berlin'de toplanan
Pan-İslamik Dünya Kongresi'nin komünistlerle ilişkisi konularındaki
iki önemli istihbarat raporu Polkes tarafından Eichmann ve Hagen'e
verilmişti.

Dünya Siyonist Örgütü (WZO), Filistin'de Araplara karşı savaşmak
için Haganah adlı silahlı bir örgüt kurmuştu. Yanda Haganah'ın
seçkin birliklerinden oluşturulan Palmach'ın üyeleri askeri
eğitim sırasında görülüyor.
Haganah, İsrail Devleti'nin kuruluşunun ardından İsrail Devleti'nin
kuruluşunun ardından İsrail ordusunun çekirdeğini oluşturdu.
Moşe Dayan, Yitz hak Rabin gibi Haganah üyeleri ise önce ordu
komutanı sonra da devlet adamı oldular.
Ancak, Haganah hakkında bilinmeyen bir şey vardı: Örgüt, Araplara
karşı kullandığı silahların bir kısmını Naziler'den temin
ediyordu.
|
SS'ler ile Siyonistler arasındaki yakın ilişkiler,
kuşkusuz en üst düzeyde, yani "Führer" düzeyinde de geçerliydi.
1938 yılının ilk günlerinden birinde, yıllardır Naziler ile Siyonistler
arasında aracılık yapan Otto von Henting Siyonist dostlarını arayarak
"Führer konuyla yakından ilgilenerek Filistin'e göçü yavaşlatan
tüm engellerin kaldırılması için acil bir emir verdi" müjdesini
vermişti. Brenner'ın yazdığına göre, aynı sıralarda Filistin'de
Siyonistlerle kanlı-bıçaklı düşman olan Kudüs Müftüsü de Naziler'e
yaklaşmaya çalışıyor ama hep çok ters cevaplar alıyordu. Müftü,
Naziler'in antisemitizmine bakarak onlarla ittifak yapabileceğini
düşünmüştü ama yanılıyordu. Naziler'e yakınlaşmaya çalıştığı sıralarda
Naziler Filistin'e yapılan Yahudi göçünü daha da artırmanın çabası
içindeydiler. Dolayısıyla, savaş sonrası dönemde Siyonistlerin dillerine
doladıkları Müftü-Nazi ilişkileri, gerçekte koskoca bir hiçti; "Müftü,
Berlin'e ya da Roma'yla olan ilişkilerinden hiçbir şey elde edemedi."
67
Naziler Siyonistler'e verdikleri destekte o denli
ileri gitmişlerdi ki, Filistin'de Araplara karşı savaşan Siyonist
militanlara silah bile veriyorlardı. Amerikalı tarihçi Francis R.
Nicosia, The Third Reich and the Palestine Question adlı kitabında,
Dünya Siyonist Örgütü'nün Filistin'deki silahlı kolu olan Haganah'a
SS'ler tarafından Araplara karşı kullanmaları için silah yardımı
yapıldığını yazar.68 Nicosia, ayrıca SS'ler ile
bugünkü Mossad'ın çekirdeği olan Mossad leAliyah Bet arasındaki
Filistin'e illegal Yahudi göçü düzenleme konusunda anlaşmalar yapıldığını
ve bu anlaşmaların da uygulamaya geçtiğini yazar. Göç "illegal"dir,
çünkü İngiltere'nin Yahudi göçü için koyduğu kotaları aşmaktadır.
Bir başka deyişle İngilizlerin (Arap tepkisinden çekindikleri için)
Yahudi göçüne getirdikleri sınırlamalar SS'ler ve Siyonistlerin
işbirliği sonucunda aşılabilmiştir.
Siyonizmin Seçicilik Politikası
Önceki sayfalarda Naziler'in antisemit uygulamalarının Siyonistler
tarafından büyük bir sempatiyle karşılandığına değindik. Bunun mantığı
ise basitti: Avrupa'daki yaşamları ne kadar baskı ve sıkıntı altında
geçerse, Yahudiler Filistin'e göçe o kadar kolay ikna olacaklardı.
Savaş sonrasında Siyonistler antisemitizmi başka türlü kullandılar
ve Yahudi halkının bu büyük tehlikeden güvenlikte olmasının tek
yolunun kendine ait bir devlet sahibi olması gerektiğini dünya kamuoyuna
empoze ettiler. Zaten daha sonraki dönemde de İsrail devleti, bir
tür "mazlumlar ülkesi" olarak tanıtıldı; antisemitizmin korkunç
kıskacından kaçan zavallı Yahudiler için bir sığınak olarak gösterildi.
Oysa İsrail'in mazlum Yahudiler için bir sığınak olarak tanıtılması,
samimiyetsiz bir propagandadan başka bir şey değildi. Böyle söylememizin
nedeni, Siyonizmin seçicilik politikasıdır.
Seçicilik özetle şuydu: Siyonistler belki tüm Avrupa Yahudilerine
etki edecek bir antisemitizmi körüklüyorlardı ama bu Yahudilerin
yalnızca bir kısmını Filistin'e götürmeyi düşünüyorlardı. Filistin'de
gereksiz "kalabalık" oluşmasını istemiyorlardı. Götürmek istedikleri
Yahudiler, orada işe yarayacak Yahudilerdi. Yani zengin, eğitimli,
genç ve ideolojik yönden bilinçli Yahudiler. Buna karşın alt kültür
gruplarına bağlı, eğitimsiz ve özellikle de yaşlı Yahudilerin Filistin'e
göç etmesini hiç mi hiç istemiyorlardı. WZO tarafından "no Nalevki"
(Nalevki'ye Hayır) olarak bilinen bir prensip uygulanıyordu. Nalevki,
Varşova'daki büyük Yahudi gettosuydu ve büyük ölçüde eğitimsiz,
bakımsız, yaşlı ve güçsüz Polonya Yahudilerinden oluşuyordu. WZO
liderleri Filistin'de yeni bir Nalevki yaratmak istemediklerini
söylüyorlardı. Peki Nalevki'nin Yahudileri ya da onlara benzeyen
diğer "vasıfsız" Yahudiler ne olacaktı? Siyonistlerin desteği ile
kendilerine baskı uygulayan Naziler'in elinde daha çok ezilecek,
daha çok acı çekeceklerdi elbette. Siyonistler kendi soydaşlarının
bir kısmını göç ettirebilmek için diğerlerinin baskı ve taciz altında
yaşatabiliyorlardı kolaylıkla. Brenner Zionism in the Age of Dictators'da
şöyle diyor:
Siyonistlerin Yahudi kitlelerden yüz çevirmelerinin nedeni, 'No
Nalevki' politikasıydı. Bu kitleler, Filistin'de gerekli olan yetenek
ve kaynaklara sahip değildiler ve dolayısıyla Siyonizm hiçbir şekilde
onlarla uğraşamazdı. Göçmenler Siyon'un ihtiyaçlarına göre çok katı
bir kritere göre seçilecekti. WZO, bununla kalmayarak, Filistin'deki
işsiz Yahudilerin de geriye göç ettirilmesine karar verdi...
Naziler'in Mart 1933'teki zaferinin ardından
Yahudilere karşı sokak terörü patlak vermiş ve bunun sonucunda da
Yahudiler Berlin'deki Filistin'e göç merkezi önünde uzun kuyruklar
oluşturmuşlardı. Ama Siyonistlerin Filistin'i bir mülteci sığınağı
haline getirmeye niyetleri yoktu. Göç, yalnızca Siyonizmin ihtiyaçlarına
göre düzenlenecekti. Yalnızca genç, sağlıklı, kaliteli ve bilinçli
Yahudiler isteniyordu. Siyonist gençlik örgütü HaChalutz, Filistin'e
kontrolsüz bir Yahudi göçüne izin vermenin 'Siyonist bir suç' olacağını
açıklamıştı.69
Dünya Siyonist Örgütü'nün lideri CHAIM
WEIZMANN, Avrupalı Yahudileri Nazi baskısından kurtarmak gibi
bir amaçları olmadığını, Filistin'e yalnızca "kalifiye" Yahudileri
götürmek istediklerini açıkça söylüyordu.
|
WZO'nun lideri Chaim Weizmann, seçicilik politikasının önde gelen
mimarıydı. 1934 yılında bu konuda bir rapor hazırlamış ve göçmenleri
seçmek için gerekli standartları belirlemişti. Buna göre, 30 yaşını
aşmış, maddi varlığı olmayan ve herhangi bir kalifiye özellik taşımayan
Yahudiler Filistin'e alınmayacaktı. Alman Yahudilerinin çoğu da
bu tanıma göre Filistin için uygun değildiler. Ya çok yaşlıydılar,
ya ülkenin gerektirdiği mesleki özelliklere sahip değildiler, İbranice
bilmiyorlardı ve ideolojik olarak da bilinçlendirilmiş değildiler.
Bu nedenle de Naziler'in baskı politikası boyunca ancak çok az sayıdaki
"seçilmiş" Yahudi Filistin'e götürüldü. Weizmann, 1937 yılındaki
Siyonist Kongre'de şöyle diyordu:
Avrupa'daki 6 milyon Yahudinin umutları göçte.
Bana sordular: '6 milyon Yahudiyi Filistin'e götürebilir miyiz'
diye. Cevabım: 'Hayır' oldu. Filistin'e götürmek için kurtarmak
istediklerim genç insanlar. Yaşlılar gelip geçicidir. Yazgılarına
katlanacaklar ya da katlanamayacaklar. Hayatta kalacak olan sadece
genç dallardır. Bunu böyle kabullenmek zorundalar.70
Bu bakış açısı hiç değişmedi. Siyonist liderler
tarafından, sözde Avrupa Yahudilerinin durumunu incelemek üzere
kurulan "Yahudi Kurtarma Komitesi"nin Başkanı olan Yitzhak Gruenbaum
1943 yılında yaptığı bir konuşmada, şöyle diyecekti: "Bize iki değişik
planla gelseler ve deseler ki, Avrupa'daki Yahudi kitleleri mi kurtarmalı,
yoksa vatanı mı (İsrail'i mi)? Tercihim hiç duraksamadan 'vatan'
olur." 71
Dünya Siyonist Örgütü, 1933'den 1935'e kadar, göçmen kağıdı alabilmek
için başvuran Alman Yahudilerinin üçte ikisini gerekli vasıflara
sahip olmadıkları için geri çevirdi... Siyonist, Davar gazetesinin
editör, Berel Katznelson, bu Yahudilerin geri çevrilmesinin nedenlerini
ise şöyle sıralıyordu: "Alman Yahudileri Filistin'de çocuk doğuramayacak
kadar yaşlıydılar, Siyonist bir sömürge oluşturmaya yetecek kadar
mesleki bilgileri yoktu, İbranice bilmiyorlardı ve Siyonist değillerdi."
Kısacası Filistin kapıları Siyonistlerin beğenmedikleri Alman Yahudilerine
kapalıydı. Onlar da her geçen gün daha da artan Nazi baskısı karşısında
başka ülkelere göç etmek istediler. Amerika'ya ya da İngiltere'ye
göç ederek antisemitizm belasından kurtulabileceklerini düşünmüşlerdi.
Oysa yanılıyorlardı. Siyonistler, yalnızca Filistin'in değil, Amerika'nın,
İngiltere'nin ya da başka herhangi güvenli bir ülkenin de kapılarını
kapatmışlardı çünkü. Bu, tarihte liderlerinin bir halka yaptığı
en büyük ihanetlerden biriydi.
Yahudilerin Kaçışının Siyonistlerce Engellenişi
Lenni Brenner Zionism in the Age of Dictators'da
şöyle diyor: "Alman Yahudilerinin önemli bir bölümünü Filistin'e
istemediklerine göre, Siyonistlerin bu kardeşleri için başka güvenli
sığınaklar buldukları sanılabilir. Ama hiç te öyle olmamıştır."
72 Gerçekten de Siyonistler Alman Yahudilerinin
Nazi baskısından kurtulması için hiçbir şey yapmamışlardır. Yahudi
soykırımının iyice açığa çıktığı dönemlerde bile Siyonistlerin tavrında
hiçbir değişiklik olmamıştır.
Ünlü Yahudi yazar Elie Wiesel de, David Wyman'ın L'Abandon des
Juifs (Yahudilerin Terkedilişi) isimli kitabı için yazdığı önsözde,
Siyonist liderlerin Yahudi halkı kurtarmamasından dolayı, "galeyana
gelenler"dendir: "Yahudiler terkedilmişti... Üzücü ve insanı galeyana
getirecek başka bir sonuç daha vardı: Büyük Yahudi organizasyonları,
Yahudi cemaatinin önemli şahsiyetleri bir kurtarma cephesi kurmayı
istememişlerdi."
David S. Wyman da, Elie Wiesel'in görüşlerini kitabının ilerleyen
sayfalarında tasdik eder: "Amerikan Yahudi cemaatlerinin hiçbiri
Avrupa'daki Yahudileri kurtarmak için bir operasyondan bahsetmediler.
Hiçbiri, özellikle Yahudi cemaatleri, Yahudileri kurtarmak istemiyorlardı...
B'nai B'rith, 1943 Ocağı'nda Pittsburg'da yapılan toplantıda, Yahudilerin
kurtarılması yolunda yapılan tüm propagandaların, Filistin'de Yahudi
Devleti kurulması yolunda bir propagandaya dönüştürülmesini istedi..."
1938 yılında WZO'nun Weizmann'dan sonraki ikinci
adamı (ve sonradan İsrail'in ilk başbakanı olacak olan) David Ben
Gurion, İngiltere'deki "Sosyalist İşçiler Toplantısı"nda yaptığı
konuşmada, Siyonist mantığı şöyle açıklar:
"Bilsem ki, Almanya'daki bütün Yahudi çocuklarını kurtarmak için,
ya hepsi İngiltere'ye nakledilecek, ya da yarısı İsrail'e götürülecek;
ben ikinci şıkkı seçerim." 73
Aslında işin en ilginç yanı Siyonistlerin Yahudileri kurtarmak
için bir şey yapmamış olmaları değildir. Bunun belli bir açıklaması
olabilir çünkü; tüm Yahudi enerjisini Filistin'de yoğunlaştırmak
istedikleri söylenebilir. Asıl ilginç olan şey, Siyonistlerin Yahudilerin
Almanya'dan Filistin harici üçüncü ülkelere göç etmelerini engellemiş
olmalarıdır.
1943 yılında, Alman Yahudilerinin kurtuluşunu engellemek için ünlü
bir Siyonist ortaya atılır: Haham Stephen Wise. Siyonizmin Amerika'daki
baş sözcüsü olan Wise, Birleşik Devletler Kongresinde, "Avrupa'da
ölümle karşı karşıya kalan Yahudileri kurtarma tasarısı"nın aleyhinde
bir konuşma yapar. Yine aynı Haham Stephen Wise, 1938 yılında, Amerikan
Yahudi Kongresi'nin (AJC) lideri olarak yazdığı bir mektupta, Yahudi
halka Amerika'ya göç hakkı tanınmamasını savunur. Wise, "Yahudilere
Amerika'da sığınma hakkı tanıyacak" herhangi bir yasa değişikliğine
karşı olduğunu şöyle ifade eder: "Birkaç hafta önce gelen tüm Yahudi
örgütlerinin liderlerinin katıldığı toplantıda alınan karara göre,
hiçbir Yahudi örgütü, şu aşamada, göçmen yasalarını herhangi bir
şekilde değiştirecek bir tasarıya destek vermeyecektir."
Aynı Amerika gibi İngiltere'nin kapıları da yine Siyonistler tarafından
Alman Yahudilerine kapanır:
Zor durumda olan Yahudilere, Britanya topraklarında
sığınma hakkı sağlanması için, İngiliz Parlamentosu'nun 227 üyesi
kendi hükümetlerine bir çağrıda bulundular. Ne var ki, Yahudi olmayanların,
Yahudileri kurtarmak isteği ile yaptığı bu teklif, Siyonist liderlerin
hışmına uğradı: 27 Haziran 1943 yılında, İngiliz Parlamentosu'ndaki
yüzü aşkın Hıristiyan parlamenter, Yahudileri kurtarmak için neler
yapabileceklerini tartışırken, bir Siyonist sözcü kalkıp bu önergeye
esasta karşı olduklarını, çünkü önergenin Filistin'in sömürgeleştirilebilmesi
için, gereken hazırlıkları içermediğini söyleyebilmişti.74
Aslında Siyonistlerin Yahudilerin Naziler'den kaçışını engellemelerinin
basit bir mantığı vardır. Eğer Amerika ya da İngiltere kapıları
Yahudilere açılsa, Siyonistlerin istemedikleri vasıfsız Alman Yahudileri
yanında, Filistin'e göç ettirmeye çalıştıkları vasıflı Yahudiler
de büyük olasılıkla bu ülkelere yöneleceklerdir. Bu nedenle hedef
kitleyi Filistin'e götürebilmek için, diğer Alman Yahudilerini Nazi
baskısı altında yaşamaya mahkum ederler.
Ve kuşkusuz bu hareket kendi halklarına karşı işledikleri bir ihanettir.
Bunu görenlerden birisi, Slovakyalı Haham Dov Michael Weissmandel,
bu konuda önemli yorumlar yapmıştır. Weissmandel, savaş dönemi boyunca
Yahudilerin Nazi baskısından kurtarılması için çabalar ama çabaları
Siyonistler tarafından baltalanır. Bunun üzerine, 1944 yılının Temmuzunda
Siyonist liderlere yazdığı mektupta şöyle isyan eder:
Neden şu ana kadar hiçbir şey yapmadınız? Bu
korkunç ihmalin sorumlusu kim? Siz değil misiniz? Yahudi kardeşlerimiz!
Sizler olanları böylesine soğukkanlı bir suskunlukla seyredebildiğinize
göre, insan değilsiniz ve sizler de katilsiniz, çünkü Yahudi insanlarının
yok edilmesini şu an, şu saat durdurabilecek, ya da geciktirebilecek
iken kollarınızı bağlamış oturuyor ve hiçbirşey yapmıyorsunuz. Sizler
kardeşlerimiz, İsrailoğulları, yoksa aklınızı mı yitirdiniz? Bizleri
saran cehennemin farkında değil misiniz? Paralarınızı kimlere saklıyorsunuz?
Katillere mi? 75
Weissmandel'in sezgileri güçlüydü. Gerçekten de Siyonistler "paralarını
katillere saklıyor", yani önceki sayfalarda incelediğimiz gibi Naziler'e
büyük finansal destekler veriyorlardı. Bir Yahudi devleti kurabilmek
için Yahudi düşmanlarıyla işbirliği yapmanın, onların Yahudiler
üzerinde uyguladıkları baskıları desteklemenin gerektiğine inanıyorlardı.
Kendi soydaşlarına baskı yapsınlar diye Naziler'e kolaylıkla para
verebiliyorlardı. Bu baskı, savaş yıllarında ise korkunç bir soykırıma
dönüşecek, Naziler milyonlarca masum Yahudiyi acımasızca katliamdan
geçirecekti.
Siyonizmin Kendi İçindeki Bölünmeler
ya da İyi Polis-Kötü Polis Oyunu
Siyonist hareket, önceden de belirttiğimiz gibi asıl olarak I.
Siyonist Kongre'de kurulan Dünya Siyonist Örgütü (WZO) tarafından
yönetildi. Herzl'in 1905'teki ölümünün ardından 1911'e dek David
Wolffsohn, o tarihten 1920'ye dek ise Otto Warburg WZO'yu yönetti.
Bu tarihten sonra ise WZO'nun liderliği 1946 yılına dek 1931-1935
yılları arasındaki Nahum Sokolow dönemi hariç ünlü Chaim Weizmann
tarafından yönetildi. Weizmann'ın sağ kolu ise David Ben Gurion'du.
Zaten bu ikili İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte Cumhurbaşkanlığı
ve Başbakanlık koltuklarını paylaştılar.
Sağ-kanat Revizyonist Siyonizmin kurucusu
olan Vladimir Jabotinsky, ya da yaygın lakabıyla "Vladimir
Hitler", Dünya Siyonist örgütünden 1933 yılında ayrılarak
kendi Siyonist örgütünü kurdu.
|
WZO, genel olarak sosyal demokrat/sosyalist eğilimliydi. Buna karşın
WZO liderlerinin en yakın ilişkiler içinde olduğu ülke her zaman
İngiltere olmuştur. (WZO'nun Almanya kolu olan ZVfD'nin Naziler'le
olan işbirliği kuşkusuz mümkün olduğunca gizli bir biçimde yürütülmüştü).
Ancak zamanla WZO içinde muhalif bir kanat gelişti. Bu kanat, örgütte
yaygın olan solcu eğilime karşın sağcı, hatta faşizan eğilimlere
sahipti ve örgütün İngiltere'ye olan sempati ve bağlılığını benimsemiyordu.
Liderliğini Vladimir Jabotinsky adlı bir Rus Yahudisinin yaptığı
bu akım, kısa süre sonra Revizyonist Siyonizm olarak anılmaya başlandı.
1920'lerin ortalarında başlayan görüş ayrılığının giderek büyümesi
sonucunda, Revizyonistler 1933 yılında WZO'dan ayrılarak Yeni Siyonist
Örgüt (New Zionist Organization NZO) adlı kendi örgütlerini kurdular.
Jabotinsky, Filistin'e yapılan Yahudi göçüne Arap tepkisi nedeniyle
sürekli kısıtlamalar koyan İngiltere'ye karşı sert bir mücadele
yürütülmesini savunuyordu. WZO'dan çok daha radikal ve sert bir
ideolojisi vardı. Hatta o dönemlerde aşırı sağcı fikirleri nedeniyle
Vladimir Jabotinsky'e "Vladimir Hitler" diyenler vardı. Revizyonist
Siyonizmin kurucusu, ideolojisini şöyle özetliyordu
Günümüz ahlak kuralları içinde çocuksu hümanizmin
etkisi yoktur. Dünya siyasal yaşamını şekillendirecek olgu, sadece
ve sadece güçtür. Komşusu ne kadar iyi ve candan olursa olsun, ona
inananlar aptaldırlar. Adalete inananlar da aptaldırlar.
Adalet, bileği güçlü olanın ve bu bileği büyük bir ısrarla isteklerini
gerçekleştirmek için kullananındır.76
Jabotinsky gerçekten de 1920'li ve 1930'lu yıllarda yükselişte
olan Faşizm ve Nazizm'in Yahudi versiyonuydu. Bunu ifade etmekten
de çekinmiyordu. Betar adlı milis örgütünü kurduğunda model olarak
Hitler'in SA'larını ve Mussolini'nin Karagömlekliler'ini seçmişti.
Betar üyeleri birbirlerini faşist selamla selamlıyorlardı. 1930'ların
sonlarında ise Revizyonistler Filistin'deki Araplara ve ilerleyen
yıllarda da İngilizlere karşı savaşacak olan Irgun Zvei Leumi (Ulusal
Askeri Örgüt) ya da kısaca Irgun adlı silahlı yeraltı örgütünü kurdular.
Irgun ve 1940 yılında ondan ayrılan Avraham Stern'in kurduğu LEHI
(Lomamei Herut Yisrael İsrail'in Özgürlüğü Savaşçıları), Araplar'a
ve İngilizlere karşı kanlı terör eylemleri gerçekleştirdiler (LEHI,
kurucusunun adından dolayı Stern Çetesi olarak da anılır). İsrail'in
sağcı Likud partisinin iki büyük lideri olan Menahem Begin Irgun'a,
Yitzhak Şamir'de Stern'e bağlı iki aktif teröristti o sıralarda.
Siyonizm içindeki bu sağ-sol ayrımına bakarak ki bu ayrım İsrail'in
kuruluşunun ardından da solcu İşçi partisi ve sağcı Likud partisi
ayrımıyla sürmüştür her iki kanadın da kendine uygun müttefikler
bulduğunu düşünebiliriz. Nitekim resmi tarih de bizlere böyle söylemektedir.
Siyonist kaynakların anlatımına göre, WZO İngiltere yanında taraf
tutmuş, Revizyonistler ise İngiltere'ye karşı çıkarken, Mussolini
ile yakın ilişkiler geliştirmiştir.
Oysa gerçekler hakkındaki biraz daha detaylı bir araştırma, iki
taraf arasındaki ayırımın pek inandırıcı olmadığını gösteriyor.
Bunun nedeni, her iki tarafın, özellikle WZO'nun, görünüşteki ideolojisine
uymayan ittifaklar kurmuş olmasıdır. Önceki sayfalarda incelediğimiz
WZO-Nazi bağlantıları bunun bir örneğidir. Birazdan WZO'nun da aslında
aynı Revizyonistler gibi Mussolini ile bağlantılar kurduğunu inceleyeceğiz.
Bu durum, iki taraf arasındaki ideolojik ayrıma inanmayı pek mümkün
kılmamaktadır. Her iki taraf da Faşistler ve Naziler'le çok yakın
ilişkiler kurduğuna göre, bir tarafın sağcı ötekinin solcu olmasının
ne anlamı olabilir?
Amerikalı Ortadoğu uzmanı Richard Curtiss, editörü olduğu Washington
Report on Middle East Affairs dergisinin Haziran 1995 sayısında
yazdığı "Barış Sürecini Öldüren İyi Polisler ve Kötü Polisler" başlıklı
makalesinde üstteki soruya tutarlı bir cevap öne sürmüştü. Curtiss'e
göre İsrail'in siyasi tarihindeki iki farklı kanat Sol Siyonizm
ve Revizyonizm arasındaki ayırım, gerçekte ünlü iyi polis-kötü polis
numarasından başka bir şey değildi.
Curtiss'e göre, iyi polis-kötü polis taktiğinin ilk örnekleri,
1940'lı yıllarda görülmüştü. 16 Eylül 1948 günü Revizyonist Stern
örgütünün teröristleri, Birleşmiş Milletler'in Filistin arabulucusu
olan ve Siyonistlerin işgal politikalarını eleştirmesiyle tanınan
Kont Folke Bernadotte'u Kudüs'te öldürdüler. Yeni kurulmuş olan
İsrail Devleti'nin Başbakanı Ben Gurion, Revizyonist militanlarca
gerçekleştirilen suikasti lanetledi ve Bernadotte'un BM karargahındaki
cenazesine de katılarak taziyelerini sundu. Suikastin sorumlusu
olan Stern üyeleri ise kayıplara karıştılar. Ancak bir süre sonra
bu militanlar ortaya çıktılar, hem de çok ilginç bir biçimde...
Bernadotte'u vuran Joshua Cohen adlı tetikçi, Başbakan Ben Gurion'un
özel koruması oluverdi birden bire.! Suikast emrini verenlerden
Yitzhak Şamir ise Mossad'ın Avrupa masası şefliğine getirildi. Ben
Gurion'un başbakanlığının sürdüğü bu dönemde, Şamir'in de katkısıyla,
çok sayıda "İsrail düşmanı" Mossad ajanlarınca Avrupa'da öldürüldü.

Vladimir Jabontinsky'nin takipçileri, 1930 ve 1940'lı yıllarda
Filistin'de kurdukları Irgun ve Stern gibi örgütlerle çeşitli
terör eylemleri gerçekleştirdiler. Siyonizm'in kötü polisi
rolü, Revizyonistlere devredilmişti.
Irgun'un en önemli liderlerinden biri, 30 yıl sonra Başbakanlık
koltuğuna oturacak olan Menahem Begin'di. Begin, yanda, 1948
yılındaki ateşli bir miting sırasında.
|
Tüm bunların tek bir açıklaması vardı: Ben Gurion'un Bernadotte
için döktükleri ancak timsah gözyaşıydı. İsrail'in İşçi Partili
Başbakanı, Revizyonist militanların gerçekleştirdiği suikastten
gerçekte son derece memnundu. Yalnızca, dünya kamuoyuna "iyi polis-kötü
polis" numarası yapıyordu.
Richard Curtiss, Revizyonist Siyonistler ile sol-kanat Siyonistler
arasındaki bu tür danışıklı dövüşlerin İsrail devletinin tarihindeki
başka örneklerine de değiniyor. Bunlara 8. bölümde yeniden değineceğiz.
Bizim buradaki amacımız, neden 1930'lı yıllarda Siyonist hareketin
içinde ayrı bir fraksiyon doğduğu ve bu ayrı görüntüye rağmen her
iki tarafın da Naziler ve Faşistlerle işbirliği yaptığıdır.
Bu sorunun cevabı, İngiltere'dir. Çünkü iki taraf arasındaki tek
gerçek ayrım iki taraf da Nazi ve Faşistlerle işbirliği yaptığına
göre İngiltere'ye karşı olan tavırlarıdır. Filistin'in yönetimini
elinde bulunduran İngiltere 1930'ların ortasından itibaren Arap
tepkisi nedeniyle Yahudi göçüne kısıtlamalar getirmiş ve bu da Siyonistleri
çileden çıkarmıştı. İngiltere'ye karşı bir şeyler yapmak gerekiyordu.
Ama bu büyük güç tamamen küstürülürse, bu kez Siyonizm büsbütün
batağa saplanabilirdi. Bu nedenle Siyonizm İngiltere'ye karşı iyi
polis-kötü polis oyununu oynadı ve WZO İngiltere ile iyi ilişkilerini
korurken, Jabotinsky'nin öğrencileri İngiliz hedeflerini bombalamaya
başladılar. WZO bu saldırıların "gözü dönmüş fanatikler" tarafından
düzenlendiğini ve aslında Siyonistlerin hep İngiltere yanlısı olduğunu
söylüyordu. İngiltere bu nedenle Siyonizme tepki vermedi ama Revizyonistlerle
uğraşmaktan yorularak Filistin'i terketti. Bu sayede de 1947 yılında
BM kararıyla Filistin'in yarısında bir Yahudi Devleti kuruldu. İyi
polis-kötü polis ittifakı işe yaramıştı. Jabotinsky'nin kurduğu
NZO'nun 1946 yılında kendini fesh ederek WZO saflarına yeniden katılmış
olmasıyla da iyi ve kötü polisler birbirlerine yeniden kavuştular.
İşte Revizyonist Siyonizm ile WZO'nun temsil ettiği sol-kanat
Siyonizm arasındaki ayrımın gerçek hikayesi budur. Bu durum, her
iki kanadın, İngiltere dışındaki politikalarının birbiriyle aynı
oluşundan çok iyi anlaşılıyor. Mussolini İtalyası, başta da belirttiğimiz
gibi bunun en iyi örneğidir.
58 Lenni Brenner,
Zionism in the Age of Dictators, s. 85.
59 Congress Bulletin, 24 Ocak 1936; Lenni Brenner,
Zionism in the Age of Dictators, s. 85.
60 Lenni Brenner, Zionism in the Age of Dictators,
s. 86.
61 Ibid., s. 87.
62 Ibid., s. 84.
63 Ibid.
64 Ibid., s. 85.
65 Ibid., s. 94.
66 Ibid., s. 98.
67 Ibid., s. 102.
68 Francis Nicosia, The Third Reich and the Palestine
Question, ss. 219-220 ve ss. 160-164.
69 Lenni Brenner, Zionism in the Age of Dictators,
ss. 143-144.
70 Faris Yahya, Zionist Relations with Nazi Germany,
Beyrut: Palestine Research Center, 1978, s. 55.
71 Ibid., s. 56.
72 Lenni Brenner, Zionism in the Age of Dictators,
s. 146.
73 Ibid., s. 149.
74 Ralph Schoenman, The Hidden History of Zionism,
2.b., San Francisco: Socialist Action, Temmuz 1988, s. 34.
75 Faris Yahya, Zionist Relations with Nazi Germany,
ss. 59-60.
76 R. Patai, Encyclopedia of Zionism and Israel,
1971, ss. 597-599.
|